Cek Magdurlari Serbest Kursu


Arkadaşlar
Çakıl taşları toz toprak derken köy yolları bitti,
Artık asfalttayız.
Kendi yol haritamızı belirlemenin zamanı geldi.
Artık stratejik davranmayı kimlere nasıl ulaşabileceğimizi,
sesimizi duyurma yollarını biliyoruz,
Siyasiler ve bürokratlar tatildeyken,
biz işbaşı yapmalıyız.
Yeni fikir üreterek sıfırdan buralara kadar getirdiğimiz mücadele gücümüzü ve azmimizi geliştirmeliyiz.
Bunun için; Hatalarımızı, noksanlıklarımızı iyi bilmemiz gerekiyor.
Şimdi özeleştiri ve sonrasında yol haritası çizme zamanı,
Herkez yorumunu bırakabilir...

ilgili yazılar:
Çek Mağduru Arkadaşlarımız (Murat Yalçın)

110 yorum:

Adsız dedi ki...

SAYGIDEĞER DOSTLARIM;
HAYIRLI PAZARLAR VE HAYIRLI GÜNLER.
MÜSAADE EDERSENİZ BU GÜN YİNE BİRAZ “BİLGİ KİRLİLİĞİ YAPACAĞIM”

ÖNERİLERİM:
HAK VE ONUR ÖZGÜRLÜKCÜLERİ BİRLEŞİM BAŞKANLIĞI TEŞKİLAT YAPISI.
A-BİRLEŞİK KOMİSYON= YASAMA VE KARAR ORGANI= ADMİNLER BAŞKANLIĞINDA SİTELER YORUMCULARI+AVUKATLAR
*Komisyon bir başkan belirleyecek
*Sitelerde öneri askıları bölümü olacak. En az on yorumcu tarafından benimsenen öneri 2 gün içinde oylanıp yürürlüğe koyulacak.
*Birleşimin bütün kararları komisyonda alınacak.

B-(ÖZGÜR DER) MAĞDUR DER=YÜRÜTME ORGANI
*En az üç bayan üyesi olan yedi kişi. Bütün üyelerin bayan olması daha etkili olur.
*Dernek başkanı ve sözcüsü bayan olmalı.
*Mali işler sorumlusu komisyonda da görev almalı.
*Dernek İstanbul’da yapılanmalı. Üyeler İstanbullu olmalı.

*BEN İSTERSENİZ BİRLEŞİME FAHRİ BAŞKAN OLURUM.. AMA NE KOMİSYONDA NEDE DERNEKTE SIFATLI GÖREV ALMIYACAĞIM.
*ANCAK HER FİİLİ HAREKETE KATILIP YANLARINDA OLACAĞIM.

*RAMAZANIN 10 U İLA 20 Sİ ARASINDA TAM KATILIMLI BİR MİTİNG DÜZENLENMESİNİ ÖNERİYORUM. Ben mitinge başkanlık yapacağım. Miting Ankara’da olmalı.
*Sanal Dernekle Adalet bakanından söz alındı. Ekim 15 e kadar yasa mutlak çıkar. İşaretler yoğunlaştı.Ancak 2 aylık bir süre daha var. Ve önümüz bayram. Halihazır hapisliklerin yanı sıra sırada bekleyenler var. Bayramı içerde geçirecek kardeşlerimiz var. Kaçaklar çok.
Adalet bakanının sıkıntısı mali açıdandı. Varlık Barışından epey para toplandı ve bankalara stoklandı. Bu para IMF nin canını sıkıyor. Eylül ayında masada Türkiye DAHA AVANTAJLI VE SAĞLAM OTURACAK.. İstediğini de alacak. IMF anlaşmasından sonra miting yaparsak etkili oluruz diye düşünüyorum.
Bu arada GENEL AF beklentisi de çok kuvvetli. Genel Affa ihtiyaç var hissi topluma iyice yansıtılıyor. Hükümetin genel aftan zoru ne çek mağdurları, nede PKK militanları.
Sayıları 500 ve1000 arasında olan hakiki dolandırıcılar. Genel af hükümet yanlısı beceriksiz ALİ DİBOLAR için tezgahlanıyor. YASA ÇIKMADIĞI MÜDDETÇE BU AF BİZİM İŞİMİZE YARAMAZ. Aksine yasayı bankalar lehine askıya aldırır.

Adsız dedi ki...

*RAMAZANIN 10 UNA KADAR YAPILANMA ZARURETİ VAR. ÖNCELİK VERİLMELİ.
Yapılanma çalışmalarıyla birlikte finans sorunu halledilmeli.

*DERNEK KURULUR KURULMAZ
1-Haber Türk Yazarı, Editör ve Sunucusu Yiğit Bulut’la temasa geçilip bir ÇALIŞTAY TERTİPLEMESİ İSTENMELİ.
2-Çeşitli görüşmeler planlanmalı.
3-Seçilecek tv lerin iftar programları editör ve sunucularına çiçekler ve mektuplar sunup programlara katılım sağlanmalı. Dernek temsilcileri programlı iftar çadırlarına misafir olmalı. Yanlarında çocuklar götürmeli. İstanbul’lu aileler bu işe hazırlanmalı.
*Teşkilattan tüm mağdurların haberdar olması için; tv.lerin istek programlarına, FOX TV. ÇALAR SAAT programına, HABERTÜRK TV. TÜRKİYE KONUŞUYOR PROGRAMINA
BOL BOL MAİLLER GÖNDERİLİP DİKKAT ÇEKİLMELİ.
*HABER TÜRK ANKARA TV. Muhabir ve sunucuları MUHARREM SARIKAYA VE YİĞİT BULUT’A üç gün arayla çiçek ve mektup gönderilmeli.
*Teşkilat temsilcileri başka mağdurların eylemlerine pankartlı temsilciler göndermeli. Kamusenin grevi gibi. Bunun için çarpıcı sloganlara havi pankartlarımız olmalı. ÇEK mağdurları blogta yazan Sayın Murat YALÇIN mutlak kadroya dahil edilmeli.
* GÖRÜŞMELERDE EZBERLER KESİNLİKLE TERK EDİLMELİ. Gündem takip edilmeli. Ezberlerden sadece TCK 21 kast unsuru, BUNA GÖRE EKSİK YARGILAMA VE HAK İHLALİ, YARGITAY BAŞKANININ SUÇ TARİFİ SIKLIKLA ANILMALI. AİHM. BAŞVURULARIMIZ DİLE GELMELİ. Bağımsız ve tarafsız yargı sistemi istenmeli, bankalar ve finans sektörü konusunda bilgilenilmeli. Fazla hukuki konuya girilmemeli. Kısa ve öz mesajlar oluşturulmalı.
*YAPILACAK TÜM FİİLİ EYLEMLERE ONURSAL BAŞKAN SIFATIYLA İSTENDİĞİNDE KATILIRIM. GÜVENLİĞİ SAĞLAR EYLEMLERİ SORUNSUZ NETİCEYE ÇIKARTMAYA GAYRET EDERİM.

ÜZERİNDE HASSASİYETLE VE ÖNEMLE DURMAMIZ GEREKEN TEK HUSUS AİHM DİR. BUNDAN ASLA VAZGEÇİLEMEZ.
BU NEDENLE AVUKAT ARKADAŞLAR KENDİ SİTELERİNE VE SİTELERİMİZDE DERHAL BİR BÖLÜM OLUŞTURMALI BİLGİ YAZILARINA BU BÖLÜMDE SIKLIKLA YER VERİLMELİ VE MAĞDURLARIN SORULARINA CEVAPLAR VERİLMELİDİR.

GELDİK EN ÖNEMLİ HUSUSA.
BENİM ESKİ ORDUMA
YOKLAR.
KÜSTÜLER.
İSTİHBARATCIM GÜL HANIM VARDI. BURHAN HOCA VARDI. BAYRAKTARIM JENARDİ VARDI. YANDAŞIM HATİCE HANIM. İSTİHKAMCILAR ALİ, KADİR, ÖNDER VARDI.
İKMALCİLER VARDI DENİZ,MUSTAFA, HASAN, NEVZAT VARDI. DAHA İSİMLERİ SAYMAKLA BİTMEYEN KAHRAMANLAR VARDI.
ONLAR ALDILAR BALKANDAN SÖZÜ.
ONLAR KOŞTULAR MECLİS KORİDORLARINDA
METRİSTE, ÜMRANİYEDE HEP VARDILAR.

ONLARI TEKRAR KAZANALIM.
BANA DEĞİL ONLARA ÇAĞRI YAPIN UYGUNCA.
GELSİNLER GÖREVE.
BİRLİK OLMALIYIZ
DOSTA DÜŞMANA KARŞIN.
HAYDİ BİSMİLLAH
HAYDİ TEKRAR MARŞ MARŞ.
VİRA SAYGILARIMLA.
BURHAN İŞCAN
CAHİL VE FENOMEN AMA HAK VE ONUR SAVAŞCISI

Cuneyt dedi ki...

Burhan abi
önenir için teşekkürler
hep beraber bir yol haritası çıkaralım
Arkadaşlarımızda fikirlerini söyleyecektir

Adsız dedi ki...

Eski sistemde devam etmeliyiz telefon ve sms mailler

Adsız dedi ki...

çek mağdurlarının sayısı onbinler ailelerle beraber yüzbinler
tüm türkiyeyi haberdar etmek için bir çare bulalım birlik olursak mücadelede başarıyı yakalarız basın haber yapmalı bizi konuyu gündeme taşımalı

Adsız dedi ki...

tok açın halinden anlar mı ki

Adsız dedi ki...

KIYMETLİ DOSTUM MURAT YALÇIN BAŞTA OLMAK ÜZERE TÜM DOSTLARIMA;

PRESTÜRKTE İLK YAZIM “DEVLET ELİYLE SOYGUN YAPANLAR VE YANDIM ANAM DİYENLER” OLMUŞTU.
Sonraları bir çok yazılar yazdım. Tüm yazılarımın ana teması “YOLSUZLUK EKONOMİSİ POLİTİKALARI” idi. Ve bu politikalardan kurtulmak için gerekli olan “YARI DOĞRUDAN HÜKÜMET ŞEKİLLERİNİN E-DEVLET ŞEKLİNDE UYGULANMASI” sistemiydi.

TÜRKİYENİN EN TEMEL SORUNU “UYGULAMADA OLAN DEVLET POLİTİKASININ OLMAMASIDIR.”

Bu eksiklik ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ ile kapatılmak istenmektedir. Anayasayı uygulayacak sisitem arızalı olunca değişecek anayasa ne ifade eder.
“GİDECEĞİN YERİ BİLMİYORSAN, GİTTİĞİN YOL NE İFADE EDER”

ADALET
Tabi ki ben bir hukukçu değilim, ama, hukukçularımızın hoşgörüsüne sığınarak bir vatandaş olarak hukuktan ben ne anlıyorum, işte bu defa bu hususta görüş ve kanaatimi yazmak istiyorum..(M.YALÇIN-cek-magdurlari blogspot)

TÜRKİYE’DEKİ bazı hukuk çevrelerinin ‘yargı bağımsız değil’ açıklamalarına rağmen Avrupa’dan farklı bir ses geldi.
Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Ria Oomen-Ruijten, Türkiye’de yargının bağımsızlık değil, tarafsızlıkla ilgili sorunu olduğunu söyledi. Türkiye Raportörü, ‘Özgürlüklerin olmadığı bir ülkede vatandaşların ruhunu öldürüyorsunuz’ diye konuştu. Hollandalı raportör, Zaman’daki yazısında şu görüşlerini dile getirdi:
EN ACİL SORUN KUTUPLAŞMA
Laiklik: Türkiye’nin şu an en acil sorunlarından biri kutuplaşma. Bu kutuplaşmayı rahatlatmanın en iyi yolunun yeni bir anayasa olduğunu düşünüyorum. Yeni bir anayasa ile herkesin temel haklarının temin edilebileceği ve en mühimi din-devlet ilişkilerinin ayrılabileceği kanaatindeyim. Şu an din ve devlet işleri ayrı değil… Ülkenizde din kamusal alandan tamamıyla çıkarılmış… Dinin siyaseti düzenlemesine, kanun yapımına katılmasına kesinlikle karşıyım. Din aynı zamanda toplumsal birtakım sorunlara çözüm üretebilir… Laiklik çoğu zaman din ile devlet arasında çelişki varmış ve bu yüzden ortaya çıkmış gibi takdim ediliyor… Türk laikliğinin kesinlikle militan olduğunu düşünüyorum.
CHP’NİN TAVRI ANLAŞILMAZ
CHP: Anamuhalefet partisinin sık sık mahkemeye gitmesi inanılacak gibi değil. Benim ülkemde bu tahayyül dahi edilemez. Meselelerinizi Meclis’te görüşürsünüz. Eğer Meclis’te durduramıyorsanız, meseleyi halka, sivil toplum örgütlerine havale edersiniz ve onlardan yardım istersiniz.
TÜRKİYE’DE YARGI SINAVDAN GEÇİYOR
Yargıtay’ın bildirisi Türkiye’de yargı sistemini yeniden tartışmaya açtı. Bildiri, reformlara karşı çıkarken, AB’den farklı yorumlar geldi. Türkiye raportörü Ruijten, “Türk yargısının bağımsızlık değil tarafsızlık sorunu var.” dedi. AB önümüzdeki hafta Ortaklık Konseyi toplantısında da yargı reformu isteyecek.
Hükümet yandaş yargı istiyor
Anayasa Mahkemesi, başörtüsü düzenlemesi ve AK Parti’ye açılan kapatma davasını görüşürken Yargıtay, sert bir bildiri yayınladı. Üniversitelerde başörtüsü serbestliğini öngören düzenlemeye tepki gösteren Yargıtay Başkanlar Kurulu, yargı reformuna karşı çıktı, yeni anayasa çalışmalarını ağır bir dille eleştirdi. AK Parti’ye kapatma davası açan Yargıtay

Adsız dedi ki...

Cumhuriyet Başsavcısı’na sahip çıkılan bildiride, Hükümet ‘yandaş bir yargı kurumu’ oluşturmaya çalışmakla suçlandı. Bildirinin amacı ise “yargıya yönelik sistemli saldırıların ivme kazanması” olarak özetlendi.

Hükümet, Yargıtay’ı uyardı: Millet adına konuşamazsınız
Hükümetten Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun bildirisine sert bir cevap geldi. Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, bildirinin demokratik ve hukukî meşruiyeti olmadığını dikkat çekerek “Bu, siyasî bir bildiridir ve kabul edilemez.” diyerek tepki gösterdi. Yargıtay’ın millet adına açıklama yapamayacağını vurgulayan Çiçek, Yargıtay’ın ‘bildiri yayımlamak gibi bir görev ve yetkisine sahip olmadığını’ belirtti. Çiçek şöyle konuştu: “Yargıtay, parti kapatma davası konusunda iddianameyi kutsayarak taraf olmuştur. Dava öncesinde yayımlanan bildiri, açıkça mahkemeyi etkilemeyi amaçlamaktadır.”

AB, yargı reformunda ısrarcı: Sorunun kaynağı ‘tarafsızlık’
Türkiye ile Avrupa Birliği, önümüzdeki hafta ‘müzakere süreci’ni masaya yatıracak. 27 Mayıs’ta Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın katılımıyla gerçekleşecek Ortaklık Konseyi toplantısında AB, önemli tespit ve taleplerde bulundu. Zaman’ın ulaştığı 17 sayfalık taslak belgeye göre, Brüksel yargıda radikal reform istedi. Tarafsız, bağımsız, güvenilir, şeffaf bir yargı sisteminin önemine dikkat çekecek. AP, Türkiye Raportörü Ria Oomen-Ruijten’e göre de sorun yargı bağımsızlığından değil tarafsızlığından kaynaklanıyor: AB’de hiçbir savcı Türkiye’deki kadar bağımsız değil.

YİNE BİR YAZIMDA TEORİLER VE UYGULAMADA ÇIKACAK NETİCELERİNDEN BAHSETMİŞTİM.

“Ben inanıyorum ki bu 'çek hapsi' özü itibarıyla tam bir rezalet, gayri medeni, gayri insani, gayri hukuki ve tabi ki gayri ahlaki bir işkencedir..”
3167 Sayılı Yasanın 1985 yılında çıkartıldığını, 2003 yılında yine şimdiki hükümet tarafından değiştirildiğini, kaldırılan hapislik cezasının dolaylı yoldan muhafaza edildiğini de anlatmıştım. 2005 yılında Türk Ceza Yasası değiştirilmiş, özel yasaların da bu yasaya uyum sağlanması istenilmişti. 2009 yılının üçüncü çeyreğindeyiz ne değişti? Niçin değişiklik yapılmıyor (bu hususu bir başka yazımda uzun uzun anlatacağım. Tam bir ibretlik.)
Hala cezada ısrar dayatması. NİÇİN?
Hukuk adamları biliyor. Yargıtay Başkanı biliyor öneri yapıyor. Hükümet işin farkında. Öyleyse niye.
DEVLET YOK. DEVLET POLİTİKASI YOK.
Türkiye Cumhuriyeti dışa bağımlı “DAYATMALAR CUMHURİYETİDİR!” . HAYIR DİYEN YANIMA GELSİN VE BANA AKSİNİ İSBAT ETSİN.
Brüksel yargıda radikal reform istedi. Tarafsız, bağımsız, güvenilir, şeffaf bir yargı sisteminin önemine dikkat çekecek. AP, Türkiye Raportörü Ria Oomen-Ruijten’e göre de sorun yargı bağımsızlığından değil tarafsızlığından kaynaklanıyor: AB’de hiçbir savcı Türkiye’deki kadar bağımsız değil.
SORUN DA BURDA ;
Bizim Çek Yasasını düşünün. Farklı illerde farklı uygulamalar. Sonra bir emirle şıp diye o uygulamalara son vermeler. Neden.
Bir yazımda uyardım “ÇEK MAĞDURU İKTİDARLA YÜKSEK YARGI ARASINDA YAŞANAN ÇEKİŞMENİN DE MAĞDURU OLMAMALI” diye. Mayıs ayındaydı. Ve olduk.

Adsız dedi ki...

“Vicdani kanı/yargı kavramının yapısıyla ilgili kural şudur: ‘Yargıcın vicdani kanısı’, özünde bir ‘gerçeklik yargısı’dır. Peki, vicdanın gereksinmesi ne(ler)dir? Akıl, sağduyu. . Vicdan; ne öğrenim ister, ne de uzmanlık. ..” Aşağıya, Türk Hukuk Sitesi kütüphanesinde yayınlanmış iki avukatın yazılarından bölümler alıyorum..

Av. Coşkun ÖZBUDAK, Ankara Barosu “..Yargıçlar, Anayasaya, kanuna ve hukuka ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. (Anayasa md. 138) Dikkat edilirse burada vurgu yapılan, kanun ve hukuk değil, vicdani kanaattir. Kanun ve hukuk ise, vicdani kanaat oluşturulurken dikkate alınacak ölçü ve bir noktada da sınırdır.”(yazıdan)

23 Haziranda Sayın İyimaya’nın huzuruna girdiğimizde; “HUKUĞU HUKUKCULARA BIRAKINIZ” diyen Sayın Dostumuz Av. Ofluoğlu’da vardı. O TOPLANTIDA OLANLAR HATIRLAR. Sayın İyimaya , Ofluoğlu’na “üstad hukuğu bana anlatma, ben hukuğun ruhunu biliyorum” demiş ve susturmuştu. O gün bana tavsiyesini de biliyorsunuz.

“Bir tek kişiye yapılan bir haksızlık, bütün topluma yapılan bir tehdittir.” (yazıdan)

“Eğer Meclis’te durduramıyorsanız, meseleyi halka, sivil toplum örgütlerine havale edersiniz ve onlardan yardım istersiniz.”

“Özgürlüklerin olmadığı bir ülkede vatandaşların ruhunu öldürüyorsunuz”
AMAÇ BUYDU BAŞARDILAR.
NASIL? MAĞDURLAR AF İSTİYOR AF.
Hak ve onura Allah rahmet eylesin. RUHU ŞAD OLSUN.

HAK VE ONURLU ÖZGÜRLÜK SAVAŞCISI BURHAN İŞCAN

Adsız dedi ki...

HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI HABERLERİ HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI HABERLERİ için kaynağı
Bu haberleri web sitenize eklemek için tıklayın



Hazine'den Yeni Bono İhalesi
Hazine, yarın 6 ay (182 gün) vadeli TL cinsinden iskontolu bono ihalesi düzenleycek. devamı
3 saat önce..

Hazine Haftaya İki İhale Gerçekleştirecek
Hazine Müsteşarlığı, "Ağustos 2009 İç Borçlanma Stratejisi" Çerçevesinde Haftaya İki İhale Gerçekleştirecek. 17 Ağustos'ta Gerçekleştirilecek 182 Gün Vadeli Tl Cinsinden İskontolu Referans Hazine Bonosu İhalesinde 3 Milyar 398 Milyon Tl Borçlanacak Olan Hazine Müsteşarlığı, 18 Ağustos'ta Yapacağı 5 Yıl Vadeli Tl Cinsinden Tüfe'ye Endeksli Devlet Tahvili İhalesinde Çoklu Fiyat Sistemi Uygulayacak. devamı
14.08.2009 16:59

Ekk'da İhracattaki Gelişmeler Ele Alınacak
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan Başkanlığında Toplanacak Olan Ekonomi Koordinasyon Kurulu, İhracattaki Gelişmeleri Değerlendirerek, Sektör Gündemindeki Konuları Ele Alacak. devamı
14.08.2009 10:03

Hazine 846.3 Milyon Tl'lik Borcun Vadesini Uzattı
Hazine Müsteşarlığı Bugün Gerçekleştirdiği 14 Ağustos İhraç Tarihli Değişim İhalelerinde Toplam 846.3 Milyon Tl'lik Borcun Vadesini Uzattı. devamı
13.08.2009 16:07

Kobi'lere Yeni Kredi
Hazine Müsteşarlığı Tarafından, Kredi Garanti Fonuna Aktarılarak, Bankacılık Sistemi Aracılığıyla Küçük ve Orta Boy İşletmelere (Kobi) Kullandırılması Planlanan 1 Milyar Liralık Kaynağın Önü Açıldı. devamı
13.08.2009 15:50



Hazine'nin yurtiçinden borçlanması, Devlet İç Borçlamma Senetleri'nin (DİBS) ihracı yoluyla oluyor. Hamiline olan bu senetlerin en büyük ayrıcalığı, üçüncü kişilere satılabilir olmasıdır.
DİBS ihalelerine çoğunlukla bankalar katılıyor. Bankalar açısından Hazine'ye kredi vermekle ticari bir müşterisine kredi vermek arasında önemli farklar var.
Her şeyden önce, Hazine kredi değerliliği açısından daha sağlam bir müşteri. Bir başka önemli nokta da, ticari müşteriye verilen kredi vadesine kadar tahsil edilemez.
DİBS ise istenildiği zaman satılabildiğinden, bankalar bu senetleri vadesine kadar ellerinde tutmak zorunda değillerdir.
BANKALAR
Bugünkü haliyle DİBS piyasası 1985 yılında kuruldu. Başlangıçta bu piyasanın baş oyuncuları bankalardı. Daha sonra DİBS ikinci piyasası gelişip üçüncü kişiler arasında alınıp satılmaya başlandı.
Piyasada dolaşan DİBS miktarının yüzde 40'ına yakın bir kısmı 1990'lı yılların başında banka dışı

Adsız dedi ki...

kesim tarafından tutuluyordu. Meşhur 1994 kriziyle beraber banka dışı kesimin eli yandı.
Artık banka dışı kesimler kesin alım yoluyla portföylerinde DİBS tutmuyorlar. Bankalarla repo yapılarak, DİBS banka dışı kesimin portföylerinde geçici bir süre kalıyor.
Şu sıralarda piyasadaki DİBS'nin yüzde 95'i son sahiplik bazında bankacılık kesiminin elinde bulunuyor.
DİBS'nin ikinci piyasası son derece sığdır. Bankalar kendi aralarında, kendileri çalıp kendileri söylüyorlar. Doğal olarak da, DİBS istenildiği zaman elden çıkarılabilecek bir yatırım aracı olma özelliğini kaybediyor.
Örneğin, bugünlerde en fazla işlem gören DİBS, 23 Ağustos 2000 vadeli borçlanma senedidir. Diğer vadeli borçlanma senetlerinde ise ikinci piyasa işlem miktarı son derece azdır.
İşlem miktarı az olan senetleri ellerinde bulunduran bankaların, isteseler de bu senetleri başkalarına makul fiyatlardan satabilme olanakları yoktur.
LİKİDİTE
Bu şartlarda, DİBS ile bankanın ticari müşterilerine verdiği kredi arasındaki tek fark, Hazine'nin kredi değerliliğinin ticari müşterilerinden daha iyi olması oluyor. Arada bir çıkarılan ‘‘konsolidasyon'' söylentileri bu farkı da kısa süre için bile olsa ortadan kaldırabiliyor.
Üzerinde durulması gereken en önemli nokta, DİBS'nin yatırımcılar tarafından istenildiği zaman elden çıkartılabilme özelliğinin korunmasıdır.
Başarılı bir DİBS ihalesi, ne ihalede satılan miktardır, ne de ihalede oluşan faizlerdir. Başarılı bir DİBS ihalesi, ihale edilen DİBS'nin vade sonuna kadar ikinci piyasada makul hacimlerde işlem görebilmesidir. Bu sağlandığında satılan miktar da, faizler de arzulanan seviyelere ulaşacaktır.
Hazine'nin ısrarla satmak istediği üç yıl vadeli DİBS, sözünü ettiğimiz özelliklerden yoksundur. Hazine ne kadar satarsa satsın bu çeşit ihaleler başarısız olmaya mahkûmdur.




AĞUSTOS ayında Hazine'nin rekor düzeyde borç ödemesi var. Eskiden ödemelerin yoğunlaştığı aylarda Hazine'nin yeteri kadar borçlanıp borçlanamayacağı sorgulanırdı. Artık piyasalar duruma alıştı. Geçmişte yaşanan tedirginlikler gözlenmiyor.


İstikrar programı çerçevesinde Hazine'nin borçlanma ihtiyacı azaltılmaya çalışılıyor. Nominal faizler beklenenden de fazla düştü. Enflasyon yavaş da olsa bir düşüş eğilimine girdi. Piyasalar da geçmişe göre oldukça sakin.


Bu durumdan yararlanılarak Hazine'nin yeni bir borçlanma stratejisini benimsemesi yararlı olacaktır. Yeni stratejide her vadede en fazla ne kadar itfa olacağı, daha borçlanma senetlerinin tümü piyasada satılmadan bilinmelidir.

Adsız dedi ki...

İTFA MİKTARI


Yeni sistemde, piyasa devlet iç borçlanma senetlerini daha doğru fiyatlayabilecektir. Fiyatlamanın da ötesinde, her vadedeki borçlanma senetlerinin ikinci piyasadaki likiditesi artacaktır. Bugün ancak belli senetlerin likiditesi vardır.


Hazine, her ay hangi vadede, hangi sınırlar içinde, ne kadar borçlanmak istediğini piyasaya söylemektedir. Piyasanın bilmediği ise, yeni ihraç edilen bir borçlanma senedinin vadesine kadar tekrar ihraç edilip edilmeyeceğidir. Bir başka deyişle, şimdiki uygulamada, piyasa itfa tarihinde toplam itfanın azami ne olacağını bilmemektedir.


Hazine yeni bir tanımda borçlanma senedi ihraç etmeye karar verdiğinde, senedin vadesi boyunca toplam ihracın ne olacağını ilan edebilir. Daha sonra o tanımlı káğıdı itfa tarihine kadar farklı zamanlarda satışa koyabilir. Bu şekilde, piyasa, gelecekte yeni tanımlı bir borçlanma senedi çıkmadıkça, Hazine'nin azami borçlanabilme limiti hakkında da bir fikir elde edecektir.


Bu çeşit bir uygulama, piyasa yapıcılığı sisteminde asıl tacirlerin (primary dealers) planlamalarını da kolaylaştıracaktır. Hazine bu strateji çeçevesinde ileride oluşmasını düşündüğü borçlanma ihtiyacı hakkında da piyasalara bir fikir verecektir. Her tanımdaki borçlanma senetlerinin azami ihraç miktarları açıklanırken bazı aylarda itfaların yoğunlaşması da önlenebilecektir.


İTFA LİMİTİ


Önerilen sistemde borçlanma senetlerinin itfası, örneğin, her ayın üçüncü çarşambası olarak belirlenebilir. Kural olarak da, vadesine üç aydan daha az kalmış tanımlı bir borçlanma senedi satılmayabilir. Bu şekilde her ayın üçüncü çarşamba günü Hazine'nin bir itfası olacaktır. Borçlanması ise ya daha önce piyasaya çıkmış bir borçlanma senedinin yeniden satışı yoluyla ya da yeni tanımlı bir borçlanma senedinin ilk kez satışı yoluyla olacaktır.


Daha önce piyasaya çıkmış bir tanımdaki borçlanma senedinin Hazine tarafından satılacağı azami miktar zaten bellidir. Yeni bir tanımda borçlanma senedi satılıyorsa, itfadaki azami miktar ve Hazine'nin o ihalede satmayı planladığı miktarın sınırları da biliniyor demektir.


Bu çeşit bilgiler Hazine borçlanmasını çok daha rahatlatacaktır.



-Hazine Müsteşarlığı Ağustos ayında iç piyasalara yapılacak 17.4 milyar TL`lik itfaya karşılık, iç piyasalarda 17.3 milyar TL tutarında borçlanma gerçekleştirecek. Aynı dönemde Hazine Müsteşarlığı, toplam 23.3 milyar TL`lik iç borç servisine karşılık, 22 milyar TL toplam iç borçlanma gerçekleşmesi öngördü.

Adsız dedi ki...

Hazine Müsteşarlığı Ağustos ayı İç Borçlanma Stratejisi`ni açıkladı. Buna göre, Hazine Ağustos ayında ayında 17 milyar 404 milyon TL`si piyasaya, 5 milyar 916 milyon TL`si kamu kurumlarına yapılan satışların geri ödemeleri olmak üzere toplam 23 milyar 320 milyon TL iç borç ödemesi yapacak. Hazine Müsteşarlığı, 23 milyar 320 milyon TL`lik ödemeyi 4 farklı tarihte gerçekleştirecek. 5 Ağustos tarihinde piyasalara 10 milyar 357 milyon TL`lik ilk ödemesini gerçekleştirecek olan Hazine Müsteşarlığı, bu tarihte kamu kurumlarına yapılan ihraçların geri ödemeleri olarak 4 milyar 119 milyon TL ödeyecek. Toplam 14 milyar 476 milyon TL`lik ödeme yapılmış olacak. 12 Ağustos`ta 284 milyon TL`si piyasalara olmak üzere toplam 394 milyon TL`lik ödeme yapılacak. 19 Ağustos`ta 6 milyar 346 milyon TL`si piyasalara olmak üzere toplam 6 milyar 759 milyon TL`lik ödeme gerçekleştirecek. Son olarak Hazine Müsteşarlığı`nın 26 Ağustos tarihinde yapacağı iç borç ödemesi 417 milyon TL`si piyasalara olmak üzere toplam 502 milyon TL olacak. Söz konusu itfaların 22 milyon 105 bin TL`si `TL` cinsi, 26 milyon TL`si döviz cinsi olarak gerçekleştirilecek.


-HAZİNE AĞUSTOS`TA 23.3 MİLYAR TL`LİK İÇ BORÇ ÖDEYECEK-


Hazine Müsteşarlığı, Ağustos ayında 24 milyar 500 milyon TL`lik ödeme yapacak. Hazine`nin Ağustos ayı ödemelerinin 23.3 milyar TL`lik bölümünü iç borç, 1.2 milyar TL`sini ise dış borçlar oluşturacak. İç borç servisinin 15.7 milyon TL`sini ana para, 7.6 milyar TL`sini ise faiz yükü oluşturacak. Dış borç servisinin 800 milyon TL`si ana paradan, 400 milyon TL`si ise faizden oluşacak. Ağustos ayında piyasadan ihale yoluyla 17.3 milyar TL`lik iç borçlanma yapacak olan Hazine, bunun 3.5 milyar TL`sini referans bono ihalesi aracılığıyla (6 ay vadeli) gerçekleştirecek. Hazine`nin Ağustos ayında kamuya yapacağı satışlardan 4.7 milyar TL, dış borçlanma yoluyla 700 milyon TL borçlanacak.


Hazine`den yapılan açıklamada, Avrupa Yatırım Bankası`ndan sağlanan 335 milyon euro tutarındaki program kredisinin Ağustos ayı içerisinde Hazine hesaplarına girmesi bekleniyor. Ağustos ayında uluslar arası piyasalardan borçlanma özelleştirme geliri ya da uluslarararası kuruluşlardan ilave kaynak kullanımı söz konusu olması durumunda kasa-banka rakamı değişebilecek.


-AĞUSTOS`DA 6 BORÇLANMA İHALESİ YAPILACAK-


Hazine Müsteşarlığı Ağustos ayında altı borçlanma ihalesi gerçekleştirecek. Hazine`nin yapacağı ihalelerden ilki (3 Ağustos) 12 ay (357 günlük) vadeli TL Cinsi İskontolu Bono ihalesi olacak. 4 Ağustos tarihinde biri 21 ay (644 gün) TL Cinsi İskontolu Tahvil(r-o), 5 yıl (bin 806 gün) TL cinsi değişken kuponlu tahvil (r-o) ile 5 yıl (bin 827 gün) vadeli sabit kuponlu tahvil ihalesi olmak üzere 3 ihale düzenleyecek. TAğustos`un 17`sinde Hazine Müsteşarlığı`nca düzenlenecek olan TL Cinsi iskontolu bono ihalesinin vadesi 6 ay (182 gün) olurken, 18 Ağustos`ta gerçekleşecek Tüfe`ye Endeksli Tahvil (r-o) ihalesi 5 yıl (bin 736 gün olacak

Şirketlere kredi vermeyen bankaların tercihi Hazine
Hazine`nin, düzenlediği ihalelerde planladığından fazla borçlanması, bankacılık sisteminin artık şirketlere kredi vermekten çok Hazine`ye borç vermeyi tercih ettiğinin bir göstergesi olarak yorumlandı.
Hazine bugün piyasaya yapacağı 14,3 milyar liralık iç borç geri ödemesi için düzenlediği 3 ihaleyle 17,4 milyar liralık borçlanma planlarken, 16,44 milyar lira borçlandı.

Adsız dedi ki...

Bankacılar oluşan faizi beklentilerin altında, talebi de beklentilerin üzerinde bulduklarını söyledi. İhalelerin Hazine için olumlu geçtiğini belirten bankacılar, Merkez Bankası`nın faiz indirimi süreciyle başlayan yüksek tahvil/bono talebinin devam ettiğini, bununla birlikte reel sektöre giden fonların azaldığını belirtti. HSBC stratejisti Fatih Keresteci yayımladığı raporda, Hazine`nin yüksek borçlanma tutarının ikincil piyasa faizleri üzerinde yukarı yönlü bir baskı doğurduğunu belirtti. Ocak enflasyon rakamlarının kısa vadede belirleyici olacağını düşündüklerini ifade eden Keresteci, `Makro ekonomik bir bakış açısıyla Hazine`nin yüksek borçlanması reel kesime yönelmesi gereken paranın engellenmesi nedeniyle önem taşıyor. Bu da IMF ile anlaşmanın önemini biraz daha artırıyor.` ifadelerini kullandı.


Keresteci`nin verdiği bilgiye göre şubatta referans bono hariç 14 milyar lira borçlanmayı hedefleyen Hazine, TÜFE`ye endeksli tahvil ihracı da hariç tutulduğu zaman hedefi aşmış oldu. Şubatta toplam iç borç ödemesi 20,9 milyar lira olan Hazine`nin bu performans ile yüzde 100`e yakın bir piyasa borç döndürme oranı yakalaması, belki de aşması muhtemel bulunuyor. Bir bankanın hazine müdürü de, `Hazine`ye faiz dışı fazla geçen yılki kadar yardımcı olmuyor. Borçlanma rakamları geçmiş dönemlere göre yüksek, aynı şekilde talep kuvvetliydi. Merkez Bankası`nın faiz indirimi süreciyle birlikte başlayan, bonolara bir iştah söz konusu. Açıklanan enflasyon önemli bir data olacak ve tabii dış gelişmeler de önemli.` dedi.


Aynı yetkili piyasada TL likiditesinin çok olduğunu bankaların kulaklarından bile likidite çıktığını söyledi. Reel sektöre yetecek kadar da fon olduğunu ifade eden yetkili, `Aslında bonolara talep olmasının nedeni sektörde kredilerde muhafazakâr davranılması. Kredi verirken artık daha çok inceleme yapılıp daha az kişiyle çalışma iştahı oluştu. Artık tüm dünyada sağlam firmalara kredi veriliyor. Bankalar çok risk almak istemiyorlar. IMF ile ilgili bu kadar belirsizliğin olduğu bir dönemde Hazine`nin bu kadar yüksek borçlanabilmesi piyasanın da ne kadar kuvvetli olduğunun göstergesi.` dedi. Ekonomi Servisi

Adsız dedi ki...

BENİM VAKTİM YOK. SİZ BEKLEYİN.

EMPERYALİST VE FAŞİST DAYATMALARIN KUKLALIĞI.

“NEREYE GİDECEĞİNİ BİLMİYORSAN HANGİ YOLDAN GİDECEĞİNİN HİÇ ÖNEMİ YOK”

SİYASİLERİN VAZİFESİ DEVLET POLİTİKASI ÜRETMEKTİR.
DEVLET POLİTİKAMIZ VARMIDIR?
ÖĞRENMEK İSTİYORUM. DEVLET POLİTİKAMIZ NASIL BİR ŞEYDİR.?
KÜRESEL SEÇKİNLERLE İŞBİRLİĞİ YAPMIŞ YERLİ SEÇKİNLERİN ÜLKENİN ZENGİNLİKLERİNİ SOYMAK İÇİN YAPTIKLARI İŞBİRLİĞİ “DEVLET POLİTİKAMIZMIDIR. DEVLET POLİTİKASIMIDIR”
SİYASİLERİMİZ; ASLINDA BİR DANIŞIKLI DÖVÜŞÜ SERGİLEMEKTEDİR. SERGİLENEN OYUN, “İŞİ BİLCEN İŞE GİTMEYECEN SORANA İŞTEN GELİYORUM CİNSİNDEN TAVAŞANA KAÇ TAZIYA TUT TAKTİĞİDİR.”

Kazanılmış ve yaratılmış ne kadar değer varsa peşkeş çekilerek yoksunlaştırılan Türkiye’nin tamamen bağımlı hale getirildiğini akıl ve vicdan sahibi her yurttaş ifade etmektedir.
Bu peşkeş “KÜRESEL SEÇKİNLER” İLE “YERLİ SEÇKİNLER” için yapılmaktadır.
İNSANLAR ALLAH’LA KANDIRILARAK.

KÜRESEL SEÇKİNLERE BAĞIMLI OLDUK.
Bu bağımlılık öylesine belirgin hale gelmiştir ki, alınan her kararda emperyalist güçlerden izin alınmakta ve verilen izin ölçüsünde adım atılmaktadır

Tamamen bölünme paranoyası ile yürütülen savaşın kardeşliğe ve barışa zarar verdiği gibi, ekonomik yapıyı da tahrip ettiği bir gerçektir. Sürekli yarattıkları düşmanla halk üzerinde korku yaratılarak sömürü düzeninin yürütüldüğü artık emekçiler ve yoksul halklar tarafından fark edilmektedir.

YOLSUZLUK EKONOMİSİ POLİTİKALARI

Nitekim emekçilerin dikkati bu gerginliğe çekilirken, ülke kaynakları tekelci sermayeye peşkeş çekilmeye devam edilmektedir. Her peşkeş ve harcama beraberinde borçlanmayı getirmekte; borçlanma ise ücretlerin düşürülmesi, çeşitli vergilerin arttırılması, sağlık harcamalarının kısılması gibi “önlemlerle” sömürü arttırılmaktadır. Bu tabloyu örtmek için ise çeşitli veriler çarpıtılarak kamuoyu yanıltılmaktadır.

Nitekim hükümetin başı Recep T. Erdoğan bir konuşmasında o bildik üslubuyla, “Kamu Net Borç Stoku”nu açıklarken, danışmanlarının verdiği taktikle ve önüne koydukları rakamlarla borçları düşürdü de düşürdü…!

Türkiye’nin borç sarmalında olmadığını, kendi dönemlerinde oransal olarak borçların düştüğünü(!) ses tonunu yükselterek grubunu ikna etmeye çalışıyordu!

Erdoğan, kamu net borç stokunun 252.5 milyar YTL olduğunu iddia ederken, bu kadar da olmaz dedirtmektedir. Öncelikle kamunun gerçek borcunu, “net borç” olarak ifade etmek gerçekçi değildir. Bir an için, net borcu, gerçek borç olarak dikkate alsak bile bu rakam yine doğru değildir. Hazine bonosu ve devlet tahvili karşılığı Türkiye’de bulunan ve 130 milyar TL’ye dayanan kısa vadeli yabancı sermaye (sıcak para) bir tür borç değil midir? Ve bu rakam

Adsız dedi ki...

TL’ye dayanan kısa vadeli yabancı sermaye (sıcak para) bir tür borç değil midir? Ve bu rakam çok bilen ekonomistler(!) tarafından dikkate alınmamaktadır. Bu rakamın yüzde 1’i bile geri çekildiğinde “yer yerinden“ oynamaktadır.

Bu nasıl bir mantıktır ki, emekçilerden işsizlik ödeneği karşılığı kesilen kaynağı borç karşılığı olarak göstermekte ve borç azaltıcı bir kaynak olarak hesaplamaktadır. Toplam varlıklarını borcu karşılama kaynağı olarak gören bir anlayış iflasa doğru giden bir tüccarın ruh haline girmiştir. Ülke kaynaklarını peşkeş çekerek elde ettikleri gelirleri de borca karşı gösterdikleri kaynaklar içinde gösterdiklerini düşündüğümüzde bu tüccar zihniyetin ülkeyi uçuruma götürdüğünü söylemek abartı olmayacaktır.

Bütün bu hüllelerin yarattığı tartışmalar bir yana, emekçiler şu soruyu sormalıdır: Miktarı bir yana, bu borç kimindir…? Bu borç yoksul Türkiye halkalarına ve emekçilerine mi harcandı yoksa, 100 milyar doların üzerine banka hortumlamaları, teşvikler, ihaleler yoluyla tekelci sermaye gruplara mı aktarıldı? Bu soruların yanıtı bulunmadan, borç miktarının seviyesini tartışmak çok anlamlı olmayacaktır!

KÜRESEL SEÇMENLER İŞ BAŞINDA

ABD 'Büyük bir iş' için Türkiye'yle masaya oturdu

ABD’nin, Irak’taki kuvvetlerinin çekilmesi konusunda Türkiye ile görüşmeler yaptığı bildirildi. ANKA

Tam ABD ordusu Irak’tan çekilme kararı aldığında; “analar ağlamasın nutukları atıp ve ağlayan Arınç Baba taklidi” yaparak açılıma geçtiler.
Bu bir tesadüf müdür? Vicdanın sesi şöyle diyor: 7 yıldır niçin açılmadınız? 7 yıldır analar ağladı. Siz ağlamadınız. Ağlayan anaları seyrettiniz.

Tam ABD ordusunu Irak’tan çekerken şimdi siz “analar ağlamasın... Anaların göz yaşlarına ve evlat acısına artık tahammülümüz yok...” diye kendi grubunuza nutuk söyleyip, kendi kendinize ağlamalar yapıyorsunuz. Tam ABD ordusu Irak’tan çekilirken sizdeki evlat acısına dayanma tahammülü de bitti! Gerçekten bu nasıl bir tesadüftür? ABD ve İngiltere Irak’ta bir kukla hükümet yarattılar. Bir yeni Irak ordusu kurdular. Bu orduyu silahlandırdılar. Kuzey Irak’ta da, Türk Ordusu’nun subaylarının başına çuval geçirip, Barzani Peşmerge Ordusu’nu eğittiler. Oraya her zaman çok sayıda asker indirebilecekleri üsler kurdular. Irak petrolünün yüzde 75’ini ABD ve İngiliz şirketlerinin hâkimiyetine verdiler, yüzde 25’i de Iraklı Arap yönetimi ile Kuzey Iraklı Kürt yönetimine bırakma cömertliğini(!) gösterdiler. Kukla yönetimleri kullanarak ve Irak’ı da bölerek Irak halkının yeraltı zenginliği olan petrole el koymuş oldular.

Adsız dedi ki...

100 yıl önceki emperyalizmdir.

100 yıl önceki sömürgeciliktir.

Sömürgecilik 100 yıl önce insanlık önünde mahkûm edildi. 100 yıl önce bir ulusun yeraltı ve yerüstü zenginliklerine orduları kullanarak silah zoruyla el koymak, en büyük insanlık suçu ilan edildi. 100 yıl sonra bugün ABD ordusu Irak’ta bir kukla Arap hükümeti ve bir kukla Kuzey Kürdistan yönetimi bırakıp fakat ülkenin tek zenginlik kaynağı petrolüne el koyarak geri çekiliyor. Ve bizim “sömürgeciliğe ve emperyalizme başkaldırarak” kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti’nin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Irak’taki yeni hükümetin Başbakanı Maliki’ye “Irak’la dost değil aynı zamanda ortağız” diye mesaj götürüyor. Türkiye Cumhuriyeti, Irak’ta “ABD şirketleri adına petrolü beklemeye memur edilmiş hükümete ortak” ilan ediliyor.
Tesadüfe bak!

Hiç başımızı kuma gömmeyelim, olanı biteni cesaretle görelim. Başbakan Tayyip Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, DTP Genel Başkanı Ahmet Türk’ü aracı kılarak, İmralı’da yatmakta olan PKK’nın kurucusu terörist Abdullah Öcalan ile “yapmaya çalıştıkları açılımın” mimarı ABD’dir.

AKP 7 yıldır iktidar. 7 yıldır açılım olmadı.



ABD Irak’tan ordu çekiyor, geride bırakacağı “kukla Irak yönetiminin” başına bir kaza-bela gelsin istemediği için AKP’den ve PKK’dan “açılım” istedi.

ABD planladı. “Açılım(!)” oluyor.



PKK silahları bırakmayacaksa; 86 yıllık Türkiye Cumhuriyeti ulus devletini parçalayacak “özerklik-federasyon-Diyarbakır bağımsız genel valiliği-doğu eyaleti” türü üretmeler, PKK’lıları dağdan indirip DTP içinde siyasete katmalar, eski terörist PKK’lılarla güçlendirilmiş DTP’ye, Washington’da “temsilcilik açma” hakkı tanımalar; il, ilçe, kasaba, köy isimlerini Kürtçe adlara (aslında pek çoğu Ermenicedir, Kürtçe diye yuttur gitsin yapıyorlar) çevirmeleri; “İşte bak demokratik açılım yapıyoruz” diye Türk milletine yedireceklerse biz de “Irak petrollerinin durumu ne olacak” diye soralım, sorgulayalım.
Kafayı kuma gömmeyelim.
ABD Merkez Bankası’nın eski efsane başkanı Alan Greenspan, 2007 yılının sonbaharında; “Herkes biliyor, Irak savaşı petrol yüzündendir” dedi.
ABD ve İngiltere!
Dünyayı aldattılar.
Yalan söylediler.
Irak’a ordu çıkarttılar.
“Demokrasi, özgürlük” getireceğiz dediler. 1 milyon kişiyi öldürdüler. ABD ve İngiltere’nin söylediklerini aynen kabul eden Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti, Bağdat’da da bir kukla hükümet kurdular. Önce Hasan El Bekr ve devamında Saddam Hüseyin tarafından “millileştirilmiş Irak’ın petrolüne” yeniden el koydular.
215 milyar varil rezerv.
Çok kolay çıkartılabilir, ucuza mal edilebilir, kalitesi yüksek Irak petrolünün yüzde 75’ini İngiliz ve ABD petrol şirketlerine, yüzde 25’ini de Iraklı Araplar ile Kuzey Iraklı Kürtlere bırakan bir yasa tasarısı yaptılar. ABD ve İngiltere; 90 yıl önce, Osmanlı çöktüğünde, yaptıkları gibi Irak’ın yeraltı zenginliğine, 90 yıl sonra yeniden el koymuş oldular.
Türkiye’ye yakışan.
Aydınlara yakışan!
Demokratlara yakışan!
Açılımcılığa yakışan!

KARŞI KOYMAKTIR

. ABD istedi diye açılım yapmak demokratlık değil, kuklalıktır.
HAK VE ONURLU ÖZGÜRLÜK SAVAŞCISI BURHAN İŞCAN

Adsız dedi ki...

IMF: Bizim kaynağımıza Türkiye`nin ihtiyacı yok
IMF`den itiraf gibi açıklama geldi. IMF Türkiye Temsilcisi Samiei `Hazine ihraçlarına olan kuvvetli talep IMF finansmanına ihtiyacı azaltıyor` dedi


IMF`den itiraf gibi açıklama geldi. IMF Türkiye Temsilcisi Samiei`Hazine ihraçlarına olan kuvvetli talep IMF finansmanına ihtiyacı azaltıyor` dedi


Ekonomi yönetiminin ekimde İstanbul`da yapılacak Dünya Bankası ve IMF toplantıları öncesinde stand-by anlaşmasını yapmayı hedeflediği IMF`den Türkiye`ye büyük övgü geldi. IMF Türkiye Temsilcisi Hossein Samiei, Hazine`nin iç ve dış tahvil ihraçlarına gelen yüksek talebin devam etmesi halinde IMF`den finansman ihtiyacının azalacağını ve Türkiye ile IMF`nin görüşmelerinin bir çözüme ulaşma hedefiyle `verimli` şekilde sürdüğünü söyledi. Samiei, Reuters TV ile yaptığı söyleşide Hazine ihalelerine gelen yüksek talebin IMF ile kredi anlaşması ihtimalini azaltıp azaltmadığı sorusuna `Açıkça, talep kuvvetli olduğu sürece ... IMF de dahil olmak üzere diğer kaynaklardan finansman ihtiyacı daha az olacaktır` cevabını verdi.


Ay başında düzenlenen Hazine ihalelerine gelen yüksek talep ve gösterge tahvil faizlerinin tarihi düşük seviyelere gerilemesi ekonomistler arasında Türkiye`nin IMF ile kredi anlaşmasına ihtiyacı olup olmadığı yönünde sorulara yol açmıştı. Türkiye ile IMF arasındaki görüşmelerin devam ettiğini ve verimli geçtiğini belirten Samiei `Türkiye ve IMF arasındaki görüşmeler devam ediyor, görüşmeler verimli geçiyor. İki taraf da bir sonuca ulaşma hedefiyle sıkı çalışıyor` dedi. IMF`nin mali talepleri konusunda gazetelerde çıkan haberlerin gerçeği yansıtmadığını söyleyen Samiei `IMF ile anlaşma olsa da olmasa da, önemli olan yetkililerin belirttikleri gibi, gelecek birkaç yılda ağırlıklı olarak GSYH`deki daralma sebebiyle kamu maliyesinde oluşacak bozulmanın etkilerini kredibilitesi olan bir mali plan uygulayarak tersine çevirmek ve riski azaltmak` dedi.


Faizde tek hane, dolarda 1.47 TL yeniden görüldü


Piyasalar dün ABD, Almanya ve Fransa`dan gelen haberlerle adeta coştu. ABD Merkez Bankası(FED) ekonominin resesyondan çıkışı işaret ettiğini ve faizlerin ekonomideki toparlanmayı desteklemek için uzun bir süre düşük seviyede kalacağını açıklamasının etkisiyle güne moralle başlayan piyasalara sürpriz bir destek de Avrupa`dan geldi. Almanya ve Fransa ekonomilerinin sürpriz bir şekilde yılın ikinci çeyreğinde yüzde 0.3 büyüdüğünün açıklanmasıyla artan risk iştahına paralel yurtiçinde faiz gün içerisinde tek haneyi görerek kapanışını yüzde 10.01 ile tarihi en düşük seviyeden yaptı. Haftanın ilk günlerinde ABD endişesiyle 1.50 seviyesini geçen dolar da dün yabancı satışlarıyla 1.48`in altını gördü. Banka kârlarının desteklediği İMKB de günü yüzde 1.35 artışla 44.484 puandan kapattı. • EKONOMİ SERVİSİ

Adsız dedi ki...

“İNSANLAR TEK KANATLI MELEKLERDİR, SADECE BİRBİRLERİNE
SARILARAK UÇABİLİRLER”


. “Demokratik sistemin kalbinde ferdî ve kolektif haklar olmalı. Özgürlüklerin olmadığı bir ülkede vatandaşların ruhunu öldürüyorsunuz. Ruhların öldüğü bir ülkede yaratıcılık aramak beyhude bir çaba.”(ap. Raportörü)

Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Sami Selçuk:
Sami Selçuk, yıllar önce, 1999-2000 adli yılı açılış konuşmasıyla gündeme oturmuştu. 28 Şubat'ın yoğun şekilde yaşandığı bir süreçte sistemi temelinden eleştirme cesareti bazılarının hoşuna gitmemiş, hatta okuyacağı metni değiştirmesi istenmişti. "Ben bilim adamıyım. Hazırladığım metni değiştirerek haysiyetsizlik edemem" diyen Selçuk'un konuşması sonrasında dönemin genelkurmay başkanı cumhurbaşkanlığına çıkarak karşı açıklama yapmak istediğini söylemiş, ancak bu açıklama yapılmamıştı. Daha sonra emekli olan Sami Selçuk, Yargıtay Onursal Başkanlığı'na seçildi. Geçen zaman içersinde ise Türkiye'de sistem onun bir zamanlar öngördüğü gibi bir çıkmazın içine girdi. Selçuk'a sistemin neden çıkmaza girdiğini, hukuk alanında yapılan yanlışları ve tartışmaları sorduk…

Türkiye'de hukuk neden hep tartışma konusu oluyor?
Türkiye Tanzimat'la birlikte Kara Avrupası hukuk dizgesini benimsemeye başladı. Bu anlamda Türk Medeni Yasası toplumsal dönüşümün en önemli kaldıracıdır. Ancak yasayı almak o hukuk dizgesini almak değil. Yasa o hukukun meyvesidir. Yasayı alıyorsunuz ama ağacın köklerini ve gövdesini tanımıyorsunuz bile. Bugünkü uyguladığımız hukuk Aydınlanmanın ürünüdür. Aydınlanmayı yaşamamış bir toplumda onun ürününü özümsemek çok güç. Yapılan doğru, hukuk uygulamasına hazırlıksız geçilmesi ise yanlış. Hukuku Batı gibi uygulamak imkânsız. Hukukun bir iç kavram dili vardır. Türkiye'nin dertlerinden biri, kavramları özümseyemeden uygulamaya geçilmesi. 19.yy sonunda Japonya Fransız Medeni Yasası'nı almadan önce Fransa'dan hocalar getirterek üniversitelerde hukuk öğrendi ilkin. Hatta bazı kavramları yazmak için alfabelerine harf eklediler. Hukuk böyle alınır.
- Türkiye'de hukuk eğitiminde bir zafiyet var mı?
Önce yasayı uygulayacak olan hukukçunun kavramlara egemen olarak yetiştirilmesi gerekir. Türkiye bunu hâlâ algılamış değil. Bir ceza yasası yapıyorsunuz, altı ay sonra yürürlüğe giriyor. "57 oturumda ceza yasası yaptım" diye övünülüyor. O kadar bilinçsiz ki bu laf. Ceza yasasını Fransa 18, İsviçre 40 yılda yaptı. Türkiye Sokrates açığı yaşıyor. Kimse bilgisinden kuşkulanmıyor.
- Türkiye'de demokrasi üstünde bir yargı vesayeti var mı?
Türkiye Batı hukukunun iç dilini içselleştiremedi. Yargıdaki insanların öğrenimi ve yorum bilgisi yetersiz. Herkes iyi niyetli. Ama bilim iyi niyetle yürütülemez ki. Sık sık ideolojik karar verildi diye yakınılır. Bir yargıcın ideolojik düşündüğünü kanıtlayamazsınız, o sizin kanınızdır. Hukuk iç dünyaya girmeye izin vermez. O alan Tanrı'nın alanıdır. Ben 367 kararıyla ilgili "ideolojik izlenim görüntüsü veriyor" dedim. Ama kesinkes ideolojik demedim.
- "Yargıçlar hukukun önünü açmalı" diyorsunuz. "Yorum" hukukun önünü açmak için kullanılabilir mi?
Yorum herkesin at oynatacağı bir alan değildir. Bir disiplindir. Mesela askeri alan tartışması yaşanıyor. Siz amaççı yorumla "GATA askeri alan mı değil mi" diye tartışabilirsiniz. Amaççı yorumla, "Askeri alan değil" diyebilirsiniz. Anayasa Mahkemesi vaktiyle "Askeri alanda işlenen suçun ille de askeri suç sayılmasına gerek yok" demiş. Bunu nasıl söyledi anlayamıyorum. Amaççı yorum, metin içinde yapılır, dışında değil.

Adsız dedi ki...

- Bu askeri alan tartışmaları nasıl son bulabilir?
AİHM görüşleri doğrultusunda askeri alanın daraltılması gerekiyor. Rüşvet gibi genel suçlar Askeri Ceza Yasası'ndan çıkarılmalı, sadece adli yargıya bırakılmalı. Askeri yargı salt askeri suçlara bakmalı. AB askeri yargıyı kaldırın demez. Çünkü çoğu ülkede var. Ama alanını daraltarak AB hukukuyla bütünleşmek mümkün. İsviçre, Türkiye dışında hiçbir ülkede Askeri Yargıtay yok. Olamaz da! Çünkü "Yargıtay'ın biricikliği kuralı" vardır. İki yargıtay olmaz. Biz bir de doğuluca bir kafayla Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kurduk. Bunlar son derece yanlıştır. Rüşvetin yorumunu yapma tekeli Yargıtay'a aittir. Askeri Yargıtay'la görüş ayrılığına düşerse hangisinin yorumu doğru kabul edilecektir? Olur mu böyle bir şey? Bu tür icatlar, Yargıtay'ın varlık nedenine aykırıdır. Askeri Danıştay / Yüksek İdare Mahkemesi de öyle. Danıştay idari yargıdaki kuralların aynı biçimde uygulanması için tektir. Türkiye kendinden menkul şeyler icat edip dünyayla çatışıyor. Yarın işçiler, tacirler de Yargıtay isterse ne yapacağız!
- Kitabınızda "Yargı, Yürütmenin kuşatması altında" diyorsunuz. Peki, Yürütmenin isteğiyle çıkarılan bu kadar kanun nasıl oluyor da Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay'dan geri dönüyor?
Danıştay'daki, Anayasa Mahkemesi'ndeki, Yargıtay'daki yargıçlara bir şey yapamazsınız. Onları denetleyen yoktur. Ancak ilk mahkemelerdeki yargıç ve savcıları düşünün. Bu insanların bağlı olduğu HSYK'yı düşünün. Bu kuruldaki yargıdan gelen üyelerin kendi gündemini belirleme yetkisi yok. Kurulun hükmedeceği müfettiş yok. Müfettiş bakana bağlı ve ona sorumlu. Ayrı binası ve bütçesi yok. Böyle bir kurulun bağımsız olduğunu kim söyleyebilir? Müsteşar bu kuruldan çıkarılmalı. Adalet Bakanı bilgi almak ve değerlendirme yapmak için toplantılara katılmalı ancak oy hakkı olmamalı.
- HSYK'da görüşülen savcı ve yargıçlara ne gibi koruma oluşturulabilir?
HSYK çalışmalarını İtalya'daki gibi herkese açık olarak yürütmelidir. Gün ışığında demokrasinin sonucudur bu. Bir yargıç kendi hakkında işlem yapacak olan kurulu izleyebilmeli. Bu, kurulu hem ciddiyete iter, hem de bazı şeyler kapalı kapılar arkasında kalmaz. Bugün disiplin suçuna itiraz eden yargıç "Dosyanızdaki bilgi ve belgeye göre itirazınız reddedildi" dendiğinde "acaba hakkımda ne belgesi, bilgisi var?" diye kara kara düşünmektedir. Çünkü hepsi gizli.
- Yargının kendi içinde bağımsız olduğunu söyleyebilir miyiz?
Yargıtay yargıcı ilk mahkeme yargıcına not veriyor. Hem görüşünüzde özgür olacaksınız hem de başka yargıç size not verecek. Elbette ilk mahkeme yargıcı kırık not almaktan çekiniyor. Belli bir notun altında olduğunuzda yükselemezsiniz. Bunun içindir ki Türkiye'de yeni görüşler üretilemiyor. Hukuk da gelişmiyor. Yıllardır bunu söylüyorum, ama kimse eğilmiyor soruna.
- İçtihat tapınmacılığı bununla mı alakalı?
Yargıcı özgürleştirmezseniz bu içtihat fetişizmi doğurur. Avukatlar sürekli eski Yargıtay kararlarının peşindeler. Tabii hukuk böylece kendini tekrarlıyor.
- Yargı basının yaptığı haberlerden etkileniyor mu ?
Yasa maddeleri üzerinde değerlendirme yapılabilir ancak yargının önüne getirilen konuda görüş bildiremezsiniz. Bugün basın kanıt değerlendirmesi yapıyor. "Ali Bey yalan söyledi", "Suç doğruladı" diyor. Suçu ikrar geçerli mi? Bu duruşma yargıcının tekelindedir. Ama ondan önce bu işi basın yapıyor.
- Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay arasında bir hiyerarşi var mı?
Öncelikle bu kurumlara seçilen insanların mutlaka doktora yapmaları ve bir dil bilmeleri gerekir. Batı'dan alınan bir hukuku ancak bir Batı diliyle öğrenebilirsiniz. Geçenlerde bir Anayasa Mahkemesi üyesi "Türkiye'nin en yüksek mahkemesi olan Anayasa Mahkemesi doğru karar verdi" diyor. Bu ağır bir bilgisizlik. Bu mahkemeler eşit düzeydedir. Anayasa koyucu bunu gerekçede açıklamıştır.

Adsız dedi ki...

- Anayasa Mahkemesi yanlış bir karar vermişse ne yapılabilir?
Anayasa Mahkemesi bir konuyu reddetmişse bu konu 10 yıl içinde tekrar bu mahkemenin önüne getirilmez. Bunun anlamı, bu karar 10 yıl sonra değiştirilebilir demektir. Anayasa Mahkemesi'nin kararlarının sadece hüküm fıkrası bağlayıcıdır, gerekçesi kimseyi bağlamaz. Anayasa Mahkemesi başkanlarından biri "Gerekçemiz bağlayıcıdır" dedi. Bu bilime ters düşen ağır bir yanılgıdır. Kendinden menkul bir laftır. Türkiye'de türbanı yasaklayan bir madde olmadığı halde Anayasa Mahkemesi'nin gerekçesinin bağlayıcı olduğu söylenerek bu yasak işletildi. Türkiye'de kavramların oturmadığını gösteriyor bu.
- Sürekli olarak kamuoyunun yakından takip ettiği Ergenekon ve faili meçhul cinayetleri araştıran savcıların yerlerinin değiştirileceği tartışılıyor. Bu hukuksal açıdan ne değer taşır?
"Ahmet'i seviyorum, Mehmet'ten nefret ediyorum" diyerek görev değişikliği yapılamaz. Zaten bu işlerin nasıl yapılacağı yazılı hukukta var. Herkes kendi cemaatinden yana tutum takınıyor. Cemaatçiliktir, doğulucalıktır bu. Savcı değişirse davanın seyri değişir deniyor. Saçma. Ancak yargıçların değişmesi önemli.

*ÖZETLE : CAHİL BURHAN İŞCAN NE DEMİŞ TÜRKİYEDE HUKUK YOK
* “HUKUKU HUKUKCULARA BIRAKALIM”
* GEÇ GELEN ADALET ADALET DEĞİLDİR
16.08.2009 226 GÜNÜN HESABINI NASIL ALACAĞIZ.
TÜRKİYEDE HUKUK VADI DA BİZ Mİ HİÇETTİK.
ADALET=PARA=YOKSA OLURSUN MADARA.
ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR.

27.07.2009 SABİN KANADOĞLU: “HUKUK DEVLETİ OLABİLMEK İÇİN YARGININ BAĞIMSIZ OLMASI LAZIM. PEKİ TÜRKİYEDE YARGI BAĞIMSIZ MI?”
“BUNUN ADI FAŞİZMDİR”

Kanadoğlu, yüksek mahkemeler dışında yargının bağımsız olmadığını ileri sürdü.

Mimarlar Odası Antalya Şubesi’nin düzenlediği ‘Mimarlık ve Kentleşmede Cumhuriyet’in Beklentileri’ konulu panel Alanya Kültür Merkezi’nde yapıldı.

Panelin ilk bölümünde bir konuşma yapan Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabin Kanadoğlu, AKP hükümetinin demokrasi anlayışını eleştirirken, “Demokrasi olmadan sağlıklı bir çevre ve kentleşme olamaz. Nasıl ki Atatürk Dumlupınar zaferinin ardından ‘Hektor’un öcünü aldık’ dediyse, bunun anlamı bir kültür mirasına sahip çıkma olayıdır. Yurt edindiğiniz yerin kültür mirasına sahip çıkmazsanız hiç bir zaman çağdaşlaşamazsınız. Neden şimdi yozlaşmış bir kentleşmeyle, kişiliksiz bir imar faaliyetiyle karşı karşıyayız? Her şeyden önce Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti olmalıdır” dedi.

Adsız dedi ki...

“Oy kullanma demokrasiye yetmez”

Son yıllarda kişilerin çıkarı için yasalar çıkartıldığını ileri süren Kanadoğlu, “Eğer sosyal devlet değilseniz yoz evleri dikersiniz. Bunlar gelecek seçimi garantilemek için yapılıyorsa çağdaş ve uygar olmanız düşünülemez. Bu nedenle Türkiye demokratik değildir. Demokrasinin hiçbir koşulu ülkemizde gerçekleşmemiştir. Sadece oy kullanmanın demokrasiye yettiğine inanıyoruz” şeklinde konuştu.

Bir izleyicinin hâkimler ve savcılar kararnamesinin gecikmesiyle ilgili sorusu üzerine Kanadoğlu, şunları söyledi:

“Hukuk devleti olabilmek için yargının bağımsız olması lazım. Peki, Türkiye’de yargı bağımsız mı? Yüksek mahkemeler dışında bağımsız değil. Siyasi iktidarın başındaki isim Başbakan, Adalet Bakanlığı’nın kararnameyi hazırladığını, ancak istenmeyen şeyler olduğunu söyledi. Bu anlayış, aslında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun adeta Adalet Bakanlığı’nın noter makamı gibi düşünüldüğünü ortaya koyuyor. Sanki kurul, kararnamede değişiklik yapamazmış gibi sanılıyor. O zaman kurulun ne işi var?”

“Bunun adı faşizmdir”

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun bünyesinin değiştirilebileceğini kaydeden Kanadoğlu, “Ne yapabiliriz? Meclis’ten geçirelim. Neden, milli iradenin ortaya çıkmasını böylece sağlayalım. Yani demokratikleşelim. Öyle demokratik bir ülke olalım ki, ben Başbakanım, tüm milletvekillerini isim isim ben seçerim, sırasını da ben tayin ederim. Cumhurbaşkanı benim aziz arkadaşım olur. Meclis başkanını da ben seçerim. Anayasa Mahkemesi üyelerini meclisten ben seçerim. Bakanlar Kurulu da zaten Danıştay’a üyedir. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nu ben tayin edeceğim. Bunun adı faşizm. Bunun adı diktadır. Eğer dinsel bir kimliğiniz varsa bu rejimin adı dinci diktadır” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı eleştirisi

Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Suheyl Batum da, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün hükümet ve yandaşları tarafından ‘dama taşı’ gibi kullanıldığını, 2B, askerin sivil mahkemelerde yargılanması ve mayın yasası konularında imza atması için o makama getirildiğini iddia etti.

Prof. Dr. Batum, bir soru üzerine 2B yasasıyla ilgili şunları söyledi:

“14 sayfalık gerekçeyi bırakın hâkimlerin Adalet Bakanlığı adaylarının 5 bürokrat tarafından seçilmesini içeren yasa değişikliğini Sayın Cumhurbaşkanı gece 02.30′da Azerbaycan’dan Türkiye’ye geldi ve imzaladı. Sabah Resmi Gazete’yi bir açtık ki yayınlanmış. Ne zaman okudunuz, ne zaman baktınız diye sorduk. Daha da muhteşem cevap geldi: ‘Daha önce okumuştum’ dedi. Sayın Cumhurbaşkanı bunu imzalamak zorundaydı bana göre. Hem de 02.30′da imzalamak zorundaydı. Belki gerçekten Azerbaycan’dayken imzalamıştı. Bana göre Sayın Gül bunu imzalasın, kilometre taşları biran önce yerine gelsin, planda sapma olmasın diye Cumhurbaşkanı yapıldı.”


sayin kanadoglu.yargi bagimsiz ama adil degil.sizler yarigi adil dagitmadiniz ki/sizin donemlerde binlerce hukuk skandallari islendi.sizler icin varsa yoksa solcular/sosyalistler muhalifler islamcilar.bu dusuncelere sahip insanlari hep mahkemelerde adilsizce yargiladiniz.mahkum ettiniz.sizler askerlerden brifing aldiniz/alkisladiniz.ama halka gelince bir tek adeletli karar vermediniz//konusuyorsunuz..bu halk adildir.ama sizler bagimsizsiniz.adil degilsiniz/ (murat yalcin)


“YARGININ BAĞIMSIZ OLMADIĞI ORTAYA ÇIKTI”
2009-08-07T22:33:06.617
DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) kararnamesiyle ilgili olarak, ’’Kararname, Yargıçlar Yüksek Kurulunun değil hükümetin

Adsız dedi ki...

kararı oldu. Yargının Türkiye’de bağımsız olmadığı suç üstü ortaya çıktı. Yargı siyasallaşmıştır denilebilir’’ dedi.
--------------------------------------------------------------------------------


Cindoruk, HSYK kararnamelerinin hiçbirisinin bugünkü kadar tartışmalı olmadığını, atamaların krize neden olduğunu ileri sürerek, şöyle konuştu:

’’Şimdiye kadar hiçbirinde keskin hatlarıyla hükümet ve yargı bölünmesi ortaya çıkmamıştır. Hiçbiri tartışma konusu olmaz, daha çok yargıyı ilgilendirir. Burada hükümet müdahalesi ortaya çıkıyor. 2 hükümet tarafı, 5 bağımsız yargıç. 5’e 2 gibi bir oran var. Kararnameyi şekillendirme görevi o 5 yargıca ait, ama siyasi nedenlerle müdahale ettiler. Kararname Yargıçlar Yüksek Kurulunun değil hükümetin kararı oldu. Yargının Türkiye’de bağımsız olmadığı suç üstü ortaya çıktı. Yargı siyasallaşmıştır denilebilir.’’

Cindoruk, kararnamenin yargıya güveni sarstığını iddia ederek, şöyle devam etti:

’’Yargıçlara güven yitirilmiş, kuşku duyulur hale gelmiştir. Yargıçların, savcıların taraf olduğu yönünde iddialar var. Bu hakim bizden, bu mahkeme sizden gibi ayrımlar meydana geldi. Hakim taraf tutmuş ise Yargıtay onu kendi arasında çözer. Ama şimdi bu müdahaleler sonucunda vatandaşın yargıya güven sorunu ortaya çıkıyor. Bu da Türkiye için önemli ölçüde hukuk bunalımı demektir.’’

Ergenekon davasının bitmesinin zor göründüğü savunan Cindoruk, ’’Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidilecek. Türkiye orada çok ağır hükümlerle karşılaşacak. Ve Türkiye yargısı, adaleti zarar görecektir. Anayasada özgürlük temeldir. Oradaki insanların çoğunun özgürlükleri haklı gerekçeye dayanmadan kısıtlanmaktadır’’ diye konuştu.

İlk defa Yassıada’da spor salonunda mahkeme gördüğünü anımsatan Cindoruk, şu görüşleri dile getirdi:

’’Olağanüstü mahkeme kurulmuştu. Hiç kimse hukukun genel hükümlerinden faydalanıyor değildi. Spor salonu mahkemeye çevrilmişti. O şartlar içinde yapılan mahkeme itibarlı değildi. Kararları hala tartışılıyor, lanetleniyor. Aradan 50 sene geçtikten sonra tekrar spor salonunda mahkeme görüyorum.

Üzülüyorum. 50 senede Türk hukuku döne döne Yassıada hukukuna döndü. Bu ne ayıp şey? İnanıyorum ki, orada dava gören avukatlar hakkıyla görevlerini yapamıyorlar. Koşullar ağır. Bu ayıbın bir an evvel kaldırılması için çok ağır itham olmayan sanıkların tahliye edilmesi gerek.’’

YARGININ İŞLEYİŞİNDE KARŞILAŞILAN SORUNLARDA AVUKATLARIN PAYI VAR MIDIR?
Bu sorunun yanıtına bence olumlu olmalıdır. Bu gün yargı ağır aksak işliyorsa bu avukatların katkılarıyla olmaktadır.
ADALETE GÜVENİN GELİŞMESİNDE AVUKATLARIN HASSASİYETİ:
Toplumda adalete olan güvenin mevcudiyetine en çok ihtiyacı olan kesim avukatlardır. Şöyle ki,
toplumla doğrudan yüzyüze olan kesim avukatlardır. Hakimlik ve savcılık mesleğinin bugünkü yapısında hakim ve savcılar toplumdan ıraktır. Toplumla yüzyüze olan kesim

Adsız dedi ki...

avukatlardır. Bu yüzden de adalete güvenin tesisi hususunda en fazla avukatların çaba sarfettiği kanısındayım.(TÜRK HUKUK NET)

Türkiye'nin bugün üzerinde durması gereken en önemli konu yargının bağımsızlığıdır.Eğer kendimize " hukuk devleti " diyorsak o zaman yargının bağımsızlığı meselesinde tartışmaların oluşmasına dahi imkan verilmemelidir.Devletin en önemli vazifesi adaleti, en etkin,en yaygın ve en hızlı bir şekilde tesis etmektir.Bundan öteye başka bir amaç doğrultusunda ter dökmek gibi bir lüksün(!) olmaması gerekir.Bu tesis edilemediği takdirde kendi kafalarına göre adaleti tesis etmek isteyecek kişi yada kişi teşekkülleri devletin oluşturduğu boşluğu dolduracaklardır.Günümüzde ise bunun örnekleri artmaya başlamıştır.Şu da bir gerçektir ki,Devlet mekanizması içinde dahi olsa Yargıyı, Devleti temsil edenlerden dolayısı ile dışa yansıyan Devletten dahi korumak,kollamak gerek.Buna engel olamazsanız yargının bağımsızlığından bahsedemezsiniz..Kısaca bağımsız bir yargı için yapılması gereken çok ve büyük işler vardır.Bunları savunmak bile zor görünmektedir ve sağlam bir irade ister.Bunun için gerekli çareleri şu şekilde sıralamk yerinde olur kanaatindeyim:
1-Öncelikle herkesin üzerinde ittifakla durduğu HSYK daki yürtmenin içinde siyasi bir kimlikle duran Adalet Bakanı'nı ve onun etkisinden çıkamayacağı Müsteşarını bu kuruldaki işlevine son vermek gerekir...

2-Adalete bütçeden pay ayrılmasına ya da bu payın daha da artırılmasına ben şahsen karşıyım.Aslında Tüm hakim ve savcıların ve diğer yardımcı personelin maaşlarının oluşturlacak bir fondan sağlanması gerekir.Bu fon ise mahkemelerdeki harçlardan oluşturulmalıdır.Alıncak harçlar yine dava konusunun şartlarına göre değişkenlik göstermeli,fakirlik dengesi gözetilmelidir.Bu fondaki parala sadece yukarıda saydığım personele ve gereklerine ait olacağından onlara halihazırdaki durumdan etkilenilmeyecek daha da önemlisi onları " cüzdanları ile vicdanları arsında bırakmayacak" derecede yüksek olmalıdır.Özlük haklarında iyileştirmaler getirilmelidir.

3-Hakim ve savcılara sağlıkları ve tecrübeleri elverdiği ölçüde istedğkleri yaşa kadar çalışma imkanı sağlanmalıdır.

4-DGM ler kaldırılmalı yerine ihtisas mahkemeleri kurulmalıdır.Böylece kendi içinde çelişen bir isme sahip olan bu mahkemelerin kaldılmaları ile "Hukuk Devleti" ne giden yolda aşama sağlanacaktır.Bu terör suçlarının cezalandılmasında Devleti güçsüz bırakmak değil bilakis Devleti haklı davasında daha önemli bir yere getirmektir.Bu konuda AİHM kararları ve ödediğimiz tazminatlar gözönünde tutulduğunda daha iyi anlaşılacaktır.

5-Her ne olursa olsun Yargı denetimine tabi olmayan bir hukuki düzenleme yada idari işlem veya eylemlerin varlığı düşünülemez.Bunun öünündeki engeller kaldırılmalı(başta Geçici 15.m,AY),gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

6-Savcıların oynadıkları rol daha etkin bir hale getirilmelidir.Savcı gerektiğinde bir dedektif gibi gece gündüz çalışabilmeli mevzuatlara paralel bir şekilde delil toplayabilmeli,inceleme yapabilmeli,hazırlık soruşturmasını böylece en etkin bir şekilde tekemmül ettirebilmelidir.Bu,hakilerin işini de kolaylaştıracaktır.Çünkü dosyadan ve mahkeme esnasında tam bir kanıya varamayan hakimler, bilirkişilerle yada başka yöntemlerle bir sonuca varmak istediklerinden davalar uzayıp gitmaktedir.Unutmayalım ki,geciken adalet adalet değildir.

Adsız dedi ki...

7-Savcılara bu imkanların tanınması polise de yarayacaktır.Çünkü polisin de daha çok başvurduğu yöntem ifade almaktır.İfade,istenildiği gibi alınamadığı zaman çoğu zaman TV ekranlarında haber konusu olan işkence iddiaları ortaya çıkmaktadır.Ciddi bir sorundur.Hazırlık soruşturması tam olarak yerine getirildiğinde ifadelerle yaterli kalınmak zorunluluğu da ortadan kalkacaktır.Böylece bir takım spekilasyonlar da ortadan kalkacak güvenilirliğini yitirecektir.Devlet prestij kazanacaktır.

Daha çok şey var sevgili meslektaşlarım ama şimdilik bu kadar yeter...İşlerinizde kolay gelsin diyor,herkesi Yargıya sahip çıkmaya yapılan hukuksuzlara kayıtsız kalmamaya davet ediyorum...Çünkü hukuk herkese lazımdır...(TÜRK HUKUK NET)

Etyen Mahçupyan: “Bağımsız yargı demokrasiyi tehdit ediyor” 25.07.2009
Nitekim Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) içindeki bazı üyeler Ergenekon davasını ve onunla bağlantılı siyasi cinayet davalarını takip eden savcıların yerlerini değiştirme çabalarını gizleme ihtiyacı bile duymuyorlar. Bu kişilerin en popüleri olan, Hapishaneler eski müdürü Ertosun’un Sabancı cinayetinin aydınlatılmasını engellediğini ve cinayetin arka planını afişe etmek isteyen bir zanlının hapishanede başka mahpuslar tarafından öldürülmesini organize ettiğini de bugünlerde öğrenmiş bulunuyoruz.

Söz konusu kişi bugün HSYK’nın yedi üyesinden biri... Kendisini oraya atayan ise Cumhurbaşkanı Abdullah Gül... Ama durumu gerçekten kavrayabilmek için bu atamanın mekanizmasına bakmak lazım: HSYK’nın yedi üyesinden ikisi Adalet Bakanı ve Müsteşarı. Diğer beş üye ise Yargıtay ve Danıştay tarafından seçilen üçer aday arasından Cumhurbaşkanı’nca atanıyor. Ne var ki söz konusu adayların seçimi toplu olarak değil tek tek yapılıyor. Yani yüksek yargı kurumları tek tek üç aday seçip Cumhurbaşkanı’na sunuyorlar. Böylece ideolojik olarak birbirinden hiç farkı olmayan kişilerin aday olması sağlanmış oluyor.

Ancak sistem daha da temelden garanti altına alınmış durumda: HSYK’nın beş yargıç üyesi Yargıtay ve Danıştay’ca seçiliyor... Peki, bu yüksek yargı kurumlarının üyeleri nasıl seçiliyor dersiniz? Onları da HSYK seçiyor! Diğer bir deyişle birbirini seçen iki yargı düzlemi var ve bu sisteme ne yasama ne de yürütme hiçbir biçimde müdahale edemiyor. Nihayet bu tabloyu tamamlayan bir biçimde, anayasa gereği olarak HSYK kararlarına yargı yolu kapatılmış durumda...

Bu korporatist yargı anlayışı, gerçekte sivil siyasetin hareket alanını ideolojik olarak kısıtlamakla kalmıyor, söz konusu ideolojik koruma altına girebilen savcı ve yargıçları imtiyazlı bir kast haline getiriyor. Bunlar Türkiye’de rejimi otoriter zemin üzerinde tutuyor, hak ve özgürlükleri sınırlıyor, tasvip etmedikleri fikirlere sahip olan kişi ve partileri siyaset dışına itebiliyorlar.

Yargı bağımsızlığı hesap vermeyen, kendisini ideolojik olarak dokunulmaz kılan bir yargı üretmiş durumda... Türkiye’de yargı bağımsızlığı liberal demokrasilerdeki işlevini yapmıyor, çünkü burası hala bir liberal demokrasi değil. Rejimin temelinde bozukluk olduğunda kurumsal bağımsızlık da bir tür feodal gücü ifade etmeye başlıyor. Bağımsız yargının meşruiyeti onun tarafsızlığından gelir... İnsan hakları duyarlılığı dışında ideoljik açıdan tarafsız olmayan bir yargı, bağımsız olduğunda demokrasi için bir tehlikedir; çünkü bağımsızlığın verdiği imkanı adalet için değil, kurumsal siyaset için kullanır... Türkiye bu gerçeği ancak şimdi idrak edebiliyor.

“BAĞIMSIZLIK DİYORLAR AMA TARAFSIZLIĞIN ADINI ANMIYORLAR”
Anayasa Profesörlerinden Fazıl Hüsnü Erdem, yüksek yargı mensuplarının çeşitli konuşmalarında sürekli yargı bağımsızlığına vurgu yaptıklarını belirterek, “Her konuşmada yargı bağımsızlığının altını çizen hukukçular, maalesef tarafsızlık konusunda suskun kalıyorlar. Aslında en önemli sorunumuz yargının tarafsızlığı sorunudur. Bağımsızlık da zaten tarafsızlığı sağlamak için bir araçtır. Ancak tarafsız bir yargı adaleti tesis edebilir” diye konuştu.

Adsız dedi ki...

“TARAFSIZLIĞINI YİTİREN BİRÇOK YARGIÇ VAR”
Kavramları ve tanımlamaları doğru yapmak gerektiğini vurgulayan Erdem, “Yargının bağımsızlığı, tarafsız ve adaletli kararlar vermek içindir. Siz bağımsızlıktan bahsedip tarafsızlık ilkesini ihmal ediyorsanız; asıl amacı gözden çıkarmış olursunuz” dedi. Erdem, yargıda tarafsızlık sorununa ise ancak bir zihniyet dönüşümünün çözüm olabileceğini savunarak, “Tüm yargıçlar için söylemek mümkün değil ama yüksek yargı mensubu birçok yargıcın tarafsız davranmadığı açıktır” dedi.

“TARAFSIZLIK EN BÜYÜK SORUN”
Anayasa Profesörlerinden Mustafa Kamalak, “Türkiye'de hukuk varsa, kurallar bir anlam taşıyorsa ve CHP adına verilen karar da doğru ise, aynı mekanizmalar RP için de işletilmeliydi” dedi. Kamalak, benzer davalarda yapılan farklı uygulamaların yüksek yargının tarafsızlığını yitirmesinden kaynaklandığını belirterek, “Sayın Rujiten'in tespitine katılmamak mümkün değil. Evet bizim yargımızın en büyük sorunu tarafsızlık sorunudur. Onun için; söz konusu Sayın Erbakan olunca öyle, Sayın Baykal olunca böyle davranılmıştır” diye konuştu.

RP'YE ÖYLE CHP'YE BÖYLE
Kamalak, “Usulsüz uygulamalar ve sahte raporlar ile RP mahkûm edildi. 763 çuval dolusu fatura vardı. Çuvallardan birinin dahi ağzını açmadılar” derken, CHP ile ilgili davanın daha net ve somut delillere dayandığını söyledi. Kamalak, bugün CHP için işletilen sürecin RP için de işletilmesi halinde Necmettin Erbakan'ın mahkûmiyet almayacağını da belirten Kamalak, “Sayın Erbakan'ı yargılayabilmek için CHP'de olduğu gibi önce Anayasa Mahkemesi'nin inceleyip suç duyurusunda bulunması lazımdı” dedi.

“TARAFGİR YARGI GÜVENİ YOK EDER”
NİZAMDER Başkanı Mustafa Doğar da “Maalesef yargı kurumlarında tam anlamıyla bir tarafsızlık olduğunu söyleyemiyoruz. Yüksek yargının içerisinde tarafsızlığını yitirmiş birçok yargıç var ve bu durum yargıya güveni ciddi anlamda sarsıyor” derken, “Yargının tarafgir tutumuna en son örnek Sincan Hakimidir. 'Cumhurbaşkanlığı vatana ihanet dışında bir suçtan yargılanamaz' şeklinde açık hüküm olmasına rağmen, akıllara durgunluk veren bir karar vermiştir” dedi. Doğar, “Aynı türden iki davada kişiye göre davranmak ve karar vermek, yargı kurumunun saygınlığını ve güvenilirliğini yok eder.” dedi.

Türk yargısının bağımsızlık değil, tarafsızlık sorunu var

Yargı: Modern bir demokrasi için bağımsız bir yargıya ihtiyacınız var. Türkiye'deki sorun, hakikaten bağımsız bir yargınız var ama tarafsız değil. Demokratik sistemin kalbinde ferdî ve kolektif haklar olmalı. Özgürlüklerin olmadığı bir ülkede vatandaşların ruhunu öldürüyorsunuz. Ruhların öldüğü bir ülkede yaratıcılık aramak beyhude bir çaba.
Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Ria Oomen-Ruijten, Türkiye'de yargının bağımsızlık değil, tarafsızlıkla ilgili sorunu olduğunu söyledi. Modern demokrasilerde yargının öneminin altını çizen Oomen-Ruijten, Zaman'a konuştu. Raportör Ruijten, "Türkiye'deki sorun şu; hakikaten bağımsız bir yargısı var; ama tarafsız değil." dedi.

Adsız dedi ki...

Demokratik sistemin kalbinde ferdî ve kolektif hakların olması gerektiğine dikkat çeken Türkiye Raportörü, "Özgürlüklerin olmadığı bir ülkede Vatandaşların ruhunu öldürüyorsunuz." ifadesini kullandı. AP'nin son iki Türkiye raporunu kaleme alan Oomen-Ruijten, Türk laikliğinin militan olduğunu ve modasının geçtiğini söyledi. 4 Haziran'da Hollanda'da yapılacak AP seçimlerine hazırlanan Oomen-Ruijten, Türkiye'de dinin kamusal alandan tamamen dışlandığını dile getirdi.

BİLGİ HER YERDE VARDIR. İLGİ OLMADIĞI MÜDDETCE ÖNEMSİZDİR.

FENOMEN VE CAHİL

Adsız dedi ki...

KIYMETLİ DOSTLARIM, KARDEŞİM ADMİN;
(MUHTEMELEN AŞŞAĞIDA OLACAK,) BU GÜNKÜ BU YAZILARIM VE İÇİNDEKİ BİLGİLER BİZLER İÇİN ÇOK ÖNEMLİDİR. ÖZELLİKLE MALİ BİLGİLER. EKİMDE ÇEK YASASININ ÖNÜNDE SIKINTI OLMADIĞINI GÖSTERİYOR. MALİ AÇIDAN AÇIK KAPATILMIŞ GİBİ. IMF KARŞISINDA KARARLI DURULURDA İSTENİLEN ALINIRSA. YASANIN ÖNÜNDE HİÇ BİR ENGEL KALMAYACAK. ANCAK DEVLET YİNE BORÇLANACAK.
ADALET BAKANI BİZE VERDİĞİ SÖZDE DURACAKTIR. EYLÜL AYINDA GERÇEKLEŞMESİ GEREKEN BEKLENTİLER UMULAN GİBİ OLACAKTIR. İNŞALLAH.
BİZ BEKLEMEYELİM.
KARDEŞLERİMİZ CANLARIMIZ HALA HAPİS.
ONLARI KURTARIP BAYRAMI ÖYLE YAPALIM.
ELİMİZİ HEP ÇABUK TUTALIM.
BU YAZILARI SİZLERE DELİL OLSUN DİYE DERLEDİM.
KENDİ FİKİRLERİMLE ÖZDEŞLEŞENLERDEN SEÇTİM.
DİKKATLİ OKUNMASI İÇİN GEREKENİ YAPMANI RİCA EDİYORUM.
ZİRA GÖRÜYORUM Kİ HALA YASANIN İSTENİLEN GİBİ HAZIR OLMADIĞINA İNANAN DOSTLAR VAR. KAYGILAR VAR.
KAYGILARIMIZ ZAMANA ENDEKSLİ OLMALI.
ZAMAN.
ZAMAN.
ZAMAN.
LÜTFEN ZAMAN KONUSUNDA BONKÖRLÜĞE SON
BEKLENTİLERE SON.
HAYIRLI AKŞAMLAR.
AYDINLIK VE HAK DOLU ÖZGÜR GÜNLERE ULAŞMAK ÜMİDİYLE
BURHAN İŞCAN
CAHİL VE FENOMEN HAK VE ÖZGÜRLÜK SAVAŞCISI

Adsız dedi ki...

SAYGIDEĞER CÜNEYT BEY;
SİTEMİZ HER GÜN BİR ÖNCEKİ GÜNDEN DAHA ÇOK GÜZELLEŞİYOR.
SONSUZ TEBRİKLER. ELİNE KOLUNA BİLEĞİNE YÜREĞİNE SAĞLIK.
BAŞARILAR MUTLU GÜNLER DİLERİM.
BURHAN İŞCAN
FENOMEN VECAHİL HAK VE ÖZGÜRLÜK SAVAŞCISI

Cuneyt dedi ki...

Burhan abi
Teşekkür ederim:)
yazıların için yüreğine diline eline sağlık

Adsız dedi ki...

HEP BİRLİK OLMAZSAK ÇOK ZOR,,,AV ORHAN BEY BURHAN İŞCAN SAĞOLUN BİZLERDE DESTEK OLSAK BU İŞ HERHALDE OLACAK..AMA KALABALIK OLMAZSAK ZOR,,,,

emır dedi ki...

sayın sıte sakınlerı,serbest kursu cok ıyı dusunulmus.herkes ozgurce fıkır ve dusuncelerını paylasıp,elestırı yapabılecek.buda yenı gırısımlere kapı acacak.bence hepımız katılıp kendı fıkırlerımızı paylasalım kı.......onumuzde kalan zamanı degerlendırebılmek ıcın yenı fıkırler ortaya cıksın.sımdıden katılanlara tesekkurler

Adsız dedi ki...

GAYRET ETMEZSEK EKİMDEDE ÇIKMAZ...NEDEN HAPİSTEKİ ARKADAŞLAR BİRER KİŞİ GÖNDEREMİYOR...AYNI GÜN KANUN ÇIKAR HAPİSTEKİLER EVLERİNE AKRABALARINA SÖYLESİNLER KALABALIK OLSUN İŞ BİTER,,YOKSA EKİMDEDE ZOR..AV.RAHMİ BEYİ HERKES ARASIN YALVARSIN ÜZERİNE DÜŞENİ ÖĞRENSİN BURHAN BEYDE BERABER İŞALLAH YOKSA İÇERDEKİLER YATACAK DIŞARDAKİLER KAÇACAK SON FIRSAT...

Adsız dedi ki...

HAPSTEKİLER KENDİ EVLERİNDEN YARDIM İSTEYECEK AİLELERİ DESTEK OLMAZSA OLMAZ..NEDEN ANLAMIYORLAR..YOKSA RAMAZANDAN SONRA KURBANIDA HAPİSTE GEÇİRİRLER...

Adsız dedi ki...

APOYA BİLE AFFA HAZIRLANANLARA NEDEN ÇEKE HAPSİN KALKMASI ZOR GELİYOR...40BİN KİŞİYİ ÖLDÜRMEKLE SUÇLANAN TERÖRİST ŞİMDİ TÜRKİYEYİ İDARE EDECEK YAZIKLAR OLSUN BİZİ YÖNETENLER....

Cuneyt dedi ki...

Sesimizi duyuracak, bunları dile getirecek etkili platformlara taşıyacak bir şekilde geniş kitlelere ulaşacağımız girişimlerde bulunmalıyız. ve bu eylemlerin girişimlerin neler olabileceğini, şeklini, yöntemini hep beraber belirlemeliyiz,
adsız yazan arkadaşlarımız yazının altına bir isim veya bir rumuz yazmalarını rica ediyorum..

Adsız dedi ki...

NE YAPACAKSAK ÇABUK OLALIM YOKSA EKİMDEDE ZOR AV RAHMİ BEYE VE BURHAN İŞCANA DESTEK OLALIM

Adsız dedi ki...

CÜNEYT BEY TARIK BEN HAPİSTEKİLERİN YAKINLARININ DUYARSIZLIĞI KENDİLERİNE DÖNÜYOR..

Adsız dedi ki...

benim çek sorunum yok.devlete vergi vermiyorum,ssk bağkur primi ödemiyorum.fakir aylığı alıyorum,yeşilkartım var.çocuklarımı devlet bakıyor,okutuyor,çocuklarımı harçlık da veriyorlar.kömür yardımı da alıyorum.görüyorsunuz rızkın onda dokuzu ticarette değil devlette.siz de benim gibi yaşayın rahat olun

Cuneyt dedi ki...

Sn. Tarık
Karamsarlık,
Çaresizlik,
ve umutsuzluk
Çek magdurlarının sorunu budur
ne yapabiliriz önerilerinizi bekliyorum..

Sayın Adsız
hiç bir sorununun olmamasına sevindim..
senin gibi yaşamayı başaramadık
Allah, adaletsizlikle savaşmamız için bizi ticaretin içine itti kimbilir,
Bizlerin içine düştüğü bu durum ve buna karşı verdiğimiz mücadele sonucunda, gelecek nesilde gözyaşı olmayacak,,
her şeyde bir hayır vardır.
Hayırlısı diyelim..

Adsız dedi ki...

sayın adsız,ben sızı tasvıp edemeyecegım...bızler hem ekmegımızı hemde cocuklarımızın gelecegını kendımız kurmaya calıstık.ancak sonuc tartısılır.fakat herkes herseyı devletten beklerse ve alırsa sonuc ne olur tahmın edersınız.velhasıl yıllardır verılen vergıler,odenen skk vs..olmasaydı yanı bızler tıcaretle ugrasanlar olmasaydı.sıze verılen hıcbır odenegıde alamayacagınız asıkardır.herkes kendı hayat gorusunde yasıyor.tabıı sızınkıde bır tercıhtır.soylenecek bırsey yok...ıyıgeceler..

Adsız dedi ki...

BİLİRMİSİN DÖRTDUVAR ARASINDAKİLERİN ÇİLESİNİ.
KIŞIN ZATÜRE OLDUN MU ORDA.
MEKTUPLARIN YIRTILDIMI HİÇ.
SEVDİKLERİN HIRPALANDIMI HAPSANE KORİDORLARINDA.
AĞLADILAR MI BİRİLERİ ARKANDAN.
HANÇERLER SAPLANDIMI BÖĞRÜNE.
GÖZYAŞLARINI DÖKTÜNMÜ HİÇ KALBİNE.

BURHAN İŞCAN FENOMEN VE DE CAHİL.
NİÇİN.
SENİN BİLMEDİĞİN HAPSANEYİ BİLİYOR.
TATTI O ACILARI.
BİR GÜNÜN BİR SAATİN KIYMETİNİ BİLİYOR.

KURTARMAK İÇİN BİR GÜN ÖNCE YANDAŞLARININ YAKINLARINI,
ÇARELER ÜRETİYOR.

“ÇOK HAKLI BİR DAVAYI İLLEGAL SÖZCÜĞÜ İLE BİR ARAYA GETİRMEK OLSA OLSA BİLGİSİZLEKTEN KAYNAKLANMAKTADIR. BURADA KÖTÜ NİYET ARAMAK YANLIŞTIR. HUKUKU LÜTFEN HUKUKUÇULARA BIRAKINIZ”

ÇOK ACI ÇOOK. BU GÜN SİTENİZE BAKIYORUM BAŞ SAYFA OLMAYAN HUKUK 2000 SENESİNDEKİ YARGIÇ SÖYLÜYOR.SENE 2009 AYNI HİKAYE AYNI HAMAM AYNI TAS.
VE ÜSTELİK ŞİMDİ HORTLAYAN BİR EMPERYALİZM VAR.
EMPERYALİZM NEDİR? FAŞİZM NEDİR BİLİRMİSİN AVUKAT BEY?
BAŞKALDIRANI HAPİSTE ÇÜRÜTEN, AMA KAZANILMASI GEREKEN BİR DAVA
BU DAVA HUKUKSUZLUĞA KARŞIN BENİM GİBİ CAHİLLERLE KAZANILIR.
HUKUK ADAMLARININ ZAFERSİZLİĞİ BELLİ.

GÖRDÜĞÜNÜZ GİBİ YAZIDA İLLEGAL DENNEK İFADESİNİN YASADIŞI, YASALARA KARŞI DERNEK ANLAMINA GELDİĞİNİ YAZIYORUM. BURHAN İŞCAN İSE AYNI BLOGDA BANA CEVAP VERİRKEN YAZININ İLLEGAL SÖZCÜĞÜNÜ AÇIKLAYAN BÖLÜMÜNÜ ALMIYOR SADECE SON BÖLÜMÜ ALIYOR, ŞÖYLE:

ÇOK HAKLI BİR DAVAYI İLLEGAL SÖZCÜĞÜ İLE BİR ARAYA GETİRMEK OLSA OLSA BİLGİSİZLEKTEN KAYNAKLANMAKTADIR. BURADA KÖTÜ NİYET ARAMAK YANLIŞTIR. HUKUKU LÜTFEN HUKUKUÇULARA BIRAKINIZ.” “bir araya gelecek en az 7 kişi bir tüzük hazırlayarak ve ilgili yerlere bildirimde bulunarak dernek kurulmuş olur.”

“HER KES BİLİR FATMAYI SARILIP DA YATMAYI. FATMA NERDE?”
“KAZANCI HERKES DEĞERLENDİRİR APTALLAR BİLE. KAYBI KAZANCA ÇEVİRMEK AKIL VE BECERİ İŞİDİR. APTALLARLA AKILLILARIN ARASINDAKİ FARK BUDUR.

“BURADA KÖTÜ NİYET ARAMAK YANLIŞTIR.”

Adsız dedi ki...

ÖZGÜR BLOGLAR DEMOKRAT VE ÖZGÜRDÜRLER. SİZ ELEŞTİRİ YAPIYORSANIZ, ELEŞTİRİYE DE AÇIK OLACAKSINIZ

“BURHAN İŞCAN İLE HİÇBİR ŞEKİLDE POLEMİĞE GİRİLMEYECEKTİR. KENDİSİNE CEVAP VERİLMEYECEKTİR. KURULMASI DÜŞÜNÜLEN DERNEĞİN BAŞKANI DURUMU MÜSAİT BİR MAĞDUR OLMALI, BİZ HUKUÇULAR DESTEK OLMALIYIZ.”

BURHAN İŞCAN ELEŞTİRİNCE TEK TARAFLI OLACAKSIN. ELEŞTİRİLERİNİ SİLECEK VE CEVAPLAMAYACAKSIN. NİÇİN?
ÇÜNKÜ SİZ 500 KİŞİDEN AZ OLAN GURUP OLURSA EYLEME KATILMAZSINIZ.
ELEŞTİRİR AMA ELEŞTİRİLEMEZSİNİZ.
DEMOKRATSINIZ.

BENİM; BİR DERNEK KURULSUN, ÖZGÜRLÜKLER ELDE EDİLSE BİLE GEÇEN SÜRENİN HESABI SORULSUN. MUTLAK AİHM NE BAŞVURULSUN. ÖNERİLERİMİ GÖRMEDİNİZMİ?
NİÇİN TAKSİM BULUŞMASINDA YOKTUNUZ?
O BULUŞMA NİÇİN TERTİPLENMİŞTİ?
AVUKAT OLARAK ORDA BENMİ VARDIM GÖNÜL HANIMMI?
GÖNÜL HANIMA VEYA SİZE HERHANGİ BİR UKALALIĞIM OLDU MU?

AMA SİZ ŞEKERİN KİRLİ AĞZINI BANA ÇEVİRDİNİZ BANA KAPALI SİTENİZDE
EYVALLAH. BİZ ALIŞKINIZ
AMMMAAA.
SAKIN BENİM YANDAŞLARIMA DİL UZATMAYINIZ. DİL UZATMAK İÇİN 50 GÜN VAR. YA BU 50 GÜNDE BAYRAĞI ÖNE ÇIKARIRSINIZ. YADA
TÜKÜRDÜĞÜNÜZÜ YALARSINIZ.
AMMA BAYRAĞI ÖNE ÇIKARIRDA ÖZGÜRLÜKLERİ EKİM AYINDAN EVVELE ALIRSANIZ.
HEM TÜKRÜĞÜNÜZÜ YALAR HEM DE KAPINIZIN KÖPEĞİ OLURUM.
HODRİ MEYDAN
HUKUKU HUKUCULARA BIRAKTIK.
BURHAN İŞCAN
FENOMEN VE CAHİL HAK VE ÖZGÜRLÜK SAVAŞCISI YALNIZ KURT

Adsız dedi ki...

SAYGIDEĞER DOSTLARIM MURAT YALÇIN BEYEFENDİ VE ACİL DEMOKRASİ BEYEFENDİLER;
SİZDEN BİR İSTİRHAMIM VAR.
GÜZEL ÜSLUBUNUZLA BİR YAZI ARZU EDİYORUM.
RAMAZAN İÇERİKLİ. DÜŞENİN DOSTU OLMAZMI TEMALI. DUYGUSAL.
SİZLERE GÜVENİYORUM.
SAYGILAR

Adsız dedi ki...

kardeşim admin;
dernek çalışmaları ile igili bir bölüm açmanı öneriyorum. konu hakkında katılım ve çalışmaları burda izleyelim. bakalım görelim ab-ı hayat akdığın ejderhalardan. yoksa bakıyorum yine lak laka devam ediyor.
DERNEK AİHM de lazım. DERNEK ses duyurmada yine lazım.
yazışmaların dernek adıyla yapılması ve sonuna dernek ibaresi koyulması her bakımdan etkili olur. daha saygın kabullenme görür. denenmiştir.
Derneğin kaç kişiden kurulduğuna muhattabınız dikkat etmez. İSME GÖRE TEMSİL ETTİĞİ MİKTAR ÖN PLANA ÇIKAR. yani çek mağdurları derneği demek 159.000 kişi anlamına gelir.
Ben Sayın Şandıra şunu söyledim; “bizim kara günümüzde yanımızda olmayan, ak günümüzde de olamaz”. Kendisi bana söz verdi.NİÇİN? orda bulunan birkaç kişiye değildi söz. ordabulunanlarca temsiledlen çek mağdurlarına söz verildi.
Sayın bakanının cevapladığı öneri MHP tarafından verildi. Yenisi de CHP tarafından verildi cevabı bekleniyor.
LÜTFEN ÖNERİMİ CİDDİYE ALIN. DERNEK ÇALIŞMALARI SAYFASI AÇALIM VE ÇALIŞMALARI GÖZLEMLEYEREK HIZ VERELİM.
SAYGILAR

Adsız dedi ki...

Değerli Arkadaşlar

01.01.2009 Tarihinden bu yana yoğun bir çalışma sonucunda büyük yol alındı.Ancak Anayasa İnsan hakları AB ye uyumlu yasalar konusunda komisyonların ve parlamentonun iradesinin çok fazla olmadığını,çelişkilerle dolu çek yasasında iddiamızın doğruluğunu şifai olarak onaylayanlar,çözüm konusunda iradelerinin ellerinde olmadığını da söylemişlerdir.

Son söz anlaşıldığına göre ekonominin patronları ve yanılttıkları Başbakandadır.

Evrensel hukukun insan konusundaki yaptırımı,aynı zamanda yürütme erkinin keyfi olarak hareket etmesine de çeşitli müeyyideler getirmiştir.

Mesela cezaevlerinde üst üste insanları yatırma ve bunun resmi makamlarca gizleyerek devam ettirmesi bir İNSANLIK SUÇUDUR.

Bunları yapanlar mutlak surette bir yaptırımla karşı karşıya er ve ya geç kalacaklardır.Ayrıca yargıya müdahale (Muharrem Sarıkaya yazısı) Anayasal suçtur..

Sonuç olarak yukarıdaki anlattığımız konuları:

Yargıtay
Yargıtay Başsavcılığı
Anayasa Komisyonu
İnsan Hakları İnceleme Komisyonu
Adalet komisyonu

Başta olmak üzere Cüneyt’in dediği gibi hergün veya iki güne bir proğram dahilinde dilekçeler oluşturarak eskiden olduğu gibi binlerce müracaatla sesimizi duyurmaya devam etmeliyiz..Unutmayın sadece şifai olarak alnan sözler Adalet Bakanının beyanatından da anlaşılacağı gibi bizi sonuca ulaştıracak gibi görünmüyor..Bu şekilde devam etmez isek Ekim ayıda bizim için çözüm olmayacak..Söz vermek sadece veren kişiyi bağlar ve veren kişinin karakterini anlamaktan öteye bir kazanımı yoktur..Fakat dilekçe lere verilen cevaplar resmi dir ve belgedir ..BUNU DEĞERLENDİRMELİYİZ..

MY WAY

Adsız dedi ki...

BURHAN İŞCAN
BU GÜN ÖĞLE HABERTÜRK HABERLERİNİ İZLEYEN VARMI?

Adsız dedi ki...

SAYGIDEĞER DOSTLARIM;

EZBERLERİ BOZUNUZ. EZBERLERİ BOZMADAN YOL ALINMAZ.

Bu lafı sık sık tekrarlıyorum. Galiba da daha çok tekrarlıyacağız. Neden?

9 haziran günü Haber Türk Gazetesi’nde Muharrem Sarıkaya’nın yazısını 10 haziranda size açıklamalı yazmış dikkat çekmiştim. Öncesindede çek mağdurları yüksek yargı ile iktidar çekişmesinin de mağduru edilmemeli diye yazı yazmıştım.
Ben bu yazılarımı salt sizlerin bilgisine sunmadım. BİMER ve AKİM de dilekce haklarımı kullanarak da oralara da yazdım. Aldığım cevapları. Cevaplara cevap yazılarımı hep yazdım.
Meclise gittim birinci ağızlardan cevaplar aldım. Dostlarımla. Yani şahitli.
Ama mecburiyetten dolayı uzun yazmak zorunda kaldığım yazılarım, uzunluğundan dolayı okunmadı. Aradan 2 ay geçiyor yeniden gündeme bu yazılar geliyor.
ŞU HUSUSLARI HER KES İYİCE EZBER ETSİN.
1- Artık Hakkı KÖYLÜ taslağı yok.
2- Adli para cezasının olmadığı, ağırlaştırılmış idari para cezalarının olduğu yeni taslak hazır bekliyor.
3- Bu yeni taslakda bankaların sorumluluklarının artırılması beklenmektedir, ancak bankalar bu hususa yanaşmamaktadır. Nedenlerini uzun uzun yazdım. Yukarda var.
4- Malum çekişmelerden dolayı Yargıtay hükümeti rahatlatmak istememekte, işi yasa koyucuya bırakmaktadır. Ancak biriken iş gücü Yargıtay Başkanını tedirgin etmiş, malumu üzerine Hakkı KÖYLÜ taslağı veto edilmiştir. Bu taslak siyasi partilerin temsilcileri tarafından da veto edildi. Hatırlayın. Bu husus bana son CHP gurubu ziyaretim de hatırlatıldı.
5- Yeni taslağın meclise sunulup, mecliste oylanması asgari üç saatdir.
6- Meclise gelmemesinin önünde mali sorun vardır. Piyasadaki karşılıksız çeklerin %33 ü finans çevrelerinde, çok büyük şirketlerin elinde patlamaktadır. Hükümet cari açığa çare aramıştır. Çare bankalara sattığı senetlerdir. Düşük faizlidir. IMF ile anlaşması bu yüzden kabil olmamıştır. Ancak varlık barışı ile açığın büyük kısmı kapatılmış bu hususdan IMF tedirgin olmuştur. Bu hususat yukarda yazılarımda geniş olarak var.
7- Yasanın ekim ayına bekletilmesinin sebebi de bu mali hususdur. Eylül ayında IMF den 60 milyar istenecek. Alınma şansı büyüktür. Önce Nabucco ve sonra Rusya ile enerji anlaşması kredi teminatını artırdı. Ayrıca 2. varlık barışından da büyük para beklenmektedir. Bu hususlarda yazılarımda var.
8- YASA EKİM AYINDA ARZU EDİLEN GİBİ KESİN ÇIKACAK.
9- BİZİM ÜSTÜNDE DURMAMIZ GEREKEN KALAN 50 GÜNLÜK SÜREDE SEVDİKLERİMİZİN HALA HAPİSTE TUTULMASIDIR.
10- HER ŞEY BAŞBAKANIN İKİ DUDAĞI ARASINDADIR.
11- -MUTLAK DERNEK KURUP BİRLİKTE BÜYÜK KATILIMLI BİR MİTİNG DÜZENLEMELİYİZ.
12- BU DURUMDA, BÜTÜN MADURLARIN HEDEFİ BELLİDİR. SİYASİ GÖRÜŞLER BİZİ PARÇALAMAMALI DIR. YANİ KÜRT MAĞDURLARDA VARDIR, LAZ MAĞDURLARDA. HEDEF BAŞBAKANI RAZI ETMEKTİR.
13- BUNUN İÇİN ÖNERİLERİM OLAN ŞEYLERE DİKKAT VE ÖZEN GÖSTERELİM.
LÜTFEN SAYGILARIMLA
BURHAN İŞCAN

Adsız dedi ki...

Karşılıksız çek sayısı yükseliyor (Habertürkten parça alıntı)
Merkez Bankası tarafından bankalara duyurulan toplam karşılıksız çek sayısı, 2009 yılının ilk yedi ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 47,9 artarak 1 milyon 224 bin 48′e çıktı.

Merkez Bankası verilerine göre, karşılıksız çek sayısı 2008 yılının ilk yedi ayında 827 bin 101 adet idi.

Asıl bomba şimdi:

Duyurusu yapılan, karşılıksız kaldıktan sonra birikimli ödenmiş çek sayısı da yüzde 16,1 artarak 593 bin 134′den 688 bin 575′e yükseldi.

Kısaca 535,473 adet çek ilk 7 ayda tamamen karşılıksız kaldı.

Şimdi soru1 : Şikayet edilipte asliye cezada görülecek dosya başına ortalama kaç çek düşer ? 2 derseniz toplam 267736 ceza davası dosyası eder. 3 derseniz ki bu biraz zor ama onuda yazayım 178491 dosya eder…1 derseniz bu adliyeler ve yargıtay zaten tıkanır…

Soru 2: Tüm bu karşılıksızlarda kişi başına kaç çek düşer ? 30 dersek 17849 adet insan en geç 2-3 yıl içersinde içeriye girer. 20 derseniz dahada vahim 26773 kişi eder…10 derseniz 53547 kişi eder.. Buda bu yılın ilk 7 ayı. 2006, 2007 ve 2008 toplamları noldu ? Ya halen içerdeki onbinler ?

Kısaca halen hapiste yatan arkadaşlarımıza birşey diyemiyorum; allah sabır versin ama ceza davaları devam eden arkadaşlar; bu kanun lehimize çıkacak, lütfen inanın ve sabırla çalışmalara destek verin !!! Ama tabi bu arada bizler için mega bir ceza evi yapılırda 150-200 bin kişi beraber yatarsak onu bilmem.

Adsız dedi ki...

SLMLAR....KISA BİR ZAMANDIR YOKTUM.SIKINTILARIM VARDI.AMA DÖNDÜM.HEMEN ÇALIŞMALARA BAŞLAYALIM.ARKADAŞLAR BASKILARA MAİLLER FAXLARA DEVAM EDELİM.

EKİM AYINDA MECLİS AÇILIYOR.BEN ARTIK KİMSEYİ GELİYOMUSUN GELMİYORMUSUN DİYE ARAMIYCAM.GELENLER BENİM TELİMİ BİLİYOR. BUYURSUN ARASIN.DAVASINA NE KADAR SAHİP ÇIKTIĞINI GÖSTERSİN.EKİM AYINDA MECLİSTE ELBETTEKİ OLACAZ.AMA BEN KATILIM AZ OLURSA OLMAYACAĞIM.EKİM AYINDA SİYAH ÇELENK YAPTIRIP AKPARTİ BİNASININ ÖNÜNE BIRAKMAYI DÜŞÜNÜYORUM.TABİ BU SİZE BAĞLI..KATILIM OLMASSA DEDİĞİM GİBİ GELMEYECEĞİM.

EKİM AYI BİLİYORSUNUZ Kİ ARTIK SON ŞANSIMIZ.ŞİMDİDEN GELEMEYECEK DURUMDA OLANLAR MADDİ OLARAK DURUMUNU AYARLASIN. KENARA ÜÇ-BEŞ KURUŞ ATMAYA BAŞLASIN.

VEKİLLERİ VE BAKANLARI HEP AYNI KİŞİLER ARIYOR.HEP AYNI KİŞİLER MSJ ÇEKİYOR.ADAMLAR 3-5 KİŞİ İÇİN CEZALARI KALDIRIR MI SANDINIZ. ARAYIN KENDİ İLİNİZDEKİ VEKİLİNİZİ GÖRÜŞÜN YAW.DERDİNİZİ ANLATIN.MAĞRUR OLUN.

EKİM AYINDA 1000 KİŞİ VE BİR SİYAH ÇELENKLE BAŞLATACAĞIMIZ BİR MİTİNG İLE EMİN OLUN BU CEZALARIN BİR ŞEKİLDE KALDIRALACAĞINI ÜMİT EDİYORUM.

İKTİDAR BU CEZALARI KALDIRAMAYACAK DİYENLERE SESLENİYORUM;CEZAEVİNDEKİ YAKINLARINIZIN RAHATI YERİNDEMİ? KAÇAK DURUMDA OLANLAR; KEYFİNİZ İYİ Mİ? EĞER AKSİNİ İDDAA EDİYORSANIZ ÇALIŞMALARA BAŞLAYIN.

KAÇAK DURUMDA OLANLAR: SEVDİKLERİNE ŞİMDİDEN EKİM AYI İÇİN BİLGİ VERSİN ANKLARAYA GÖNDERSİN. KİMSE KALMADI ARTIK SEVDİĞİM DİYENLER,ANANIZ BABANIZ DA MI YOK?

SEVDİKLERİ CEZAEVİNDE OLANLAR: YATTIĞINIZ YERDEN BU İŞLERİ BİZLERİN SIRTINA YÜKLEDİNİZ..BEN SİZE HAKKIMI HELAL EDERİM TEK BİR ŞARTLA EKİM AYINDA ANKARAYA GELECEKSİNİZ.

DURUMU ŞUANDA YARGI AŞAMASINDA OLANLAR; SİZE ZATEN DİCEK SÖZÜM YOK.BAS BAS BAĞIRDIK GELİN ANKARAYA DİYE. BORÇ ÖDÜYORUM,İŞ YAPMAM LAZIM,İŞLERİMLE UĞRAŞIYORUM DEDİNİZ HEP. ÇIKIPTA Bİ GELEMEDİNİZ ANKARAYA... DİKKAT EDİN! BORÇ ÖDEYECĞEİM DERKEN CEZANIN KESİNLEŞİPTE CEZAEVİNE GİRMEYİN.EKİMDE BUYRUN GELİN..

GELECEĞİM DİYİP SÖZ VERİPTE GELEMEYENLER: BENİ SİZLER MAFETTİNİZ ZATEN. SUDAN SEBEBLERLE GELMEDİNİZ. GAZETECİLERE BİLE YALAN SÖLEMEK ZORUNDA KALDIK, HABER OLAMADIK.SUDAN SEBEBLERLE GELEMEYENLER!!! SİZLER İÇİN HAPİS CEZALARININ ÖNEMİ YOK İSE MERAKLANMAYIN HAPİS CEZALARI BU GİDİŞLE DEVAM EDECEK.

DAVANIZA NE KADAR SAHİP ÇIKTIĞINIZ ORTADA...EKİM AYINDA BİR MİTİNG SADACE BU. BİR MİTİNG EN AZ 1000 KİŞİ İLE OLUR. BİRDE SİYAH ÇELENK BIRAKTIK MI OZAMAN GÜZEL BİR HABER OLUR SES GETİRİRİZ.HERŞEY SİZİN ELİNİZDE UNUTMAYIN...


jenardi

KAYAMEN dedi ki...

Karşılıksız çek davamızda etrafında toplanılacak tek kişi SAYIN AVUKAT RAHMİ OFLUOĞLUDUR.
Ben kendisini tanımam şahsen görmüşlüğümde yoktur. Ancak şimdiye kadar takip ettiğim konuyla İlgili tüm yazılarda bu hususta en iyi bilgi birikimine sahip ve tutarlı bir kişiliğe sahip olduğunu gördüm.
Olaylara duygusal değil mantıklı, siyasal değil bilimsel ve gerçekçi yaklaştığını tespit ettim.Ayrıca her platformda
Her makamda, karşı fikirleri çürütecek birikim ve tezlere sahiptir. Resmen liderimiz olmasa bile doğal liderimiz
Olabilir. Ve kaş yapayım derken göz çıkarmayız.

Adsız dedi ki...

Bizler gururlu insanlarız.Boynumuza asılan DOLANDIRICI Yaftasıyla yaşıyamayız.BIRAKIN BORCUMUZU Ödiyebilelim.ÇOCUĞUMUZA nasıl anlatıcaz Dolandırıcı olmadığımızı ve çocuğumuz arkadaşlarına nasıl anlatıcak babasının dolandırıcı olmadığını...........KARA GÜN KARARIP KALMAZ DERLER HER GECENİN BİR SABAHI VARDIR.Bizler bu borçları öderiz af istemiyoruz.Zaten bu şokları atlatmamız bizleri yeterince oyaladı.Birde hapislik şokunu yaşatmayın bizlere. Sayğılarımla

Adsız dedi ki...

Şimdi yanımızda çalışan işçilerimizin yaptığı işleri kendimiz avuçlarımız patlarcasına çalışarak yapıp borçlarımızı ödiyebilmek için BAŞKA ÜLKELERDE ÇALIŞAN KAÇAK işçi psikolijisiyle saklanarak yaşıyoruz.Bizde bu ülkenin insanıyız ve borçluyuz biliyoruz.......Kimseyi suçlamıyoruz bizimle beraber ailelerimizide HAPİS ETMEYİN sizden zaman ve anlayış istiyoruz.....

Adsız dedi ki...

Merhaba arkadaşlar….
2005 yılından beri ticari hayatın içindeyim. Devlet memuruyken hükümetin özelleşme sevdaları yüzünden önce işimden, sonra gücümden, sonra yuvamdan, sonra da elimdekilerden oldum. Ticarete atılmaya karar verdiğimde daha 30 yaşına basmamış, 4 yaşını doldurmamış beş parasız dul bir kadındım. Önceleri değişik işlerde çalışarak hem çevremi hem de iş bilgimi geliştirmeye çalıştım. Kendimi yeterli bulduğumda da tanıdığıma inandığım ama hiç tanıyamadığım bir adamla bir şirket kurup, imza yetkisi de vererek patron olmam gerektiğini düşündüm. Nereden bilecektim ki vezir olmaya çalışırken rezil olacağımı. O kadar çok çalıştım ki çalışmaktan ortağımı takip edip denetleyemedim. Haberim olmadan çalıştığımız farklı bir bankadan çek karnesi alarak çek yapraklarını pırasa gibi doğrayacağını nereden bilebilirdim ki? Para kazandığımızı düşünürken 1.500.000TL den fazla borcumuzun olduğunu gözden kaçırmışım. Fark ettiğimde çekler yazılmış, adres değişikliğinden dolayı tebligatlar bana ulaşmadığı için mahkemeler sonuçlanmış, sanık olarak yargılanmış ve suçlu bulunmuştum. Ne yapacağını bilemez bir haldeyken kurtulmaya çalışırken etrafımdaki çakalları da maalesef görememişim. Çekleri ödemek için çek kırdırmaya karar verdiğimde finans şirketine verdiğim çekler elimden oyunla alınarak, yeniden borçlandırıldım. Çekleri ödemeye çalışırken kendi çeklerim yazıldı ve yeni kurduğum borçlarımı ödemek için kurduğum yeni şirketimde kara listeye girdi. Ticari hayatım kapkara olmuştu. Savcılığa gittim suç duyurusunda bulundum. Ama çeklerle ilgili haciz işlemlerini durduramadım. Önce ödeyip sonra hakkımı aramam gerekiyormuş. 1,5 senede 1.500.000 TL’lik kalan borçları ödeyerek, borcu ödemek için kaynak yaratmalıyım mantığıyla giderek 8 tane de işletme açtım. O kadar çok çalıştım ki çocuğumun büyüdüğünü hiç göremedim. Sabahlara kadar uyumadan çalışıp işe gittiğimi biliyorum. İnsanın borcu yokken borçlanması ve borçlu olarak nitelendirilmesi o kadar zor bir şey ki psikolojim bozuldu.

Adsız dedi ki...

Kendimi ifade etmeye çalışmaktan yoruldum. Kendime her zaman güvenen bir Türk kadını olarak her zaman devlete sığınmayı tercih ettim. Biliyorum ki devlet 18 yaşından büyük. Ama tefecilerin ve finans şirketlerinin o kan emici, aşalayıcı, mafya tarzı baskıları için ne kadar adalete sığınmak istesem de tutuklandım. Oğlum okuldan geldiğinde annesinin hapiste olduğunu söylememesi için boşandığım adama yalvardım. Söyledi….Parayı tamamlayıp çıktığımda ağlamaktan gözlerim kan çanağına dönmüş, yedi gün yedi gece uyumamış, zavallı, çaresiz bir anneydim. Bu duyguları anlatırken bile ağlıyorum. Cezaevinde aynı yatakta yatmak zorunda kaldığım bir kadın fuhuştan cezaevindeydi. Birisi de hırsızlıktan. Bir ranzanın yatağında üç kişi yatmak zorunda kalmıştık. O kadar kalabalıktı ki, nefes bile alamıyorduk. Tek düşündüğüm, hayatım boyunca hırsız ve kötü bir kadın olarak anılmamak için çalışmış, oğluma layık bir anne olabilmek için onurumla yaşamak için mücadele etmiştim. Ama şimdi olmak istemediğim ve her zaman niye hırsız olduklarını ve neden fuhuş yaptıklarını anlamadığım bu kadınlarla, bu annelerle aynı odada hatta aynı yatakta yatıyordum. Ne değişmişti. Aynı muamele, aynı bakış açısı, aynı ceza ve aynı yorumlar.
‘’ Zaten burada herkes suçsuzdur’’

Adsız dedi ki...

Anlamıştım…Suçluydum. Suçsuzsam burada olmamalıydım. Benim yerim burası olmamalıydı. Ve hala suçluyum. Hala dolandırıldığım çeklerle ilgili tutuklama kararlarım var. Elimden geldiğince ödemeye çalışıyorum. Kaçarak, ama çok çalışarak, tedirgin, eli kolu bağlı olarak. Hedefim hiç değişmedi. Ticari hayatımı sonlandırsam da başka kişilere para kazandırarak borçlu gözüktüğüm dosyaları kapatmaya çalışıyorum. Çok büyük işler yaptım. Herkesin dilini ısırdığı, tebrikler dediği işler. O kadar çok ektim ki, belimi büken asalaklar yüzünden hasat zamanını hep başkalarına bırakmak zorunda kaldım. Çok avukatlar tanıdım. Beni satan, müvekkilini satan. Artık neyin doğru neyin yanlış olduğunu da bilmiyorum. Hayat hiç adil olmadı çünkü bana. Adalet mülkün temelidir…diyen Atam şimdi görse adaletin ne şekilde işlediğini acaba şimdi ne derdi. Haklıyla haksızın ayrılmadığı, suçsuzken suçlu olduğun, borçsuzken borçlandırıldığın bu çarkın içinde kim duyacaktı ki sesimi. Herkes sağır olmuş sanki. Ya da ben mi dilsizim anlamadım.

Adsız dedi ki...

Beni en çok yaralayan şey bu değildi aslında. Boşandığım adam oğlumu almak için velayet davası açtı. Oğlunun annesi ona göre borç batağında olan, çocuğuyla yeterince ilgilenmeyen, çocuğunu bakıcılara bırakan, cezaevine giren bir anneydi. Mahkeme salonundaki hakkımda söylenen sözler hala kulaklarımdan silinmiyor. Düşündükçe ölmek istiyorum, ama oğlum için ölemiyorum. Hala mücadele ediyorum. Mahkemelerde, sokaklarda, çevirmelerde heryerde. Hala kalbim çarpıyor. Ya gene aynısı olursa diye. Çok kısa bir zaman da herkes beni tanıyacak. İşimden dolayı, yaptıklarımdan dolayı. Belki bu yaşadıklarımda ortaya çıkacak. Yeniden yargılanacağım kamu oyunun önünde. Karşılıksız çek kesen, ödemeyen bunun için cezalandırılıp hapise giren birisi olarak. Bu yüzden istemiyorum kimse tanımasın beni. Gücüm kalmadı çünkü. Anlatmaya ve ifade etmeye çalışmaktan yoruldum. Çalışmaktan değil…

Adsız dedi ki...

Kısa bir zaman sonra medya dünyasının içinde olacağım. Oynayarak değil, yazarak değil,palavra okuyarak değil, magazin yaparak değil,Türkiye’yi tanıtarak, Türkiye’ye dışarıdan para sokarak, kalkındırarak gireceğim bu dünyanın içine. Allah’ım izin verirse ve kendimi tamamen akladığımda niçin borçlu gözüktüğümü anlatabildiğimde, belgeleri beni karalamaya çalışan insanların gözüne sokabilödiğimde sizlerin yanında olacağım. Çünkü sizi benden başka kimse daha iyi anlayamaz. Ne bakan, ne de yürek yakan hakimler hak verebilir size. Bizim gibi insanları bizden başka kimse anlayamaz ve de anlatamaz. Hoca ve eşek misali. Onlar eşekten düşmeden anlayamaz bizim acılarımızı. Kırıklarımızı saramazlar. Ve yıkılan umutlarımızı yeniden diriltemezler.
Hiç vazgeçmeyin…ne için suçlu gözüktüğünüzü bildikten ve kendinize güvendikten sonra sadece üzerinize düşeni yapın verisini Allah’a bırakın. Ama şimdi üzerimize düşeni yapma zamanı. Birlik zamanı. Bana ihtiyaç varsa buradayım…Yanınızda olamasam bile aklınızın bir kenarında kalayım yeter. Elimden geldiğince sesinizi duyurmak için sesleneceğim var gücümle.
Bırakın insanlar çalışsın. Çalışsın ki borcunu ödesin. Borçlu olmak zaten boynumuzu büküyor. Bu şekilde yaşamak ölümden beter….


Bir kadın
Bir anne…
Bir suçlu..
Bir mahkum…
Bir amele…
Bir mağdur…
Bir müşteki…
Bir çok bilinmeyenli deklem
Çözün bakalım…

Adsız dedi ki...

Adım var aslında ama siz bahtsız deyin...En çok uyan rumuz bu galiba...

BAHTSIZ...

Adsız dedi ki...

Bahtsız hanım kardeşim,
Mücadelenize saygı duyuyorum..
Hissiyatınızı çok iyi ifade etmişsiniz..
Allahım size güç versin..
Acı çektikçe güçlenmişsiniz..

Size daha önce yazmış olduğum bir yazımdan son bölümü aktarıyorum..

.... Biz bu utancı taşıyamayız, belki; şayet sizler fark etmez ve kaldırmazsanız, çok yakın gelecekte, asıl ayıbın bize ait olmadığını bu ülkenin aklı, vicdanı ve ufku gelişmiş insaflı çocukları mutlaka fark edeceklerdir ve bu ayıbı, zulmü ortadan kaldıracaklardır..

"Değildir şîr-i der-zencire töhmet acz-i akdâmı,
Felekte baht utansın bî-nasib- erbab-ı himmetten.."

* Zincire vurulmuş aslanı hareketsizliğinden dolayı küçümsemek uygun değildir.. Vatanseverlerin de kısmetsizliği onların suçu değildir.. Bu kaderin suçudur, kader utanmalıdır. ( İyi bir işadamı kesinlikle iyi bir vatanseverdir..)

Namık Kemal bu beyitte vatan yolunda mücadele edenlerin başına gelen olumsuzlukları onlara değil kadere mâl etmektedir.

Saygılarımla
Murat YALÇIN

Adsız dedi ki...

CÜNEYT BEY;
Ben Burhan Bey ve sizin bir chatleşmenize şahit oldum. Orda birileri bizimle muhattap olmalı diye ısrarla yazıyordu. Şimdi şu hakikat ortada bir muhattap buldu. Adalet Bakanı'nı muhattap aldı. Zaten meclis ziyaretlerinide bunun için yapmadı mı?
Lütfen hatırlayın.
Diğer sitenin sahibi herhalde Admin'le yazmıştınız. Siyaset yapmana kızıyorlar abi diyordunuz. O da tahrik etmeye çalışıyorum. Birileri bu tahriklerle beni muhattap alacak ve işte o zaman sorun çözülecek diyordu.
sizce bunu başarmadı mı?
Şimdi niçin ona karşı bu saygısızca saldırılar. KİMLER NE YAPMAK İSTİYOR? Bizler zaten madur değilmiyiz. Bize sahip olan, bizi duyuran bu adama niçin bu hakaretlere müsade ediyoruz.Biz bu muyuz gerçekten? ÇOK YAZIK.

Adsız dedi ki...

KAYAMEN ARKADAŞ;
SEN OKUMA ÖZÜRLÜSÜN HERHALDE; BAK BEN DÜNDEN BERİ NE ARAŞTIRIYORUM. "İNTİKAL HUKUKU" HANİ İYİMAYANIN AVUKATA SÖYLEDİĞİ HUSUS. İÇİNİZDE İNTİKAL HUKUKUNU BİLEN VARMI.
VEYA ŞUNU BANA SÖYLEYİN İNTİKAL HUKUKUNUN ÇEK YASASI İLE YANİ BİZİM SORUNUMUZLA NE ALAKASI VAR.
BURHAN İŞCANIN YAZISINI OKU.OKUMADIĞIN BELLİ.
TAMAM AVUKATI DESTEKLEDE SENİN İÇİN ÇALIŞAN O EMEKÇİLERİN EMEĞİNİ DE İNKAR ETME. ONLAR ORALARA GİTMESEYDİ O AVUKAT ORDA NE YAPARDI. VEYA BAŞKA ŞEKİLDE SORAYIM. BİZDE ORDAYDIK. YARGITAYDAN BURHAN İŞCAN RANDEVU ALMAYA GİTTİĞİNDE HAZRET NİYE BENDE GELEYİM DEYİP GİTMEDİ. TUTAN MI VARDI. VEYA BURHAN İŞCANI BİRİLERİ BAĞLADIMI. AVUKATI BİRİLERİ BAĞLADIMI. SEN GELME SEN YAPMA DİYEN Mİ OLDU.
SEN HANGİ EYLEME KATILDIN DA ŞİMDİ ŞAHİT OLMADIĞIN BİR İŞTE AHKAM KESİYORSUN.
SEN KİMSİN. BİZE HİÇ KATILDINMI. O ADAMIN EMEKLERİNİ BİZİM EMEKLERİMİZİ NASIL KÜÇÜMSERSİN. ÇÜNKÜ SEN ÇEK MADURU DEĞİLDİN. HALA DA ÖYLE Kİ MÜCADELEYİ PASİFE EDİYORSUN. OLMAYAN AKLINI KENDİNE SAKLA HER KEZ ÖZGÜRDÜR. HERKESİN DE AKLI KENDİNE YETER. BİZİ DE KENDİN GİBİ ZANNETME. SEN OTUR OTURDUĞUN YERDE.

Adsız dedi ki...

Bahtsız Hanım;
Aslında siz çok bahtlı, bahtı açık bir insansınız.NİÇİN?
Unutmayın ki bu dünya mal mülk edinme, zevkü sefa etme dünyası değildir. BU DÜNYA İMTİHAN DÜNYASIDIR.
"zamana and olsun ki insan hüsran içindedir(dünyada kazandıklarından çoğu onu hüsrana uğratacaktır) Ancak inananlar(Allah'a, Rahmanlığına, VAAD'UL EMİN , MÜMİN olduğuna mükafatında, cezanın da ahrette olduğuna),iman edenler, salih amel edenler, hayırlı işler yapanlar, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler,sabredenler istisnadır" ASR.SURESİ-KİTABIN ÖZETİ
ŞİMDİ GÖRDÜÜNÜZMÜ SİZ ASLINDA ÇOK BAHTLISINIZ.
ASIL BAHTSIZ OLANLAR SİZE BU HAREKETLERİ YAPANLAR. NASİPSİZLER.
Allah odur ki;"ben istemedikçe siz isteyemezsiniz" der.
İNŞİRAH SURESİNDE; "HER ZORLUĞUN KOLAYLIĞI VARDIR, EVET EVET HER ZORLUĞUN KOLAYLIĞI VARDIR.ÖYLEYSE BOŞALDIĞIN ZAMAN RABBİNDEN ZORLUK DİLE VE O ZORLUK İÇİNDE RABBİNİ TESBİH ET.(VAAD'ÜL EMİN OLDUĞUNU GÖR VE ŞAHİT OL. SONRA İNKARCILARDAN OLMAZSIN)" EMRİNİ VERİR.
Allah o dur ki; "BİZ KİMSEYİ GÜCÜNÜN YETMEDİĞİ BİR ŞEYLE İMTİHAN ETMEYİZ" der. Müminler için Bakara Suresinin bu son ayetleri "AMENERRESULÜ" bir müjde, bir BURHAN, ve kurtuluş yolu dur.
ALLAH O DUR Kİ; SEVMEDİĞİ KULUNA SIKINTI VERMEZ. ONA KENDİNİ UNUTTURUR.
BU SEBEBTİR Kİ EVLİYA HEP SIKINTIYI TERCİH ETMİŞTİR.

EY BENİM BAHTLI KARDEŞİM. ŞÜKRET. ÇÜNKÜ ÇOK BAHTLISIN.
BAHTIN DEVAMLI AÇIK, YOLUN DEVAMLI AÇIK, RABBİN KATINDA DUA KAPIN DEVAMLI AÇIK OLSUN. TEBRİK EDER SAYGILAR SUNARIM
BİR BURHAN

Cuneyt dedi ki...

20 Ağustos 2009 Perşembe 09:44 Yazan Adsız Arkadaşım

Benim bu kişilerle konuşmama nasıl şahit oldunuz?,
Chatleşmenizden kasıt msn konuşması ise messengerde fazla konuşmam işim bşımdan aşkın zaten! konuşursamda bire bir yaparım.. siz nasıl şahit oldunuz:)

Ayrıca burdaki arkadaşlar fikirlerini yazarlar, eleştirenlerde olacak, sevenleride takdir edenleride olacak..
Ortada bir hata bir yanlış olsun olmasın, eleştiriler mutlaka olmalı..

Bir hareket, bir oluşum kişisel bir konuma getirilmeye çalışılırsa, o hareket biter, sadece kişi kalır, burası Türkiye ve Türkiyenin gerçeğide budur..
İnsanlarımız kişileri ön plana çıkarmayı çok sever, ön plana çıkarılan kişi ise hedef olur.

ön planda olmayı isteyen kişi bir karar alıp uygularsa, bu kararlarda ister istemez hata, yanlış olacaktır, ve doğal olarak tüm okları üstüne çekecektir,

ön planda olmayı isteyen kişi bunu en başta kabullenmeli..

Liderlik nedir, önderlik nedir, ne tür vasıflar gerekir?

Budur :)

KAYAMEN dedi ki...

Cevabım 9,57 de yazan adsız arkadaşadır, sehven 9,44 diye belirtmişim.düzeltirim.

Adsız dedi ki...

ANLAMAK, BİLMEK ÖĞRENMEK İSTİYORUM;

AMACINIZ NE?

İYİMAYA 29 HAZİRAN MECLİS ZİYARETİMİZDE BİZE NE DEDİ?(AV. OFLUOĞLU)
(TARİH 23 HAZİRAN)

Ağustos 19, 2009
KARŞILKSIZ ÇEK SORUNLARI CİDDİ OLANLAR CİDDİ OLMALI, EKİMDE AF YOK(AV.OFLUOĞLU) (YALANCI BAKAN MI VAR? YOKSA AMAÇ YAPILANI KÜÇÜMSEMEK Mİ?)
YA EKİMDE BAKAN SÖZÜNDE DURUSA YASA ÇIKARSA BU AĞIR İTHAMLARDAN SONRA ÖZÜR DİLENECEK Mİ?
ÖZÜR KİMDEN KİMLERDEN DİLENECEK?

BURHAN İŞCAN GERZEĞİ NİÇİN EKİMDEN ÖNCESİ İÇİN ÇALIŞIYOR. Bİ BİLDİĞİ GÖRDÜĞÜMÜ VAR?

KİME İNANACAĞIZ.? GİTTİĞİNİ GÖRDÜĞÜNÜ BİLDİĞİNİ AÇIKLADIĞINI ZANNEDEN İŞCANA MI.

OTURDUĞU YERDEN AHKAM KESEN, KENDİ REKLAMINI YAPMAYA ÇALIŞAN AVUKATA MI?

BİZLER NİYE BU İKİSİNİ KALE ALMAYIP TA OLAYLARI BİZZAT BİRİNCİ AĞIZLARDAN DUYMAK İSTEMİYORUZ.?


Ağustos 03,2009
BU GİDİŞLE EKİM AYI DA ZOR

Hani ne derler; doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar, biz daha önce de yazdık umutlar Ekim ayına kaldı diye, şimdi de diyoruz ki organize bir mücadele yürütülmez ise Ekim ayında da sonuca varmak zor görünüyor.

NEDEN AF ÇIKSIN Kİ? HÜKÜMET NEDEN KARŞILIKSIZ ÇEK CEZALARINI AF EDECEK?

a)HÜKÜMET AB KRİTERLERİNE İNANMAKTADIR VE AB YE UYUM SAĞLAMAK İÇİN KARŞILIKSIZ ÇEK CEZALARINI KALDIRMAYA HAZIRLANMAKTADIR.

b) HAPİSHANELER DOLUDUR, MAHKEMELER KARŞILIKSIZ ÇEK DAVALARININ ALTINDA KALKAKAMAYACAK DURUMA GELMİŞLERDİR (1)
PEKİ, ALİ BABACAN İLE MEHMET ŞİMŞEĞİN KARŞI TAVRI YENİ BİR HABER Mİ, DEĞİL. PEKİ ALİ BABACAN İLE MEHMET ŞİMŞEĞİN KARŞI TAVRININ ÇÖZÜMÜ ENGELLEDİĞİ DOĞRU MU? HAYIR, DOĞRU DEĞİL,

İYİMAYA 29 HAZİRAN MECLİS ZİYARETİMİZDE BİZE NE DEDİ, BAŞBAKAN ÇIKSIN BU YASA DESİN YARIN ÇIKAR DEDİ, GERİSİ BAHANE. ACABA EKİMDE NE GİBİ BAHANELER ÇIKACAKTIR.(AV. OFLUOĞLU)

CEVABA BAK HİZAYA GEL. HEM YUKARDA GEREKÇE SIRALA. HEMDE AŞŞAĞIDA EKİMDE OLMAYACAK. NİYE ?
İŞCAN GERZEĞİ ACELE DERNEK KURALIM RAMAZANDA BOŞ DURMAYALIM EYLEM YAPALIM DİYOR. HAPİSLİKLER BİR AN ÖNCE BİTECEK MİŞ DİYOR.
AVUKAT HAZRETLERİ YOK EKİMDE ÖRGÜTLENELİM KASIMDA EYLEM YAPACAZ DİYOR. KİTAP YAZMIŞ YA REKLAMINI YAPMAK İÇİN ELİNDE PATLARSA NE OLACAK DERDİ O.

TEK CÜMLEYLE CEVAP.
“ÇEVİR KAZI YANMASIN”

KAYAMEN dedi ki...

Sayın editör, Beni hedef alan bir yazıya cevap yazdım.
(9;57 de adsıza). Yayınlanmadı sebebi nedir?

Adsız dedi ki...

DOSTLARIM;
5 dakika önce telefondan öğrendim. internete koştum. doğruymuş. hakkımda yazılanlara teessürle bakıyorum. sağlık olsun. bu gerzek sadece oğlu için koşturdu o kadar. ne yaptıysa oğlu için yaptı. bunu için de birlik olmak gerekiyordu. bana destek olan arkadaşlara teşekkür ederim.
EKİM AYINDA "af" ÇIKARSA, yada AĞUSTOSTA GENEL AF, BU SÖZLER YALANCAK MI?
Telefon eden arkadaş şunu söyledi. "abi artık biz yazmıyoruz bıraktık. sende bırak kendine acı DEĞMEZ"
hoşca kalın.

Adsız dedi ki...

EKİM EYLEM AYI OLACAK. BU YAZIYI BEN YAZDIM.EYLEMLERİ KASIM AYINA BIRAKALIM DİYEN KİM? BEN BÖYLE BİR ŞEY DEMEDİM. UYDURMA HUYUNU BIRAKSANIZ, UYGARCA TARTIŞSAK, BİR DE HUKUK HOCALIĞINA SOYUNMASINIZ, BİR YURTTAŞ OLARAK DÜŞÜNDÜKLERİNİZİ, HİSSETTİKLERİNİZİ YAZSANIZ NE GÜZEL OLACAK. BİR YURTTAŞ HUKUK KONUSUNDA DA FİKİR SÖYLEMELİ YAZMALI AMA HADDİNİ BİLEREK, AHKAM KESMEDEN. KASIM AYI NERDEN ÇIKTI SAYIN İŞCAN? YALAN DOLANA NE GEREK VAR? YAZDIKLARINI, OKUDUKLARINI KONTROL ETMELİSİN. EKİMDE AF ÇIKSIN; SÖZ SENİ KIZILAYDA OMUZLARDA TAŞIYACAĞIZ.HADİ GAYRET!AV. RAHMİ OFLUOĞLU

Adsız dedi ki...

Sayın Av. Rahmi OFLUOĞLU
Değerli Hocam,

Biz çek mağdurlarının sorunları, kategorik yapıları, geleneksel anlayış ve tutumları hakkındaki analiziniz bilinçli hareket etmemiz açısından yararlanacağımız tespitler..

Diğer taraftan biz mağdurların neler yapması ve yapmaması gerektiği konusundaki tavsiyelerinizi, uyarılarınızı da dikkate alacağız ve çağrılarınıza da canla başla uymalıyız, uyacağız....

Yalnız; "EKİMDE AYINDA KARŞILIKSIZ ÇEK SUÇLARINA AF YOK..." şeklindeki kesinlik ifade eden bir 'hüküm cümlesini' hem başlıkta ve hem de bitişte tekraren kullanmış olmanız yerinde midir? Diye düşünmeden edemiyorum..

• Evvela; hele ki mevcut tasarıda karşılıksız çekte adlî para cezasının idarî para cezasına çevrilmesi ve bu seçeneğin ihtimal dahilinde ve muhtemel olduğu söz konusu iken..

• Sonra; karşılıksız çekin suç tanımından çıkarılması ve düzenlemenin bu şekilde yapılması yönünde başta Yargıtay Başkanının yazılı görüşü olmak üzere ve (örneğin; sizinde takip edip, izlenimlerinizi yazdığınız 14 Mayıs’ta İÜ Hukuk Fakültesi Sempozyumu gibi) pek çok akademisyen, hukukçu, gazeteci ve siyasetçi de bu yönde görüşler yazmış ve bildirmişler iken..

• Bir hukukçu olmaya gerek olmadan görül(ebil)en bir gerçek; karşılıksız çekte cezayı düzenleyen mevcut 3167 s. Yasanın ilgili maddeleri, hukuki meşruiyet yönünden tartışılır ve yerinde görülmezken üstelik pek çok mahkemenin verdiği beraat kararlarıyla yasal meşruiyet tartışmalarına da konu olmuş iken..

• Bir önemli husus; çek mağdurlarının itirazı, isyanı ve feryadıdır.. Bilmem dikkatinizi çekti mi? Sorunlarımızın dile getirildiği hiçbir platformda yüz binleri aşan itiraz, isyan ve feryadımızın içinde tek bir AF TALEBİ mevcut değildir.. Anlayan varsa, duyan varsa, düşünen varsa bu çok önemlidir..

• Biz; ortada bir ‘ayıp’ olduğunu ancak bu ayıbın bize ait olmadığını, bir hukuk ve adalet skandalı ve ayıbı olduğunu, zira; (kendisinde bu duyguları taşıdığına inanan her seviyedeki vatandaş gibi) bizim şerefli, gururlu ve namuslu bir işveren iken şimdi bir ‘borçlu’ ve fakat asla suçlu ve hele (yazıklar olsun) dolandırıcı olmadığımızı biz biliyoruz..

• Bunun yanı sıra sizinde belirttiğiniz gibi; her birimizde, karşılıksız çekten ziyade (borç namustur) anlayışımızın meydana getirdiği ‘borçlu’ olarak sokağa çıkmanın utancı, gururu gibi duygularımız çok görünür olmamızda bir noksanlık olarak söylenebilir..

• Diğer yandan bu süreçte plansız, programsız, hatalı ve yöntemsiz eylemlerimiz, çıkışlarımız ve zâfiyetlerimiz de olmuştur..

• Tabiatıyla bardağın ne tamamı dolu, ne de tamamı boş, hatta doluluk/boşluk nispetinin bakış açısına göre, eldeki verileri değerlendirme yöntemine göre değiştiği bir durum söz konusu.. Bu itibarla bu konuda ABARTILI İYİMSER ve FAZLASIYLA KÖTÜMSER olarak yazılan, ifade edilen mülâhazaların aynı derecede sakıncalarının ve zararının olacağını düşünüyorum..

• Buyurduğunuz gibi FAZLA İYİMSER olmak mücadele gücünün azalmasına, keza; FAZLA KÖTÜMSER olmak ta ümitsizliğe ve sonuçta mücadele azminin kırılmasına sebebiyet verecektir kanaatindeyim..

• Kaldı ki İYİMSER olmanın, hakkını ve hukukunu arayan mağdurların baskı ve eylemlerini diri ve canlı tutmada daha işe yarar olduğunu düşünüyor, bunun aksine KÖTÜMSER olmanın ise eylemsizliğe ve ‘kadere’ teslim olma duygusuna sebep olabileceği gibi bir endişeyi de taşıyorum..

Adsız dedi ki...

• Son zamanlarda bir husus dikkatimi çekti, yazmadan geçemeyeceğim hocam.. Bizler belki ‘sağlıklı’ değiliz.. Aşkın ve taşkınlık içinde olduğumuz olmuştur.. Bu minvalde mağdurlar arasında bir takım polemik ve tartışmalar da oldu.. Siz de son derece ve yerinde bir tespitle; doğru olanı, hatalı olanı, noksanlarımızın, hatalarımızın yanında, pek çok KAZANIM elde edilmiş olduğunu, İYİMSER sonuçlar elde edilmiş olduğunu yazdınız.. Bu sonucun elde edilmesinde emeği geçenleri takdir de ettiniz, kimi tutarsız ve kontrolsüz tartışmaları yatıştırıcı telkinleriniz, gayet yapıcı ve nazik ikazlarınız ve uyarılarınız da oldu..

• Hatta ben; verilen bu mücadelede olumlu yapılanlar ancak bu kadar takdir edilir ve yapılan hatalar da kırmadan incitmeden bu kadar ortaya konur diye size teşekkürlerimi yazmıştım..

• Siz bizim için ölüye (ölümcül hastaya) can verilmesine vesîle olan Lokman Hekim gibisiniz.. Size; daha önce yaptığınız gibi, aşkın ve taşkınlığımız sebebiyle aramızda ortaya çıkan maalesef saygı sınırlarını da aşan polemikleri durdurmak yaraşıyor hocam..

• Gördüğünüz gibi “bir kimseye bir müddet iyilik yaparsanız, artık bunu (bizim gibi şaşkınlar) sizin için görev olarak görürler..” GÖREVİNİZ ZOR HOCAM.. :) ..Hocam, (bağışlayın) siz GÖREVİNİZİ yaparken kendimizi çok güçlü hissediyoruz, hissedeceğiz..

• Son bir rica; ne olur, siz bizim polemiklerimizi fazla dikkate almayın, HELE Kİ TARAF OLMAYIN.. Muhtemeldir ki ihtilaflarda; taraflardan biri haklı/haksız veya iki tarafta haksız olabilirler.. İki tarafın da haklı olabileceği ihtilaflara sık rastlanmaz..

Değerli Hocam,

Yazdıklarımda yanlış olan, çok anormal olan bir durum söz konusu değil ise, izninizle tekrar sormak istiyorum;

• Yukarıdaki başlık ve bitiş cümlenizde hala ısrarlı mısınız?
• Bu ‘vurgunuz’ hepimizde var olan İYİMSERLİK havasını dağıtmaz mı?
• Esasen İYİMSER olmak için çok nedenimiz var, zira ‘KÖTÜ’ olan durum, zaten var olan durum değil mi?..
• Bildiğim kadarıyla böyle ‘KÖTÜ’ durumlarda direncimizi, ÇOK KÖTÜ DURUMDA olduğumuzu hatırlamak, hatırlatmak değil, KURTULACAĞIMIZA olan İNANCIMIZ, yani İYİMSER olmamız artırmaz mı?..

Değerli Hocam,

Katiyen HAYALCİ olmayı, AKLIMIZI kullanmamayı ve (acı) GERÇEKLERİ görmemeyi talep ediyor değilim, aksine biz bunların ne demek olduğunu çok acı bir biçimde yaşıyoruz.. Daha da acısı ‘çek hapsi’ gibi bir zilletin bizleri canlı biçimde kabre sokmak olduğunu yüreğimiz parçalanarak hissediyoruz..

Tabiatıyla sizin gibi değerli bir insanın ve hukukçunun bizden farklı olarak, sorunlarımıza rasyonel ve sağlıklı çözümler arayışınızı ve çabalarınızı şükranla karşılıyoruz.. Bunun değerini hem biz hem de Yüce Allah bilecektir.. ( Balık bilmezse Hâlıg bilir..)

Kulaklarımız çağrılarınızda olacaktır..

Saygılarımla

Murat YALÇIN

Adsız dedi ki...

Yukarıdaki yazımı üzülerek okuduğum son polemikleri okumadan önce yazmış idim..

LÜTFEN sağduyu..

Murat YALÇIN

KAYAMEN dedi ki...

62. SIRADA YAZAN ADSIZ KAHRAMANA;

Sizin neye tepki gösterdiğinizi anlayamadım. Ben ne sayın Ofluğlunu nede sayın İşcanı tanırım.Ancak şubat ayından beri
takip ettiğim konuyla ilgili tüm yazılardan Sayın Ofluoğlunun
Karşılısız olarak bu davaya destek verdiğini hukuken sağlam
bilgilere sahip olduğunu ve ticari tecrübe yaşadığınıda tesbit ettim. Bu konuda tutarlı davranış ve eylem içerisinde
olduğunu gördüm.Sayın İŞCAN da girişimci kişiliği, atılgan tutumu ve gayretleriyle çekzedelerin takdirini kazanmıştır.
Ancak sayın İşcanın bazı eksiklikleri vardır,Örneğin HUKUKEN,
Ayrıca yazılarını okuyorum herhalde biz onun seviyesinde değiliz nedemek istediğini anlayamıyorum. Yazılar muğlak ve
mesajlar net değil. Ayrıca çabuk sinirlenip küsüyor.Sanki sadece kendi fikirleri önemli diğerlerinki önemsiz gibi diğer fikirlere fazla aldırış etmiyor. Bu dava aslında bir hukuk davasıdır.Bu işin hukuk ayağı olmadan zor çözülür.
Şimdiye kadar çek davasıyla ilgili lehimize çıkan bütün fikir ve teorilerin EN ÖNEMLİ kaynağı Sayın OFLUOĞUDUR
Ben tarafsız bir gözle fikirlerimi beyan ettim. Kabul edersiniz etmezsiniz o size kalmış. Ancak uslubunuz hakaret içeriyor bu sizin seviyenizi gösteriyor.Ben aynı uslupla cevap vermiyorum ve bu hakaret sözlerizi içinde bulunduğunuz
psikolojik duruma bağlayıp hiç önemsemiyorum.
Benim kim olduğuma gelince 25 yıl ticaret yapmış bir çekzedeyim.Şimdiye kadar mücadelemi mail, ve faks larla yaptım. Fiili eylemlere katılamadım.Çünkü aranıyorum.
Ama şukadarını söyleyeyim yeri ve zamanı geldiğinde ne pahasına olursa olsun bu yolda her türlü çalışmaya katılacağım. Bu zaman en geç EKİM ayıdır.
Ayrıca Sayın AV. OFLUOĞUNA neden kızıyorsunuz? Bir anlam veremedim.Benim Sayın İŞCANA karşıda bir tavrım ve düşüncem yoktur.
UNUTMAYINIZ BİRLİKTE RAHMET AYRILIKTA AZAP VARDIR.
Uslubunuz birleştirici olmalıdır. Özellikle sayın İşcan eleştirilere açık olmalı ve Birleştirici bir uslup kullanmalıdır.

Adsız dedi ki...

‘SOLDA(Kİ) SIFIR..’

Kıymetli Çek Mağduru Arkadaşlarımız, Kardeşlerimiz..

İstirham ediyorum..
Söyleyeceğimiz güzel bir sözü; BİR FAZLA söyleyelim..
Lakin söz güzel değilse, hoş değilse; değil bir eksik, HİÇ SÖYLEMEYELİM..

Zaten hepimiz incitici, tahrip edici bir zulme maruz durumdayız..
Bu halde iken değil birbirimize düşmek, aksine üzüntülerimiz, sıkıntılarımız bizi, bize yaklaştırmalı.. Öyle ki bir haksızlığa maruz kalmak ve böyle bir hüznü yaşamak, aynı zamanda insani bir tekamül sağlamalı bizlere..

Bu ortak platformda inanç ve düşüncelerimizi bile açıklarken tedbirli, ölçülü ve hakkaniyet sahibi olmaya çalışmalıyız..

Bizlere lazım olan yegâne şey TESANÜD; (grup dayanışması)

Bizler için felaket olan şeyler ise; HASED, FİTNE, AYRILIK VE AYKIRILIK, FESAT ve DAĞINIKLIKTIR..

Tesanüd içinde olmamız için sadece aklı-ı selim ve nazik olmamız yeterli.. Bu bize, haksızlığa dayanma ve direnme gücü; adalete, zafere ulaşmada, mücadele azmi ve sonunda bu birlik ve beraberlik ruhu, mutlaka adaleti ve zaferi getirecektir..

Aksi hal; yani KABALIK, SAYGISIZLIK VE HOYRATLIK bizi felaketlere sürükleyecek şeytani bir aldatmaca, nefsi bir körlük olacak ve sonucunda varacağımız yer felaket olacaktır..

İzninizle yazımda inanç ve kanaatlerimi de ifade ederek devam etmek istiyorum..

Sevgili Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuşlardır:

“Birbirinize hased (çekememezlik) etmeyiniz. Birbirinize buğz (düşmanlık) etmeyiniz. Birbirinizle iyi ilişkileri kesmeyiniz. Birbirinizden yüz çevirip küsüşmeyiniz ve ey Allah'ın kulları, kardeşler olunuz..”

"Bir haksızlık, zulüm görürseniz, gücünüz yetiyorsa elinizle, ona gücünüz yetmiyorsa dilinizle, ona da gücünüz yetmiyorsa kalbinizle karşı çıkın. Ki, sonuncusu inancınızın en zayıf noktasıdır."


Yüce Allah ise Kuranı Kerim’de mü’minlere;

"Çekişip birbirlerine düşmemelerini.." (Enfal Suresi, 46)

"Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın..." (Al-i İmran Suresi, 103)

"Birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak.." (Saff Suresi, 4)

"Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle. Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır." (İsra Suresi, 53)

"İnkar edenler birbirlerinin velileridir(dostları). Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur." (Enfal Suresi, 73)

Buyurmakta ve doğru olana varmak, zafere ulaşmak için inananların dostluk ve kardeşlik içinde olmalarının gereğini, dostluk ve kardeşlik duygularından uzaklaşıp birbirlerini dost edinmemelerinin ise, aralarında ve yeryüzünde karmaşaya ve kötülüğe sebep olacağını bildirmektedir..

Hiçbir inananın bu sorumluluğun vebalini üstlenmek istemeyeceği açıktır.

Hiçbirimiz bu gün; iğrenç bir çek hapsi zulmü ile karşı karşıya iken verilen mücadelede bizleri zayıf düşürecek, bizleri kaos ve karışıklık içinde treni kaçırtacak bir vebal üstlenmek istemeyecektir..

Arkadaşlarım, kardeşlerim..

Maçın başındayız ve inanın kazanmaya yakınız.. Çünkü maça yenik başlamış, orta yerde ne oyuncu ne takım ne taraftar (seyirci değil) yoktu.. Oyun kuralları aleyhimize ve tartışılmaz idi.. Hakemler, yan hakemler aleyhimizde ittifak içindeydiler..

Ya bugün kazanımlarımızı bir düşünelim.. Allah’a şükürler olsun.. Hep beraber haklı olmanın, inançlı olmanın gücünü hissedelim lütfen..

Evet zafere bir adım kaldı.. O adım hepimizin ortak inancıyla atılacak ve mutlaka ADALET YERİNİ BULACAKTIR..

Ve bunun ilk şartı HAKLI olmak.. İkinci ve son şartı HAKLI OLMANIN HAKKINI VERMEKTİR..

devamı var --->

Adsız dedi ki...

Fakat tekrar istirham ediyorum..

Bu mücadele mutlaka İNCE, NAZİK VE ZARİF olalım.. Hem haklı ve inançlı olana yaraşan da budur..
Tıpkı sevgi ve muhabbet gibi, SAYGI da paylaşıldıkça çoğalan bir kaynaktır. Kimse birine saygı gösterdiği için zararda da olmaz, rahatsız da olmaz. Aksine hem mutlu ve hem de kazançlı olur..

Muhakkak hepimizin bu mücadele de emeği var ve olacak.. Tabiatıyla BİLGİ, EHLİYET VE TECRÜBE sahibi arkadaşlarımızın katkıları ise çok daha fazla olacak.. Biz onları, kıskanma ne demek, başımızın tacı olarak değerlendireceğiz.. Bu itibarla;

Baştan beri hem kendi ve hem de hepimizin derdi için; sesli sedalı katkı veren fedakar arkadaşlarımıza şükran borçluyuz..

Kendi dertleri olmamasına rağmen hakka ve haklıya kulak veren, bize destek veren herkese teşekkür borçluyuz..

Başta hukukçu arkadaşlarımız olmak üzere bu meselede bize yardımcı olan ve olacak bu insanlar; bizi hayata döndürmeye vesile olacak uzman hekimlerimiz gibi güzel insanlardır...


"... Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır." (Yusuf Suresi, 76


Bir zerâfet ve tevazu örneği ile yazımı bitirmek istiyorum

Mevlânâ Câmî (Molla Câmî olarak da bilinir) zamanında; tanınmış âlimler, şairler, yazarlar ve bilginler aralarında ‘suskunlar meclisi’ adını verdikleri bir kurul oluşturmuşlardı.
Bu meclis, üyelerini, çok düşünen, az konuşan ve az yazan insanlar arasında seçiyordu. Meclisin üye sayısı ise otuz kişiyle sınırlı tutulmuştu. O dönemde yaşayan âlim, şair ve yazarlarının içinde hep bu meclise üye olma arzusu vardı.
Mevlânâ Câmî’de bunlardan biriydi. Ancak ‘suskunlar meclisi’nin üye sayısının sınırlı olması onun, seçkin insanların yer aldığı bu kurulda bulunmasına imkân vermiyordu.

MECLİSİMİZDE YER YOK

Bir gün ‘suskunlar meclisi’nin üyelerinden biri ölmüştür.. Bunun üzerine Mevlânâ Câmî ‘suskunlar meclisi’ üyeleri toplantı halindeyken toplantı yapılan mekana gider.. Meclise katılma arzusunu bir kağıda yazıp kapıcıyla içeriye gönderir.
Meclis üyeleri Mevlânâ Câmî'yi çok yakından tanıyorlardı, fakat vefat eden üyelerinin yerine birkaç gün önce başka bir değerli insanı almışlardı.. Lâkin Mevlânâ Câmî gibi birini de kapıdan çevirmek, "seni üye yapamıyoruz" demek oldukça zordu. Kendi aralarında epeyce düşünürler.

Ardından da bir bardağı ağzına kadar su ile doldurup kapıcıyla Mevlânâ Câmî'ye gönderirler. Bununla meclisin üye sayısının tam olduğunu, yeni bir kişiye yer olmadığını anlatmak istiyorlardı.
Kendisine, ağzına kadar su ile dolu bir bardak gönderilen Mevlânâ Câmî, meclis üyelerinin ne demek istediğini anlar, hemen yanındaki gülden bir yaprak koparıp yavaşça bardağın üstüne koyarak tekrar içeriye gönderir..

Bununla gül yaprağının su ile dolu bardağı taşırmadığını, gül misali kendisi için de ‘suskunlar meclisi’nde bir yerin bulunduğunu anlatmak istiyordu.
Meclis üyeleri de böyle bir insana çok nazik bir şekilde de olsa daha önce "meclisimizde yer yok" anlamında bir cevap verdiklerinden dolayı çok üzüldüler. Otuz kişiyle sınırlı olan üye sayılarını da aşarak Mevlânâ Câmî'yi meclislerine üye yapmaya karar verdiler.

MEVLANA CAMİ'NİN TEVAZUSU

Meclisin başkanı, adını listeye yazdı, üye sayısını belirten 30 sayısının önüne bir 0 (sıfır) yazarak Mevlânâ Câmî'ye verdi.. Başkan bununla, Mevlânâ Câmî'nin katılmasıyla meclisin değerinin on kat arttığını anlatmaya çalışıyordu.
Listeyi alan Mevlânâ Câmî, kendisinin gelmesiyle meclisin değerinin on kat artmış olduğu düşüncesine katılamadığını göstermek için, otuz sayısının sağına eklenen sıfırı silip, 0 (sıfır)’ı 30 sayısının SOLUNA yazdı.

Mevlânâ Câmî’de bu cevapla, meclisin üye sayısını artırmadığını çünkü kendi değerinin, bu meclisin yanında SOLDA SIFIR olduğunu anlatmak istiyordu.
Arkadaşlar hepimiz, bir değeriz, kimimiz 30’un sağında kimimiz solunda..
Önemli olan birbirimizin değerini bilmemiz..
Herkesin, hepimizin birbirimize saygı ve hoşgörü göstermesi dileğiyle..
Saygılarımla
Murat YALÇIN

Adsız dedi ki...

BEN GELMEDİM KAVGA İÇİN,
BENİM ZORUM SEVİ(DAVAM)İÇİN,
DOSTUN EVİ GÖNÜLLERDİR;
GÖNÜLLER YAPMAYA GELDİM.

DOSTLARIM;
Sayın Av. Burak Erim Yazısında TCK-2 madde den bahsedip bizi kurtaracak olanın bu madde olacağını iddia etmişti. Evet bizi kurtaracak olan madde bu maddedir.
YALNIZ. Sayın avukattan farklı yanıyla.
TCK-2 Sayın İyimaya’nın iddiasına ters bir madde taşımaktadır. NE DEMİŞTİ. İntikal Yasalarının Özel Hukuk Yasalarına Uydurulması.
Sayın Erim bana bunu hatırlattı. Sayın İyimaya’ya sorduğum cevap TCK-2 DE MEVCUT “KIYAS YASAĞI 1.6.2005 TARİHİNDE YÜRÜRLÜĞE GİREN.
Sayın Erim bi bakıma haklıdır. TCK-2 BİZİ KURTARACAK OLAN MADDEDİR.
Ama sadece 1. bendiyle değil . TÜMÜYLE.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
VARMIDIR?

TÜRK CEZA KANUNU

Kanun No. 5237 Kabul Tarihi : 26.9.2004
01.06.2005 tarihinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girmiş, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ise 01.06.2005 tarihinde yürürlükten kalkmıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun yürürlüğe girmesi ile birlikte lehe ve aleyhe kanun karşılaştırılmasının yapılması gerekmiştir.

TCK-MADDE 2. - (1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.
(2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.
(3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.
(KIYAS YASAĞI)
Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi
TCK-MADDE 3. -
(Ek fıkra: 7.5.2004–5170/1 md.)
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadırlar.

KAYAMEN dedi ki...

Aksiyon olmadan vizyon sadece bir hayal;vizyon olmadan aksiyon ise bir aktivitedir. Vizyon ve aksiyon dünyayı birlikte değiştirebilir. JOEL BARKER.

Adsız dedi ki...

ANAYASA MADDE 10.–
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.

Özel kanunlarla ilişki
TCK-MADDE 5. - (1) Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır.
Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi

Madde 152- Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun ve kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır.
ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN


Kanun No. 5560 Kabul Tarihi : 6/12/2006
MADDE 1 – 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesine sekizinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkra numaraları buna göre teselsül ettirilmiştir.
"(9) Adlî para cezasının seçimlik ceza olarak öngörüldüğü suçlarda bu cezaya ilişkin gün biriminin alt sınırı, o suç tanımındaki hapis cezasının alt sınırından az; üst sınırı da, hapis cezasının üst sınırından fazla olamaz."
MADDE 15 – 5252 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde yer alan "31 Aralık 2006" ibaresi "31 Aralık 2008" olarak değiştirilmiştir. (TÜRK CEZA KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEKLİ HAKKINDA KANUN)

MADDE 12 – 4/11/2004 tarihli ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "alt ve üst sınırları veya bunlardan birinin gösterildiği veya hiç gösterilmediği veya sabit bir rakam olarak" ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
MADDE 13 – 5252 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "birinci fıkrada belirtilen kanunlarda alt ve üst sınırlarından birisi veya bunlardan her ikisi gösterilmemiş olmakla birlikte," ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
MADDE 21 – 5271 sayılı Kanunun 150 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"MADDE 150 – (1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.
(2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.
(3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır.
(4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir."

Adsız dedi ki...

GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ ORTADA BİR HUKUK VAR. LEHİMİZE. VAR OLAN YASALARLA.
SORUN ŞUDUR. VAR OLAN YASALAR NİÇİN UYGULANMIYOR?
ÜSTADLARIN DA ÜZERİNDE DURDUĞU HUSUS DA BUDUR. TÜM HUKUK ADAMLARI ORTADA HUKUK DIŞI BİR DURUMDA MÜTTEFİKTİR.
SORUN NE?
NİÇİN YARGI BAĞIMSIZ VE TARAFSIZ DEĞİL?
NİÇİN LEHE KARAR VEREN MAHKEMELER BİLE SUSTURULDU? NİÇİN AYNI KARARLARI VERMİYORLAR?
ŞİMDİ O LEHE KARAR VEREN HAKİMLER SUÇSUZ MU?

BEN BUNLARI YAZARKEN HİÇBİR HUKUK ADAMINA HAKARET ETMEK İÇİN YAZMADIM.
“HUKUĞU HUKUKCULARA BIRAKIN”
HADİ BIRAKTIK (ZATEN DE ÖYLEYDİ. SİZ O ALANDA MÜCADELE EDİP BİZE DESTEK VERCEKTİNİZ. BİZDE KENDİ MÜCADELECİ ALANIMIZDA, KENDİMİE AİT KULVARDA. BUNUN KİME NE ZARARI VAR.)
KİME DUR DEDİK. KİMİN ÖNÜNDEN GEÇTİK.

HAPİSLİK DOSTLARIM. ÇEKENLER BİLİR. 1GÜN. BİR SAAT. 1DAKİKA ORDA NASIL GEÇER. ÇEKENLER BİLİR.
232. GÜN BİTTİ BU GÜN. HUKUKCULARI ÖNLEYEN NE?

EVET BİR SÖZ ALINDI. SAYIN ŞANDIR VE VURAL KEFİL. CHP GURUBUNDAN DA SÖZ ALINDI. O ZAMAN ZORUN NE DİYOR SAYIN AVUKAT.

ZORUM ŞU NİYE AĞUSTOS DEĞİL? NİYE EYLÜL DEĞİL?
AĞUSTOSUN 20 Sİ . GENEL AF SÖZ KONUSU. BU ARTIK DUYUM OLMAKTAN, ÖNGÖRÜ OLMAKTAN ÇIKTI. APO DENİLEN HAZRETİN! AÇILIM EMİRLERİ BEKLENİYOR. VE ALTTAN ALTA ŞEHİT ANALARI ALIŞTIRILIYOR.
BÖYLE BİR AFFI DA SADECE İÇİMİZDEKİ SUÇ KANIKSATILMIŞLAR DEĞİL DİĞER SUÇLULARDA BEKLİYOR.
BUNUN İÇİN DE FAL BAKMAYA GEREK YOK. BİRAZ GÜNDEMİ TAKİP EDİN YETER. HATTA CEZA EVLERİ GENEL MÜDÜRÜNÜN AÇIKLAMALARI BİLE YETER. NE DEMİŞTİ BİR ZAMANLAR. ŞARTLI TAHLİYE VEYADENETİMLİ SERBESTLİK.
EH ARTIK.
DEDİĞİM GİBİ SAYIN HOCAM. BENİM KİMSEYLE ALIP VEREMEDİĞİM YOK. OĞLUMU BAYRAMDA EVİMDE GÖRMEK İSTİYORUM O KADAR.
VAR MI İTİRAZI OLAN.
HEMDE BU KAFAYLA.
SEVENLERİ SEVDİKLERİ OLAN KATILIR. OLMAYAN KATILMAZ. OTURUR BEKLER. AĞLAMAYAN ÇOCUĞA MEME VERMEZLER.
ÜSTELİK VARLIK BARIŞINDAN, RUSYA VE CONİSTANDANDA PARA ALINDI.
YANİ SAYIN BABACAN DA TAMAM. BANKALARDA DİZE GELDİ. FAİZ İNDİRME YARIŞINDALAR.
EKİMİ BEKLEMEYE GEREK VAR MI SİZCE?
SAYIN AVUKAT DOSTLARIM SİZİ ÇOK SEVİYORUM. CİDDEN VE SAMİMİ.
ÇÜNKÜ BENİ EZBERLERDEN KURTARAN SİZLERSİNİZ.
VE DE EZBERLERLE YOL ALINMAZ.
SAYGILARIMLA BURHAN İŞCAN
FENOMEN CAHİL HAK VE ONUR SAVAŞCISI YALNIZ KURT-ÇUK.

Adsız dedi ki...

BİR ÖNERİM VAR......

Ramazan'ın ilk haftası içinde ANKARA'da İFTAR yemeğinde bir araya gelsek..

Havaya atılan kurşun misali sanal ortamlarda yazıp duruyoruz..

Saat 13 veya 14 te bir araya gelelim.. Konuşalım, tartışalım, yanlış anlamaalrı giderelim, ne var, ne yok ortaya koyalım..

İnanıyorum ki örgütlenmemiz için çok yararlı olur.. Gerekirse vekillerden, ne bileyim TESK'den birileri de davet ederiz..

İFTAR'dan sonra da dağılalım..

Bir öneri bu, kimseye zararı da yok..

Murat YALÇIN

Adsız dedi ki...

Sayın Dostum Murat Yalçın;
Çok güzel fikir. Aslında ben bunu İstanbul olrak düşündüm. Başbakan biliyorsunuz İstanbul'da. Muhtemel iftar çadırlarını gezecek. Eyüp Sultan'da ve Karaköy Rıhtımında canlı yayın ekipleri de oluyor.
Yani. nedemek istediğimi anlayın. Anarşist ruh işte. EYLEM ZAMANI.
BAŞBAKANININ ÖNÜNDE KENDİMİ BENZİNLE YAKACAĞIM.
TAM İFTAR ZAMANI.
BÜTÜN MEDYANIN ÖNÜNDE.
burhan işcan

Adsız dedi ki...

SAYIN KAYAMEN
YANİ BURHAN İŞCAN VİZYONSUZ MU OLUYO.
VİZYONU OLMAYAN ADAMI BAKAN NASIL KARŞISINA ALIYO.
BU İŞTE Bİ GARİPLİK YOK MU SİZCE.
OZAMAN BU İŞCAN YALANCI.

KAYAMEN dedi ki...

82. SIRADA YAZAN ADSIZ ARKADAŞIMA

HAYIR ÖYLE BİRŞEY DEMEK İSTEMEDİM, BENİM İSTEDİĞİM BU HUSUSTA
ÇALIŞAN BÜTÜN GÜÇLERİN BİR ARAYA GELMESİ.
HEPİMİZ AYNI AMAÇ İÇİN ÇABALIYORUZ, NİYE AYRILIK VAR ONU ANLAMADIM.
YOKSA İŞCAN İLLAKİ VİZYON SAHİBİDİR,HATTA FENOMENDİR. FENOMENE KIZMASIN ÇÜNKÜ FENOMEN ÖN SEZİLERİYLE BİLGİYİ ALABİLEN DEMEKTİR. KEŞKE BENDE BİR FENOMEN OLABİLSEM.

Adsız dedi ki...

FENOMENİN NE DEMEK OLDUĞUNU O DA BİLİYOR Kİ ADININ YANINA SAYIN OFLUOĞLUNUN TAKTIĞI FENOMEN VE CAHİL KELİMELERİNİ YAZIYOR.
BİR İNSAN HEM FENOMEN HEM CAHİL NASIL OLUR Kİ?
Fenomen(oloji)
Dış dünyanın gerçekte varolduğunu ve bu dünyanın duyularımızla, özellikle gözlerimizle algılanabilen, kendine ait bir gerçekliğe sahip olduğu varsayımı üzerine kurulu bilimsel bir teori… gerçekte sandalye ve masa diye bir şey yoktur; bunları sadece biz belirli işlevleriyle öyle isimlendiriyoruz, bir tür etikettir… aslında sandalye tahtalar çiviler metalden başka bir şey değildir, biz onların anlamını abartmış, onları değerli kılmışız, diyen felsefi akım; kurucusu da alman Edmund husserl’dir…

hayranlık uyandıracak kadar olağandışı,ilginç,çekici
Bir şeyden hem çekinir hem de onsuz yapamazsınızya, hep ilgi odağınızdır ya, bazen nefret eder bazen hayran kalırsınız ya ve peşinen üstün olduğunu kabul etmişsinizdir ya; işte o fenomendir. En basit böyle anlatabilirdim.
Dünyanın insanlığının varlığı tek başına bir fenomendir.

Fenomen (Fransızca: fenomen (phénomène). Türkçe karşılık olarak "görüngü" kelimesi önerilmektedir. Belirli bir şekilde görünür olayları belirtmek için kullanılan, türkcede de olay anlamında günlük dilde kullanılan kelime. Olağan olmak ya da olmamak fenomenin fenomen olması belirlemez. Buna bağlı olarak olağanüstü bir fenomenden de, olağan bir fenomenden de bahsedilebilinir.
Günümüzde şaşırtıcı olaylar sosyolojik anlamda fenomen sayılmakta, başka bir yöndense ilgi çeken haber konularına fenomen şeklinde yaklaşılmaktadır. Bu anlamda kullanılan terimin açık ve genel geçerli (neye göre şaşırtıcı ya da kime göre ve ne anlamda ilgi çekici?) bir tanımı var görünmemektedir.
Genel anlamda duyularla ve duyu yoluyla algılanan her şey için kullanılmaktadır. Felsefi anlamda ise daha kompleks anlam katmanları içeren bir terim olarak kullanılır; gerçek varlıktan ve mutlak görüntüden ayırt edilen bir kavramdır. Platon, fenomenler dünyasını gercek dünyanın bir yansısı, yani akılla bilnen reel dünyanın bir görüntüsü olarak almıştır. Kant'ta olanaklı deneyin koşullarıyla ilişkili olan her şey fenomen olarak ele alınmıştır.
Felsefede somut, algılanabilir ve denenebilir olay ve nesne demektir. Bir nesne, olay ya da sürecin nesnel gerçekliğini vurgulayan bir ifadedir.
Edmund Husserl fenomen kavramını tam tersi olarak tanımlar. Husserl'e göre fenomenolojinin ele aldığı konu, algısal ve deneysel nesneler dünyası değil, tersine nesnelerin özüdür.


alıntıdır.
OFLUOĞLU NE DEMEK İSTEDİ ACABA

Adsız dedi ki...

Allah hepinizden razı olsun. Herkese hayırlı ramazanlar dilemek istiyorum. Yazımda zaman birlik zamanı demiştim okuduysanız. Ama sanırım herkes o kadar yıpranmış ki elinde olmadan kendi durumunda olan insanları kırdığının farkında bile değil. Hatasız kul olmaz arkadaşlar. Ve yanlış hesap Bağdat'dan döner. Ve artık unutmayın Bağdat eskisi gibi çokı uzak değil. Aslında bu bir strateji meselesi. neredm başlayacağını bilmek, doğru kişiyle, doğru zaman da doğru yerde olmak. Fikir üretelim ve karar verelim. Birlikten kuvvet doğar. Sorunlar kişisel ama kişiler toplanınca sorunları toptan çözer. Buradaki herkes çok değerli insanlar. Herkes yardımsever ve paylaşımcı. İyi niyet, tatlı dil, sabır bütün negatiflikleri pozitife çevirecektir. Dua edelim ve üzerimize düşeni yapalım. Allah'ım herkese yardım edecektir. Bu mubarek günler de ben biliyorum ki güzel şeyler gelecek. Bu bayram bizim bayramımız olacak. Allahın izniyle....Allah'a emanet olun ve ne olur kalp kırmayın. O zaman ne farkımız olacak ki diğerlerinden....
Bahtsız....

Adsız dedi ki...

her musibet karşısında önce nefsini sorgulayan bir insan, içten içe bir ocak gibi yanar durur; fakat, başkalarına hissettirmez gönlündeki ateşi.. mülahazalarına emanet eder nedametlerini. Yalnızlık anlarında, başka kimselere duyurmadan, diliyle de seslendirir istiğfarlarını; binlerce kere "estağfirullah" çeker düşündükçe günahlarını. "Allahım benim isyanlarıma bir kere yarlığanma dilenmek yetmez, milyonlarca kez istiğfar ediyorum!" der, Mevlâ-yı Müteâl ile münasebetleri açısından kopukluk yaşadığı korkusuyla, sonsuzluğa işaret eden sayılar arar dile getirmek için pişmanlıklarını.

Şu kadar var ki, şayet toplum çapında bir halâs isteniyorsa, o toplumu meydana getiren bütün fertler hep beraber tevbe etmeli ve kendi günahlarından arınmanın yollarını aramalıdırlar. Zira, ferdî bir suçun nedameti ferdî, ailevî bir masiyetin istiğfarı ailevî ve millî bir günahın tevbesi de millî olmalıdır; toplumun salâhı için topyekün şahısların isyan kirlerinden temizlenmeleri lazımdır.

Bahtsız...

Adsız dedi ki...

Rivayetlere göre; Hazreti Musa (aleyhisselam), kavmiyle beraber yağmur duasına çıkar. Birkaç gün dua edildiği halde hâlâ rahmet damlaları inmeyince, Hazreti Musa, "Rabbim! Kuraklığın sona ermesi için niyaz etmemizi emir buyurdun; fakat, ellerimizi açıp dua dua yalvardığımız halde yağmur göndermedin!" deyip ilahî hikmetten sual eder. Cenâb-ı Allah, "İçinizde tevbe etmemiş bir günahkâr var!" der. Musa Aleyhisselam, rahmet-i ilahiyenin imdada yetişmesine engel teşkil eden mücrimin kim olduğunu sorunca, Allah Teâlâ "Ben Settâr'ım, kullarımın günahlarını örterim; kusurlarını fâş edip onları mahcup düşürmekten berîyim. Hepiniz tevbe edin ki, o kimse de günahlarından arınsın ve böylece dualarınıza cevap verilsin." buyurur.

Hâsılı, maruz kaldığımız belâların işlediğimiz günahlar sebebiyle geldiğini düşünmeliyiz; musibetlerin def ü ref'i için en kısa zamanda hatalarımızdan, kusurlarımızdan, günahlarımızdan, isyan kokan fiillerimizden ve küçük-büyük bütün haddi aşmışlıklarımızdan dolayı istiğfar etmeliyiz. Ayrıca, gönülden bir nedamet ve kestirmeden bir sıçrayış ferdî günahlar için yeterli olsa bile, toplumun tamamına ait cürümler için daha özlü irkilmeye, daha derinden silkinmeye ve içtimaî tevbeye ihtiyaç olduğunu da hatırdan çıkarmamalıyız. Evet, ülkemizin refah ve huzura kavuşmasının, bu milletin mukadderatıyla maddî-mânevî alâkalı görülen bütün ruhların ve bilhassa kendini bu millete adamış hasbî gönüllerin bir kere daha dize gelerek tevbe etmelerine bağlı bulunduğunu unutmamalıyız.

Bahtsız

Adsız dedi ki...

ARKADAŞLAR BENDE SİZLERİ YENİ TAKİP ETMEYE BAŞLADIM,
ÖNCELİKLE KİMSE KİMSEYE ALINMADAN HAREKET ETSİN DERİM,EN N,HAYETİNDE BİR SIKINTISI,PROBLEMİ OLMAYAN İNSANLARIN BURDA OLMAYACAĞINI DÜŞÜNÜRSEK,HEPİMİZ AYNI KÖTÜ KADERİ PAYLAŞIYORUZ,5 DAKİKA ÖNCE BLOGLARDA VERİLMİŞ MAİL ADRESLERİNE MAİL ATTIM,ANCAK YARISI YANLIŞ ADRES OLARAK GERİ GELDİ.BU DEMEK OLUYOR Kİ GERÇEKTEN MAİLLİ UYANDIRMA PRETOSTOSUNU YAPAN ÇOK AZ KİŞİ VARKİ BUNU DAHA ÖNCE DİLE GETİRMEDİ.
ALLAH HEPİMİZİN YARDIMCISI OLSUN

Cuneyt dedi ki...

ARKADAŞLAR
YORUMLARINIZI ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN HABERLERİNE YAPALIM
BİR ŞEKİLDE DİKKATLERİ ÇEKMEMİZ GEREKİYOR
ALTTAKİ LİNKE TIKLAYARAK YORUMLARINIZI BIRAKIN

SADULLAH ERGİN SAYFASI

Adsız dedi ki...

sevgili arkadaşlar hep şunu konuşuyoruz af çıksın vaya çıkmasın. fakat kimse demiyor bu insanlar hapis yatarsa alacaklı hakları korunuyormu veya devlet aldığı para cezasını alacaklıya ödüyormu hayır olan yine alacaklı ve boçluya oluyor burada kimsenin mağduriyeti giderilmiyor bu yüzden ben burdan alacklılarada sesleniyorum sizin alacağınızı devlet veriyorsa şikayetçi olun ama boçlu ödeyecekse onunla uzlaşmaya gidin mağduriyet üstüne mağduriyet doğurturmayın bu çekişme devletin işine geliyor çek karşılığı kadar cezayı kasasına koyacak size ne verecek kocaman bir sıfır bu yüzden bu hapis kimseye yarar sağlamaz gelin hep beraber bu hapis cezasını kaldırtıp uzlaşmacı bir kanunla heriki tarafta mağdur olmasın SAYGILARIMLA.

Adsız dedi ki...

Bizler artık sayıları milyonları bulan , ekonomik kriz sebebiyle çeklerini ödeyememiş esnaflarız.Yalnızca Türkiye Cumhuriyeti devletine haiz olan ‘’Çeklerin düzenlenmesi ve çek hamillerinin korunması hakkında kanun’’ hükümleri çerçevesinde adına para cezası denilen ve Anayasamıza, uydurulmuş bir kılıf maddesiyle HAPİS cezası almış tüccarlarız.Sesimizi duyuramıyoruz ,çünkü hepimiz kaçak durumda ve aranmaktayız.
Çeklerini ekonomik kriz sebebiyle ödeyememiş esnafımıza,bu çeklerini HAPİS korkusu ile ödettiren\ödettirmeye zorlayan,meclisimizi dolaylı olarak etkilemeye çalışan , Banka ve Factoringcilerin T.B.M.M ‘nin üzerinde bir yaptırımı olmasını kınıyoruz.Nitekim Başbakanımız ‘’T.B.M.M ‘nin üzerine hiçbir güç yoktur’’ demiştir.
2009 yılı itibariyle ekonomik krizinde etkisiyle bu zamana kadar katlanarak büyüyen ödenemeyen çek sayısı 3.5 milyonu aşmıştır.Esnafımızı , HAPİS ile korkutarak çekini ödemeye zorlamak, bu rakamlarla da görülmüştür ki imkansız bir hal almıştır.
Ödenemeyen bir çekin yasal sonucu olarak hapis cezası almış tüccarımız ,sadece alacaklı tarafın egosu için bu cezalarla karşılaşmaktadır.Cezasını tamamlayıp cezaevinden çıkanların bir çoğu, kendileri hakkında ceza davası açan alacaklının, borcunu ödemeye de yanaşmamaktır.Bu sebebledir ki artık çeklerde hapis cezalarının caydırıcılık boyutu kalmamıştır.Bu insanlık dışı kanunda alacaklı tarafa verilen bir kağıt parçasının yaptırımı hapis olmamalıdır.ÖZGÜRLÜK ve HÜRRİYET teminat olarak verilemez.
Şuan itibariyle de yüzbinlerce kişi, haklarında hükmü kesinleşmiş ve kaçak bir vaziyette borçlarını kıt imkanlar dahilinde ödemeye çalışmaktadır.Cezaevindeki esnaflarımız hükümetimizden bu konuya acil bir çare beklemektedir.Sayıları milyonları bulan çek cezalısı esnafımızın oy potansiyeli düşünüldüğünde,bir siyasi partiyi meclise gönderecek sayılarla karşılaşılmaktadır.
Her fırsatta duyduğumuz, iyi niyetli-kötü niyetli ayrımı için TCK’ nın ilgili dolandırıcılık maddeleri ile bu sorun çözüme kavuşturulabilir.
Bizler artık babalarımızı istiyoruz.bizler artık eşlerimizi istiyoruz.çocuklarımız aç. Kaçak durumda olan esnafımızın evinden dışarı çıkmaya özgürlüğü yok bu sebepledir ki evlerine süt götüremeyen insanlar var.Bizlere bu özgürlüğümüzü veriniz.borçlarımızı ödemenin her şeyden önce kul hakkı olduğunu iyi biliyoruz.
Sizler,Bankaların, Factoring firmalarının, tefecilerin, eli çantalı lobi faaliyetlerinin değil , biz esnafın vekili olduğunuzu gösteriniz.Bu zamana kadar yapılmış olan çek kanunlarında bir ilki gerçekleştiriniz.T.B.M.M.’ nin her kurumun ve kuruluşun üstünde olduğunu ispatlayınız.Likiditenin ve çeklerin ekonomide dönen payının hesabından çok,insan onuruna verilen değer ile hukukun üstünlüğünü ön plana alınız.
Çek kanunu’nun şuandaki haliyle, Anayasa’ya , Hukuka, Avrupa insan hakları sözleşmesine aykırı olduğu artık tüm kesimler ve kurumlarca bilinmektedir.Yeni kanunda bu hükümlerin kaldırılması hangi etken ve kurumlar tarafından engellenmektedir bilmek istiyoruz.Alacaklı tarafa hiçbir şey kazandırmayan , sadece egonun tatmini için kullanılan , adliyeleri ve mahkemeleri icra dairesine çeviren , iş yükünü artık altından kalkılmaz hale getiren , tüm otoritelerce insanlık dışı kabul edilen , sorgusuz ve savunmasızca hükmü verilen , cezası süre bakımından 5 yıl olan, ailelerin perişan olup dağılmasına yol açan , sosyal patlamaları yavaş yavaş tetikleyen BU YASANIN BİR AN EVVEL SONUÇLANMASI VE AVRUPA BİRLİĞİ NORMLARINA GÖRE UYARLANMASINI İSTİYORUZ. BİZ ESNAF OLARAK HALEN T.B.M.M. ‘ NİN ÜZERİNDE HİÇBİR GÜCÜN OLMADIĞINA İNANIYORUZ..

Adsız dedi ki...

Karşılıksız Çek Vermekten Gözaltına Alınan Yönetmen Ezel Akay Tutuklandı Karşılıksız Çek Verdiği Gerekçesiyle Antalya'da Gözaltına Alınan Yönetmen Ezel Akay, Tutuklanarak Cezaevine Gönderildi.
Karşılıksız çek verdiği gerekçesiyle Antalya'da gözaltına alınan yönetmen Ezel Akay, tutuklanarak cezaevine gönderildi. Altın Portakal Film Festivali için geldiği Antalya'da bu sabah kaldığı Dedeman Otel'de polis tarafından gözaltına alınan Ezel Akay karşılıksız çek verme suçunu konu alan 3167 Sayılı Kanun'a muhalefetten Asayis Şube Müdürlüğü'ne götürüldü.

Daha sonra Antalya Adliyesi'ne getirilen yönetmen Ezel Akay'ın borcunu ödemediği anlaşıldı. Adliye nezaretinde sabah saatlerinden beri bekletilen Ezel Akay hakkında Fatih Adliyesi tarafından çıkarılan tutuklama müzekkeresi bulunduğu belirtildi.

Akay daha sonra tutuklanarak Antalya E Tipi Cezaevi'ne gönderildi.

Anonymous dedi ki...

Karşılıksız Çek Vermekten Gözaltına Alınan Yönetmen Ezel Akay Tutuklandı Karşılıksız Çek Verdiği Gerekçesiyle Antalya'da Gözaltına Alınan Yönetmen Ezel Akay, Tutuklanarak Cezaevine Gönderildi.
Karşılıksız çek verdiği gerekçesiyle Antalya'da gözaltına alınan yönetmen Ezel Akay, tutuklanarak cezaevine gönderildi. Altın Portakal Film Festivali için geldiği Antalya'da bu sabah kaldığı Dedeman Otel'de polis tarafından gözaltına alınan Ezel Akay karşılıksız çek verme suçunu konu alan 3167 Sayılı Kanun'a muhalefetten Asayis Şube Müdürlüğü'ne götürüldü.

Daha sonra Antalya Adliyesi'ne getirilen yönetmen Ezel Akay'ın borcunu ödemediği anlaşıldı. Adliye nezaretinde sabah saatlerinden beri bekletilen Ezel Akay hakkında Fatih Adliyesi tarafından çıkarılan tutuklama müzekkeresi bulunduğu belirtildi.

Akay daha sonra tutuklanarak Antalya E Tipi Cezaevi'ne gönderildi.

Anonymous dedi ki...

Rivayetlere göre; Hazreti Musa (aleyhisselam), kavmiyle beraber yağmur duasına çıkar. Birkaç gün dua edildiği halde hâlâ rahmet damlaları inmeyince, Hazreti Musa, "Rabbim! Kuraklığın sona ermesi için niyaz etmemizi emir buyurdun; fakat, ellerimizi açıp dua dua yalvardığımız halde yağmur göndermedin!" deyip ilahî hikmetten sual eder. Cenâb-ı Allah, "İçinizde tevbe etmemiş bir günahkâr var!" der. Musa Aleyhisselam, rahmet-i ilahiyenin imdada yetişmesine engel teşkil eden mücrimin kim olduğunu sorunca, Allah Teâlâ "Ben Settâr'ım, kullarımın günahlarını örterim; kusurlarını fâş edip onları mahcup düşürmekten berîyim. Hepiniz tevbe edin ki, o kimse de günahlarından arınsın ve böylece dualarınıza cevap verilsin." buyurur.

Hâsılı, maruz kaldığımız belâların işlediğimiz günahlar sebebiyle geldiğini düşünmeliyiz; musibetlerin def ü ref'i için en kısa zamanda hatalarımızdan, kusurlarımızdan, günahlarımızdan, isyan kokan fiillerimizden ve küçük-büyük bütün haddi aşmışlıklarımızdan dolayı istiğfar etmeliyiz. Ayrıca, gönülden bir nedamet ve kestirmeden bir sıçrayış ferdî günahlar için yeterli olsa bile, toplumun tamamına ait cürümler için daha özlü irkilmeye, daha derinden silkinmeye ve içtimaî tevbeye ihtiyaç olduğunu da hatırdan çıkarmamalıyız. Evet, ülkemizin refah ve huzura kavuşmasının, bu milletin mukadderatıyla maddî-mânevî alâkalı görülen bütün ruhların ve bilhassa kendini bu millete adamış hasbî gönüllerin bir kere daha dize gelerek tevbe etmelerine bağlı bulunduğunu unutmamalıyız.

Bahtsız

Anonymous dedi ki...

Allah hepinizden razı olsun. Herkese hayırlı ramazanlar dilemek istiyorum. Yazımda zaman birlik zamanı demiştim okuduysanız. Ama sanırım herkes o kadar yıpranmış ki elinde olmadan kendi durumunda olan insanları kırdığının farkında bile değil. Hatasız kul olmaz arkadaşlar. Ve yanlış hesap Bağdat'dan döner. Ve artık unutmayın Bağdat eskisi gibi çokı uzak değil. Aslında bu bir strateji meselesi. neredm başlayacağını bilmek, doğru kişiyle, doğru zaman da doğru yerde olmak. Fikir üretelim ve karar verelim. Birlikten kuvvet doğar. Sorunlar kişisel ama kişiler toplanınca sorunları toptan çözer. Buradaki herkes çok değerli insanlar. Herkes yardımsever ve paylaşımcı. İyi niyet, tatlı dil, sabır bütün negatiflikleri pozitife çevirecektir. Dua edelim ve üzerimize düşeni yapalım. Allah'ım herkese yardım edecektir. Bu mubarek günler de ben biliyorum ki güzel şeyler gelecek. Bu bayram bizim bayramımız olacak. Allahın izniyle....Allah'a emanet olun ve ne olur kalp kırmayın. O zaman ne farkımız olacak ki diğerlerinden....
Bahtsız....

Anonymous dedi ki...

BEN GELMEDİM KAVGA İÇİN,
BENİM ZORUM SEVİ(DAVAM)İÇİN,
DOSTUN EVİ GÖNÜLLERDİR;
GÖNÜLLER YAPMAYA GELDİM.

DOSTLARIM;
Sayın Av. Burak Erim Yazısında TCK-2 madde den bahsedip bizi kurtaracak olanın bu madde olacağını iddia etmişti. Evet bizi kurtaracak olan madde bu maddedir.
YALNIZ. Sayın avukattan farklı yanıyla.
TCK-2 Sayın İyimaya’nın iddiasına ters bir madde taşımaktadır. NE DEMİŞTİ. İntikal Yasalarının Özel Hukuk Yasalarına Uydurulması.
Sayın Erim bana bunu hatırlattı. Sayın İyimaya’ya sorduğum cevap TCK-2 DE MEVCUT “KIYAS YASAĞI 1.6.2005 TARİHİNDE YÜRÜRLÜĞE GİREN.
Sayın Erim bi bakıma haklıdır. TCK-2 BİZİ KURTARACAK OLAN MADDEDİR.
Ama sadece 1. bendiyle değil . TÜMÜYLE.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
VARMIDIR?

TÜRK CEZA KANUNU

Kanun No. 5237 Kabul Tarihi : 26.9.2004
01.06.2005 tarihinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girmiş, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ise 01.06.2005 tarihinde yürürlükten kalkmıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun yürürlüğe girmesi ile birlikte lehe ve aleyhe kanun karşılaştırılmasının yapılması gerekmiştir.

TCK-MADDE 2. - (1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.
(2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.
(3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.
(KIYAS YASAĞI)
Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi
TCK-MADDE 3. -
(Ek fıkra: 7.5.2004–5170/1 md.)
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadırlar.

Cuneyt dedi ki...

Burhan abi
Teşekkür ederim:)
yazıların için yüreğine diline eline sağlık

Anonymous dedi ki...

KIYMETLİ DOSTLARIM, KARDEŞİM ADMİN;
(MUHTEMELEN AŞŞAĞIDA OLACAK,) BU GÜNKÜ BU YAZILARIM VE İÇİNDEKİ BİLGİLER BİZLER İÇİN ÇOK ÖNEMLİDİR. ÖZELLİKLE MALİ BİLGİLER. EKİMDE ÇEK YASASININ ÖNÜNDE SIKINTI OLMADIĞINI GÖSTERİYOR. MALİ AÇIDAN AÇIK KAPATILMIŞ GİBİ. IMF KARŞISINDA KARARLI DURULURDA İSTENİLEN ALINIRSA. YASANIN ÖNÜNDE HİÇ BİR ENGEL KALMAYACAK. ANCAK DEVLET YİNE BORÇLANACAK.
ADALET BAKANI BİZE VERDİĞİ SÖZDE DURACAKTIR. EYLÜL AYINDA GERÇEKLEŞMESİ GEREKEN BEKLENTİLER UMULAN GİBİ OLACAKTIR. İNŞALLAH.
BİZ BEKLEMEYELİM.
KARDEŞLERİMİZ CANLARIMIZ HALA HAPİS.
ONLARI KURTARIP BAYRAMI ÖYLE YAPALIM.
ELİMİZİ HEP ÇABUK TUTALIM.
BU YAZILARI SİZLERE DELİL OLSUN DİYE DERLEDİM.
KENDİ FİKİRLERİMLE ÖZDEŞLEŞENLERDEN SEÇTİM.
DİKKATLİ OKUNMASI İÇİN GEREKENİ YAPMANI RİCA EDİYORUM.
ZİRA GÖRÜYORUM Kİ HALA YASANIN İSTENİLEN GİBİ HAZIR OLMADIĞINA İNANAN DOSTLAR VAR. KAYGILAR VAR.
KAYGILARIMIZ ZAMANA ENDEKSLİ OLMALI.
ZAMAN.
ZAMAN.
ZAMAN.
LÜTFEN ZAMAN KONUSUNDA BONKÖRLÜĞE SON
BEKLENTİLERE SON.
HAYIRLI AKŞAMLAR.
AYDINLIK VE HAK DOLU ÖZGÜR GÜNLERE ULAŞMAK ÜMİDİYLE
BURHAN İŞCAN
CAHİL VE FENOMEN HAK VE ÖZGÜRLÜK SAVAŞCISI

Anonymous dedi ki...

“TARAFSIZLIĞINI YİTİREN BİRÇOK YARGIÇ VAR”
Kavramları ve tanımlamaları doğru yapmak gerektiğini vurgulayan Erdem, “Yargının bağımsızlığı, tarafsız ve adaletli kararlar vermek içindir. Siz bağımsızlıktan bahsedip tarafsızlık ilkesini ihmal ediyorsanız; asıl amacı gözden çıkarmış olursunuz” dedi. Erdem, yargıda tarafsızlık sorununa ise ancak bir zihniyet dönüşümünün çözüm olabileceğini savunarak, “Tüm yargıçlar için söylemek mümkün değil ama yüksek yargı mensubu birçok yargıcın tarafsız davranmadığı açıktır” dedi.

“TARAFSIZLIK EN BÜYÜK SORUN”
Anayasa Profesörlerinden Mustafa Kamalak, “Türkiye'de hukuk varsa, kurallar bir anlam taşıyorsa ve CHP adına verilen karar da doğru ise, aynı mekanizmalar RP için de işletilmeliydi” dedi. Kamalak, benzer davalarda yapılan farklı uygulamaların yüksek yargının tarafsızlığını yitirmesinden kaynaklandığını belirterek, “Sayın Rujiten'in tespitine katılmamak mümkün değil. Evet bizim yargımızın en büyük sorunu tarafsızlık sorunudur. Onun için; söz konusu Sayın Erbakan olunca öyle, Sayın Baykal olunca böyle davranılmıştır” diye konuştu.

RP'YE ÖYLE CHP'YE BÖYLE
Kamalak, “Usulsüz uygulamalar ve sahte raporlar ile RP mahkûm edildi. 763 çuval dolusu fatura vardı. Çuvallardan birinin dahi ağzını açmadılar” derken, CHP ile ilgili davanın daha net ve somut delillere dayandığını söyledi. Kamalak, bugün CHP için işletilen sürecin RP için de işletilmesi halinde Necmettin Erbakan'ın mahkûmiyet almayacağını da belirten Kamalak, “Sayın Erbakan'ı yargılayabilmek için CHP'de olduğu gibi önce Anayasa Mahkemesi'nin inceleyip suç duyurusunda bulunması lazımdı” dedi.

“TARAFGİR YARGI GÜVENİ YOK EDER”
NİZAMDER Başkanı Mustafa Doğar da “Maalesef yargı kurumlarında tam anlamıyla bir tarafsızlık olduğunu söyleyemiyoruz. Yüksek yargının içerisinde tarafsızlığını yitirmiş birçok yargıç var ve bu durum yargıya güveni ciddi anlamda sarsıyor” derken, “Yargının tarafgir tutumuna en son örnek Sincan Hakimidir. 'Cumhurbaşkanlığı vatana ihanet dışında bir suçtan yargılanamaz' şeklinde açık hüküm olmasına rağmen, akıllara durgunluk veren bir karar vermiştir” dedi. Doğar, “Aynı türden iki davada kişiye göre davranmak ve karar vermek, yargı kurumunun saygınlığını ve güvenilirliğini yok eder.” dedi.

Türk yargısının bağımsızlık değil, tarafsızlık sorunu var

Yargı: Modern bir demokrasi için bağımsız bir yargıya ihtiyacınız var. Türkiye'deki sorun, hakikaten bağımsız bir yargınız var ama tarafsız değil. Demokratik sistemin kalbinde ferdî ve kolektif haklar olmalı. Özgürlüklerin olmadığı bir ülkede vatandaşların ruhunu öldürüyorsunuz. Ruhların öldüğü bir ülkede yaratıcılık aramak beyhude bir çaba.
Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Ria Oomen-Ruijten, Türkiye'de yargının bağımsızlık değil, tarafsızlıkla ilgili sorunu olduğunu söyledi. Modern demokrasilerde yargının öneminin altını çizen Oomen-Ruijten, Zaman'a konuştu. Raportör Ruijten, "Türkiye'deki sorun şu; hakikaten bağımsız bir yargısı var; ama tarafsız değil." dedi.

Anonymous dedi ki...

avukatlardır. Bu yüzden de adalete güvenin tesisi hususunda en fazla avukatların çaba sarfettiği kanısındayım.(TÜRK HUKUK NET)

Türkiye'nin bugün üzerinde durması gereken en önemli konu yargının bağımsızlığıdır.Eğer kendimize " hukuk devleti " diyorsak o zaman yargının bağımsızlığı meselesinde tartışmaların oluşmasına dahi imkan verilmemelidir.Devletin en önemli vazifesi adaleti, en etkin,en yaygın ve en hızlı bir şekilde tesis etmektir.Bundan öteye başka bir amaç doğrultusunda ter dökmek gibi bir lüksün(!) olmaması gerekir.Bu tesis edilemediği takdirde kendi kafalarına göre adaleti tesis etmek isteyecek kişi yada kişi teşekkülleri devletin oluşturduğu boşluğu dolduracaklardır.Günümüzde ise bunun örnekleri artmaya başlamıştır.Şu da bir gerçektir ki,Devlet mekanizması içinde dahi olsa Yargıyı, Devleti temsil edenlerden dolayısı ile dışa yansıyan Devletten dahi korumak,kollamak gerek.Buna engel olamazsanız yargının bağımsızlığından bahsedemezsiniz..Kısaca bağımsız bir yargı için yapılması gereken çok ve büyük işler vardır.Bunları savunmak bile zor görünmektedir ve sağlam bir irade ister.Bunun için gerekli çareleri şu şekilde sıralamk yerinde olur kanaatindeyim:
1-Öncelikle herkesin üzerinde ittifakla durduğu HSYK daki yürtmenin içinde siyasi bir kimlikle duran Adalet Bakanı'nı ve onun etkisinden çıkamayacağı Müsteşarını bu kuruldaki işlevine son vermek gerekir...

2-Adalete bütçeden pay ayrılmasına ya da bu payın daha da artırılmasına ben şahsen karşıyım.Aslında Tüm hakim ve savcıların ve diğer yardımcı personelin maaşlarının oluşturlacak bir fondan sağlanması gerekir.Bu fon ise mahkemelerdeki harçlardan oluşturulmalıdır.Alıncak harçlar yine dava konusunun şartlarına göre değişkenlik göstermeli,fakirlik dengesi gözetilmelidir.Bu fondaki parala sadece yukarıda saydığım personele ve gereklerine ait olacağından onlara halihazırdaki durumdan etkilenilmeyecek daha da önemlisi onları " cüzdanları ile vicdanları arsında bırakmayacak" derecede yüksek olmalıdır.Özlük haklarında iyileştirmaler getirilmelidir.

3-Hakim ve savcılara sağlıkları ve tecrübeleri elverdiği ölçüde istedğkleri yaşa kadar çalışma imkanı sağlanmalıdır.

4-DGM ler kaldırılmalı yerine ihtisas mahkemeleri kurulmalıdır.Böylece kendi içinde çelişen bir isme sahip olan bu mahkemelerin kaldılmaları ile "Hukuk Devleti" ne giden yolda aşama sağlanacaktır.Bu terör suçlarının cezalandılmasında Devleti güçsüz bırakmak değil bilakis Devleti haklı davasında daha önemli bir yere getirmektir.Bu konuda AİHM kararları ve ödediğimiz tazminatlar gözönünde tutulduğunda daha iyi anlaşılacaktır.

5-Her ne olursa olsun Yargı denetimine tabi olmayan bir hukuki düzenleme yada idari işlem veya eylemlerin varlığı düşünülemez.Bunun öünündeki engeller kaldırılmalı(başta Geçici 15.m,AY),gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

6-Savcıların oynadıkları rol daha etkin bir hale getirilmelidir.Savcı gerektiğinde bir dedektif gibi gece gündüz çalışabilmeli mevzuatlara paralel bir şekilde delil toplayabilmeli,inceleme yapabilmeli,hazırlık soruşturmasını böylece en etkin bir şekilde tekemmül ettirebilmelidir.Bu,hakilerin işini de kolaylaştıracaktır.Çünkü dosyadan ve mahkeme esnasında tam bir kanıya varamayan hakimler, bilirkişilerle yada başka yöntemlerle bir sonuca varmak istediklerinden davalar uzayıp gitmaktedir.Unutmayalım ki,geciken adalet adalet değildir.

Anonymous dedi ki...

kararı oldu. Yargının Türkiye’de bağımsız olmadığı suç üstü ortaya çıktı. Yargı siyasallaşmıştır denilebilir’’ dedi.
--------------------------------------------------------------------------------


Cindoruk, HSYK kararnamelerinin hiçbirisinin bugünkü kadar tartışmalı olmadığını, atamaların krize neden olduğunu ileri sürerek, şöyle konuştu:

’’Şimdiye kadar hiçbirinde keskin hatlarıyla hükümet ve yargı bölünmesi ortaya çıkmamıştır. Hiçbiri tartışma konusu olmaz, daha çok yargıyı ilgilendirir. Burada hükümet müdahalesi ortaya çıkıyor. 2 hükümet tarafı, 5 bağımsız yargıç. 5’e 2 gibi bir oran var. Kararnameyi şekillendirme görevi o 5 yargıca ait, ama siyasi nedenlerle müdahale ettiler. Kararname Yargıçlar Yüksek Kurulunun değil hükümetin kararı oldu. Yargının Türkiye’de bağımsız olmadığı suç üstü ortaya çıktı. Yargı siyasallaşmıştır denilebilir.’’

Cindoruk, kararnamenin yargıya güveni sarstığını iddia ederek, şöyle devam etti:

’’Yargıçlara güven yitirilmiş, kuşku duyulur hale gelmiştir. Yargıçların, savcıların taraf olduğu yönünde iddialar var. Bu hakim bizden, bu mahkeme sizden gibi ayrımlar meydana geldi. Hakim taraf tutmuş ise Yargıtay onu kendi arasında çözer. Ama şimdi bu müdahaleler sonucunda vatandaşın yargıya güven sorunu ortaya çıkıyor. Bu da Türkiye için önemli ölçüde hukuk bunalımı demektir.’’

Ergenekon davasının bitmesinin zor göründüğü savunan Cindoruk, ’’Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidilecek. Türkiye orada çok ağır hükümlerle karşılaşacak. Ve Türkiye yargısı, adaleti zarar görecektir. Anayasada özgürlük temeldir. Oradaki insanların çoğunun özgürlükleri haklı gerekçeye dayanmadan kısıtlanmaktadır’’ diye konuştu.

İlk defa Yassıada’da spor salonunda mahkeme gördüğünü anımsatan Cindoruk, şu görüşleri dile getirdi:

’’Olağanüstü mahkeme kurulmuştu. Hiç kimse hukukun genel hükümlerinden faydalanıyor değildi. Spor salonu mahkemeye çevrilmişti. O şartlar içinde yapılan mahkeme itibarlı değildi. Kararları hala tartışılıyor, lanetleniyor. Aradan 50 sene geçtikten sonra tekrar spor salonunda mahkeme görüyorum.

Üzülüyorum. 50 senede Türk hukuku döne döne Yassıada hukukuna döndü. Bu ne ayıp şey? İnanıyorum ki, orada dava gören avukatlar hakkıyla görevlerini yapamıyorlar. Koşullar ağır. Bu ayıbın bir an evvel kaldırılması için çok ağır itham olmayan sanıkların tahliye edilmesi gerek.’’

YARGININ İŞLEYİŞİNDE KARŞILAŞILAN SORUNLARDA AVUKATLARIN PAYI VAR MIDIR?
Bu sorunun yanıtına bence olumlu olmalıdır. Bu gün yargı ağır aksak işliyorsa bu avukatların katkılarıyla olmaktadır.
ADALETE GÜVENİN GELİŞMESİNDE AVUKATLARIN HASSASİYETİ:
Toplumda adalete olan güvenin mevcudiyetine en çok ihtiyacı olan kesim avukatlardır. Şöyle ki,
toplumla doğrudan yüzyüze olan kesim avukatlardır. Hakimlik ve savcılık mesleğinin bugünkü yapısında hakim ve savcılar toplumdan ıraktır. Toplumla yüzyüze olan kesim

Anonymous dedi ki...

“Oy kullanma demokrasiye yetmez”

Son yıllarda kişilerin çıkarı için yasalar çıkartıldığını ileri süren Kanadoğlu, “Eğer sosyal devlet değilseniz yoz evleri dikersiniz. Bunlar gelecek seçimi garantilemek için yapılıyorsa çağdaş ve uygar olmanız düşünülemez. Bu nedenle Türkiye demokratik değildir. Demokrasinin hiçbir koşulu ülkemizde gerçekleşmemiştir. Sadece oy kullanmanın demokrasiye yettiğine inanıyoruz” şeklinde konuştu.

Bir izleyicinin hâkimler ve savcılar kararnamesinin gecikmesiyle ilgili sorusu üzerine Kanadoğlu, şunları söyledi:

“Hukuk devleti olabilmek için yargının bağımsız olması lazım. Peki, Türkiye’de yargı bağımsız mı? Yüksek mahkemeler dışında bağımsız değil. Siyasi iktidarın başındaki isim Başbakan, Adalet Bakanlığı’nın kararnameyi hazırladığını, ancak istenmeyen şeyler olduğunu söyledi. Bu anlayış, aslında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun adeta Adalet Bakanlığı’nın noter makamı gibi düşünüldüğünü ortaya koyuyor. Sanki kurul, kararnamede değişiklik yapamazmış gibi sanılıyor. O zaman kurulun ne işi var?”

“Bunun adı faşizmdir”

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun bünyesinin değiştirilebileceğini kaydeden Kanadoğlu, “Ne yapabiliriz? Meclis’ten geçirelim. Neden, milli iradenin ortaya çıkmasını böylece sağlayalım. Yani demokratikleşelim. Öyle demokratik bir ülke olalım ki, ben Başbakanım, tüm milletvekillerini isim isim ben seçerim, sırasını da ben tayin ederim. Cumhurbaşkanı benim aziz arkadaşım olur. Meclis başkanını da ben seçerim. Anayasa Mahkemesi üyelerini meclisten ben seçerim. Bakanlar Kurulu da zaten Danıştay’a üyedir. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nu ben tayin edeceğim. Bunun adı faşizm. Bunun adı diktadır. Eğer dinsel bir kimliğiniz varsa bu rejimin adı dinci diktadır” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı eleştirisi

Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Suheyl Batum da, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün hükümet ve yandaşları tarafından ‘dama taşı’ gibi kullanıldığını, 2B, askerin sivil mahkemelerde yargılanması ve mayın yasası konularında imza atması için o makama getirildiğini iddia etti.

Prof. Dr. Batum, bir soru üzerine 2B yasasıyla ilgili şunları söyledi:

“14 sayfalık gerekçeyi bırakın hâkimlerin Adalet Bakanlığı adaylarının 5 bürokrat tarafından seçilmesini içeren yasa değişikliğini Sayın Cumhurbaşkanı gece 02.30′da Azerbaycan’dan Türkiye’ye geldi ve imzaladı. Sabah Resmi Gazete’yi bir açtık ki yayınlanmış. Ne zaman okudunuz, ne zaman baktınız diye sorduk. Daha da muhteşem cevap geldi: ‘Daha önce okumuştum’ dedi. Sayın Cumhurbaşkanı bunu imzalamak zorundaydı bana göre. Hem de 02.30′da imzalamak zorundaydı. Belki gerçekten Azerbaycan’dayken imzalamıştı. Bana göre Sayın Gül bunu imzalasın, kilometre taşları biran önce yerine gelsin, planda sapma olmasın diye Cumhurbaşkanı yapıldı.”


sayin kanadoglu.yargi bagimsiz ama adil degil.sizler yarigi adil dagitmadiniz ki/sizin donemlerde binlerce hukuk skandallari islendi.sizler icin varsa yoksa solcular/sosyalistler muhalifler islamcilar.bu dusuncelere sahip insanlari hep mahkemelerde adilsizce yargiladiniz.mahkum ettiniz.sizler askerlerden brifing aldiniz/alkisladiniz.ama halka gelince bir tek adeletli karar vermediniz//konusuyorsunuz..bu halk adildir.ama sizler bagimsizsiniz.adil degilsiniz/ (murat yalcin)


“YARGININ BAĞIMSIZ OLMADIĞI ORTAYA ÇIKTI”
2009-08-07T22:33:06.617
DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) kararnamesiyle ilgili olarak, ’’Kararname, Yargıçlar Yüksek Kurulunun değil hükümetin

Anonymous dedi ki...

- Anayasa Mahkemesi yanlış bir karar vermişse ne yapılabilir?
Anayasa Mahkemesi bir konuyu reddetmişse bu konu 10 yıl içinde tekrar bu mahkemenin önüne getirilmez. Bunun anlamı, bu karar 10 yıl sonra değiştirilebilir demektir. Anayasa Mahkemesi'nin kararlarının sadece hüküm fıkrası bağlayıcıdır, gerekçesi kimseyi bağlamaz. Anayasa Mahkemesi başkanlarından biri "Gerekçemiz bağlayıcıdır" dedi. Bu bilime ters düşen ağır bir yanılgıdır. Kendinden menkul bir laftır. Türkiye'de türbanı yasaklayan bir madde olmadığı halde Anayasa Mahkemesi'nin gerekçesinin bağlayıcı olduğu söylenerek bu yasak işletildi. Türkiye'de kavramların oturmadığını gösteriyor bu.
- Sürekli olarak kamuoyunun yakından takip ettiği Ergenekon ve faili meçhul cinayetleri araştıran savcıların yerlerinin değiştirileceği tartışılıyor. Bu hukuksal açıdan ne değer taşır?
"Ahmet'i seviyorum, Mehmet'ten nefret ediyorum" diyerek görev değişikliği yapılamaz. Zaten bu işlerin nasıl yapılacağı yazılı hukukta var. Herkes kendi cemaatinden yana tutum takınıyor. Cemaatçiliktir, doğulucalıktır bu. Savcı değişirse davanın seyri değişir deniyor. Saçma. Ancak yargıçların değişmesi önemli.

*ÖZETLE : CAHİL BURHAN İŞCAN NE DEMİŞ TÜRKİYEDE HUKUK YOK
* “HUKUKU HUKUKCULARA BIRAKALIM”
* GEÇ GELEN ADALET ADALET DEĞİLDİR
16.08.2009 226 GÜNÜN HESABINI NASIL ALACAĞIZ.
TÜRKİYEDE HUKUK VADI DA BİZ Mİ HİÇETTİK.
ADALET=PARA=YOKSA OLURSUN MADARA.
ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR.

27.07.2009 SABİN KANADOĞLU: “HUKUK DEVLETİ OLABİLMEK İÇİN YARGININ BAĞIMSIZ OLMASI LAZIM. PEKİ TÜRKİYEDE YARGI BAĞIMSIZ MI?”
“BUNUN ADI FAŞİZMDİR”

Kanadoğlu, yüksek mahkemeler dışında yargının bağımsız olmadığını ileri sürdü.

Mimarlar Odası Antalya Şubesi’nin düzenlediği ‘Mimarlık ve Kentleşmede Cumhuriyet’in Beklentileri’ konulu panel Alanya Kültür Merkezi’nde yapıldı.

Panelin ilk bölümünde bir konuşma yapan Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabin Kanadoğlu, AKP hükümetinin demokrasi anlayışını eleştirirken, “Demokrasi olmadan sağlıklı bir çevre ve kentleşme olamaz. Nasıl ki Atatürk Dumlupınar zaferinin ardından ‘Hektor’un öcünü aldık’ dediyse, bunun anlamı bir kültür mirasına sahip çıkma olayıdır. Yurt edindiğiniz yerin kültür mirasına sahip çıkmazsanız hiç bir zaman çağdaşlaşamazsınız. Neden şimdi yozlaşmış bir kentleşmeyle, kişiliksiz bir imar faaliyetiyle karşı karşıyayız? Her şeyden önce Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti olmalıdır” dedi.

Anonymous dedi ki...

- Bu askeri alan tartışmaları nasıl son bulabilir?
AİHM görüşleri doğrultusunda askeri alanın daraltılması gerekiyor. Rüşvet gibi genel suçlar Askeri Ceza Yasası'ndan çıkarılmalı, sadece adli yargıya bırakılmalı. Askeri yargı salt askeri suçlara bakmalı. AB askeri yargıyı kaldırın demez. Çünkü çoğu ülkede var. Ama alanını daraltarak AB hukukuyla bütünleşmek mümkün. İsviçre, Türkiye dışında hiçbir ülkede Askeri Yargıtay yok. Olamaz da! Çünkü "Yargıtay'ın biricikliği kuralı" vardır. İki yargıtay olmaz. Biz bir de doğuluca bir kafayla Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kurduk. Bunlar son derece yanlıştır. Rüşvetin yorumunu yapma tekeli Yargıtay'a aittir. Askeri Yargıtay'la görüş ayrılığına düşerse hangisinin yorumu doğru kabul edilecektir? Olur mu böyle bir şey? Bu tür icatlar, Yargıtay'ın varlık nedenine aykırıdır. Askeri Danıştay / Yüksek İdare Mahkemesi de öyle. Danıştay idari yargıdaki kuralların aynı biçimde uygulanması için tektir. Türkiye kendinden menkul şeyler icat edip dünyayla çatışıyor. Yarın işçiler, tacirler de Yargıtay isterse ne yapacağız!
- Kitabınızda "Yargı, Yürütmenin kuşatması altında" diyorsunuz. Peki, Yürütmenin isteğiyle çıkarılan bu kadar kanun nasıl oluyor da Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay'dan geri dönüyor?
Danıştay'daki, Anayasa Mahkemesi'ndeki, Yargıtay'daki yargıçlara bir şey yapamazsınız. Onları denetleyen yoktur. Ancak ilk mahkemelerdeki yargıç ve savcıları düşünün. Bu insanların bağlı olduğu HSYK'yı düşünün. Bu kuruldaki yargıdan gelen üyelerin kendi gündemini belirleme yetkisi yok. Kurulun hükmedeceği müfettiş yok. Müfettiş bakana bağlı ve ona sorumlu. Ayrı binası ve bütçesi yok. Böyle bir kurulun bağımsız olduğunu kim söyleyebilir? Müsteşar bu kuruldan çıkarılmalı. Adalet Bakanı bilgi almak ve değerlendirme yapmak için toplantılara katılmalı ancak oy hakkı olmamalı.
- HSYK'da görüşülen savcı ve yargıçlara ne gibi koruma oluşturulabilir?
HSYK çalışmalarını İtalya'daki gibi herkese açık olarak yürütmelidir. Gün ışığında demokrasinin sonucudur bu. Bir yargıç kendi hakkında işlem yapacak olan kurulu izleyebilmeli. Bu, kurulu hem ciddiyete iter, hem de bazı şeyler kapalı kapılar arkasında kalmaz. Bugün disiplin suçuna itiraz eden yargıç "Dosyanızdaki bilgi ve belgeye göre itirazınız reddedildi" dendiğinde "acaba hakkımda ne belgesi, bilgisi var?" diye kara kara düşünmektedir. Çünkü hepsi gizli.
- Yargının kendi içinde bağımsız olduğunu söyleyebilir miyiz?
Yargıtay yargıcı ilk mahkeme yargıcına not veriyor. Hem görüşünüzde özgür olacaksınız hem de başka yargıç size not verecek. Elbette ilk mahkeme yargıcı kırık not almaktan çekiniyor. Belli bir notun altında olduğunuzda yükselemezsiniz. Bunun içindir ki Türkiye'de yeni görüşler üretilemiyor. Hukuk da gelişmiyor. Yıllardır bunu söylüyorum, ama kimse eğilmiyor soruna.
- İçtihat tapınmacılığı bununla mı alakalı?
Yargıcı özgürleştirmezseniz bu içtihat fetişizmi doğurur. Avukatlar sürekli eski Yargıtay kararlarının peşindeler. Tabii hukuk böylece kendini tekrarlıyor.
- Yargı basının yaptığı haberlerden etkileniyor mu ?
Yasa maddeleri üzerinde değerlendirme yapılabilir ancak yargının önüne getirilen konuda görüş bildiremezsiniz. Bugün basın kanıt değerlendirmesi yapıyor. "Ali Bey yalan söyledi", "Suç doğruladı" diyor. Suçu ikrar geçerli mi? Bu duruşma yargıcının tekelindedir. Ama ondan önce bu işi basın yapıyor.
- Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay arasında bir hiyerarşi var mı?
Öncelikle bu kurumlara seçilen insanların mutlaka doktora yapmaları ve bir dil bilmeleri gerekir. Batı'dan alınan bir hukuku ancak bir Batı diliyle öğrenebilirsiniz. Geçenlerde bir Anayasa Mahkemesi üyesi "Türkiye'nin en yüksek mahkemesi olan Anayasa Mahkemesi doğru karar verdi" diyor. Bu ağır bir bilgisizlik. Bu mahkemeler eşit düzeydedir. Anayasa koyucu bunu gerekçede açıklamıştır.

Anonymous dedi ki...

IMF: Bizim kaynağımıza Türkiye`nin ihtiyacı yok
IMF`den itiraf gibi açıklama geldi. IMF Türkiye Temsilcisi Samiei `Hazine ihraçlarına olan kuvvetli talep IMF finansmanına ihtiyacı azaltıyor` dedi


IMF`den itiraf gibi açıklama geldi. IMF Türkiye Temsilcisi Samiei`Hazine ihraçlarına olan kuvvetli talep IMF finansmanına ihtiyacı azaltıyor` dedi


Ekonomi yönetiminin ekimde İstanbul`da yapılacak Dünya Bankası ve IMF toplantıları öncesinde stand-by anlaşmasını yapmayı hedeflediği IMF`den Türkiye`ye büyük övgü geldi. IMF Türkiye Temsilcisi Hossein Samiei, Hazine`nin iç ve dış tahvil ihraçlarına gelen yüksek talebin devam etmesi halinde IMF`den finansman ihtiyacının azalacağını ve Türkiye ile IMF`nin görüşmelerinin bir çözüme ulaşma hedefiyle `verimli` şekilde sürdüğünü söyledi. Samiei, Reuters TV ile yaptığı söyleşide Hazine ihalelerine gelen yüksek talebin IMF ile kredi anlaşması ihtimalini azaltıp azaltmadığı sorusuna `Açıkça, talep kuvvetli olduğu sürece ... IMF de dahil olmak üzere diğer kaynaklardan finansman ihtiyacı daha az olacaktır` cevabını verdi.


Ay başında düzenlenen Hazine ihalelerine gelen yüksek talep ve gösterge tahvil faizlerinin tarihi düşük seviyelere gerilemesi ekonomistler arasında Türkiye`nin IMF ile kredi anlaşmasına ihtiyacı olup olmadığı yönünde sorulara yol açmıştı. Türkiye ile IMF arasındaki görüşmelerin devam ettiğini ve verimli geçtiğini belirten Samiei `Türkiye ve IMF arasındaki görüşmeler devam ediyor, görüşmeler verimli geçiyor. İki taraf da bir sonuca ulaşma hedefiyle sıkı çalışıyor` dedi. IMF`nin mali talepleri konusunda gazetelerde çıkan haberlerin gerçeği yansıtmadığını söyleyen Samiei `IMF ile anlaşma olsa da olmasa da, önemli olan yetkililerin belirttikleri gibi, gelecek birkaç yılda ağırlıklı olarak GSYH`deki daralma sebebiyle kamu maliyesinde oluşacak bozulmanın etkilerini kredibilitesi olan bir mali plan uygulayarak tersine çevirmek ve riski azaltmak` dedi.


Faizde tek hane, dolarda 1.47 TL yeniden görüldü


Piyasalar dün ABD, Almanya ve Fransa`dan gelen haberlerle adeta coştu. ABD Merkez Bankası(FED) ekonominin resesyondan çıkışı işaret ettiğini ve faizlerin ekonomideki toparlanmayı desteklemek için uzun bir süre düşük seviyede kalacağını açıklamasının etkisiyle güne moralle başlayan piyasalara sürpriz bir destek de Avrupa`dan geldi. Almanya ve Fransa ekonomilerinin sürpriz bir şekilde yılın ikinci çeyreğinde yüzde 0.3 büyüdüğünün açıklanmasıyla artan risk iştahına paralel yurtiçinde faiz gün içerisinde tek haneyi görerek kapanışını yüzde 10.01 ile tarihi en düşük seviyeden yaptı. Haftanın ilk günlerinde ABD endişesiyle 1.50 seviyesini geçen dolar da dün yabancı satışlarıyla 1.48`in altını gördü. Banka kârlarının desteklediği İMKB de günü yüzde 1.35 artışla 44.484 puandan kapattı. • EKONOMİ SERVİSİ

Anonymous dedi ki...

TL’ye dayanan kısa vadeli yabancı sermaye (sıcak para) bir tür borç değil midir? Ve bu rakam çok bilen ekonomistler(!) tarafından dikkate alınmamaktadır. Bu rakamın yüzde 1’i bile geri çekildiğinde “yer yerinden“ oynamaktadır.

Bu nasıl bir mantıktır ki, emekçilerden işsizlik ödeneği karşılığı kesilen kaynağı borç karşılığı olarak göstermekte ve borç azaltıcı bir kaynak olarak hesaplamaktadır. Toplam varlıklarını borcu karşılama kaynağı olarak gören bir anlayış iflasa doğru giden bir tüccarın ruh haline girmiştir. Ülke kaynaklarını peşkeş çekerek elde ettikleri gelirleri de borca karşı gösterdikleri kaynaklar içinde gösterdiklerini düşündüğümüzde bu tüccar zihniyetin ülkeyi uçuruma götürdüğünü söylemek abartı olmayacaktır.

Bütün bu hüllelerin yarattığı tartışmalar bir yana, emekçiler şu soruyu sormalıdır: Miktarı bir yana, bu borç kimindir…? Bu borç yoksul Türkiye halkalarına ve emekçilerine mi harcandı yoksa, 100 milyar doların üzerine banka hortumlamaları, teşvikler, ihaleler yoluyla tekelci sermaye gruplara mı aktarıldı? Bu soruların yanıtı bulunmadan, borç miktarının seviyesini tartışmak çok anlamlı olmayacaktır!

KÜRESEL SEÇMENLER İŞ BAŞINDA

ABD 'Büyük bir iş' için Türkiye'yle masaya oturdu

ABD’nin, Irak’taki kuvvetlerinin çekilmesi konusunda Türkiye ile görüşmeler yaptığı bildirildi. ANKA

Tam ABD ordusu Irak’tan çekilme kararı aldığında; “analar ağlamasın nutukları atıp ve ağlayan Arınç Baba taklidi” yaparak açılıma geçtiler.
Bu bir tesadüf müdür? Vicdanın sesi şöyle diyor: 7 yıldır niçin açılmadınız? 7 yıldır analar ağladı. Siz ağlamadınız. Ağlayan anaları seyrettiniz.

Tam ABD ordusunu Irak’tan çekerken şimdi siz “analar ağlamasın... Anaların göz yaşlarına ve evlat acısına artık tahammülümüz yok...” diye kendi grubunuza nutuk söyleyip, kendi kendinize ağlamalar yapıyorsunuz. Tam ABD ordusu Irak’tan çekilirken sizdeki evlat acısına dayanma tahammülü de bitti! Gerçekten bu nasıl bir tesadüftür? ABD ve İngiltere Irak’ta bir kukla hükümet yarattılar. Bir yeni Irak ordusu kurdular. Bu orduyu silahlandırdılar. Kuzey Irak’ta da, Türk Ordusu’nun subaylarının başına çuval geçirip, Barzani Peşmerge Ordusu’nu eğittiler. Oraya her zaman çok sayıda asker indirebilecekleri üsler kurdular. Irak petrolünün yüzde 75’ini ABD ve İngiliz şirketlerinin hâkimiyetine verdiler, yüzde 25’i de Iraklı Arap yönetimi ile Kuzey Iraklı Kürt yönetimine bırakma cömertliğini(!) gösterdiler. Kukla yönetimleri kullanarak ve Irak’ı da bölerek Irak halkının yeraltı zenginliği olan petrole el koymuş oldular.

Anonymous dedi ki...

KIYMETLİ DOSTUM MURAT YALÇIN BAŞTA OLMAK ÜZERE TÜM DOSTLARIMA;

PRESTÜRKTE İLK YAZIM “DEVLET ELİYLE SOYGUN YAPANLAR VE YANDIM ANAM DİYENLER” OLMUŞTU.
Sonraları bir çok yazılar yazdım. Tüm yazılarımın ana teması “YOLSUZLUK EKONOMİSİ POLİTİKALARI” idi. Ve bu politikalardan kurtulmak için gerekli olan “YARI DOĞRUDAN HÜKÜMET ŞEKİLLERİNİN E-DEVLET ŞEKLİNDE UYGULANMASI” sistemiydi.

TÜRKİYENİN EN TEMEL SORUNU “UYGULAMADA OLAN DEVLET POLİTİKASININ OLMAMASIDIR.”

Bu eksiklik ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ ile kapatılmak istenmektedir. Anayasayı uygulayacak sisitem arızalı olunca değişecek anayasa ne ifade eder.
“GİDECEĞİN YERİ BİLMİYORSAN, GİTTİĞİN YOL NE İFADE EDER”

ADALET
Tabi ki ben bir hukukçu değilim, ama, hukukçularımızın hoşgörüsüne sığınarak bir vatandaş olarak hukuktan ben ne anlıyorum, işte bu defa bu hususta görüş ve kanaatimi yazmak istiyorum..(M.YALÇIN-cek-magdurlari blogspot)

TÜRKİYE’DEKİ bazı hukuk çevrelerinin ‘yargı bağımsız değil’ açıklamalarına rağmen Avrupa’dan farklı bir ses geldi.
Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Ria Oomen-Ruijten, Türkiye’de yargının bağımsızlık değil, tarafsızlıkla ilgili sorunu olduğunu söyledi. Türkiye Raportörü, ‘Özgürlüklerin olmadığı bir ülkede vatandaşların ruhunu öldürüyorsunuz’ diye konuştu. Hollandalı raportör, Zaman’daki yazısında şu görüşlerini dile getirdi:
EN ACİL SORUN KUTUPLAŞMA
Laiklik: Türkiye’nin şu an en acil sorunlarından biri kutuplaşma. Bu kutuplaşmayı rahatlatmanın en iyi yolunun yeni bir anayasa olduğunu düşünüyorum. Yeni bir anayasa ile herkesin temel haklarının temin edilebileceği ve en mühimi din-devlet ilişkilerinin ayrılabileceği kanaatindeyim. Şu an din ve devlet işleri ayrı değil… Ülkenizde din kamusal alandan tamamıyla çıkarılmış… Dinin siyaseti düzenlemesine, kanun yapımına katılmasına kesinlikle karşıyım. Din aynı zamanda toplumsal birtakım sorunlara çözüm üretebilir… Laiklik çoğu zaman din ile devlet arasında çelişki varmış ve bu yüzden ortaya çıkmış gibi takdim ediliyor… Türk laikliğinin kesinlikle militan olduğunu düşünüyorum.
CHP’NİN TAVRI ANLAŞILMAZ
CHP: Anamuhalefet partisinin sık sık mahkemeye gitmesi inanılacak gibi değil. Benim ülkemde bu tahayyül dahi edilemez. Meselelerinizi Meclis’te görüşürsünüz. Eğer Meclis’te durduramıyorsanız, meseleyi halka, sivil toplum örgütlerine havale edersiniz ve onlardan yardım istersiniz.
TÜRKİYE’DE YARGI SINAVDAN GEÇİYOR
Yargıtay’ın bildirisi Türkiye’de yargı sistemini yeniden tartışmaya açtı. Bildiri, reformlara karşı çıkarken, AB’den farklı yorumlar geldi. Türkiye raportörü Ruijten, “Türk yargısının bağımsızlık değil tarafsızlık sorunu var.” dedi. AB önümüzdeki hafta Ortaklık Konseyi toplantısında da yargı reformu isteyecek.
Hükümet yandaş yargı istiyor
Anayasa Mahkemesi, başörtüsü düzenlemesi ve AK Parti’ye açılan kapatma davasını görüşürken Yargıtay, sert bir bildiri yayınladı. Üniversitelerde başörtüsü serbestliğini öngören düzenlemeye tepki gösteren Yargıtay Başkanlar Kurulu, yargı reformuna karşı çıktı, yeni anayasa çalışmalarını ağır bir dille eleştirdi. AK Parti’ye kapatma davası açan Yargıtay

Anonymous dedi ki...

çek mağdurlarının sayısı onbinler ailelerle beraber yüzbinler
tüm türkiyeyi haberdar etmek için bir çare bulalım birlik olursak mücadelede başarıyı yakalarız basın haber yapmalı bizi konuyu gündeme taşımalı

Anonymous dedi ki...

*RAMAZANIN 10 UNA KADAR YAPILANMA ZARURETİ VAR. ÖNCELİK VERİLMELİ.
Yapılanma çalışmalarıyla birlikte finans sorunu halledilmeli.

*DERNEK KURULUR KURULMAZ
1-Haber Türk Yazarı, Editör ve Sunucusu Yiğit Bulut’la temasa geçilip bir ÇALIŞTAY TERTİPLEMESİ İSTENMELİ.
2-Çeşitli görüşmeler planlanmalı.
3-Seçilecek tv lerin iftar programları editör ve sunucularına çiçekler ve mektuplar sunup programlara katılım sağlanmalı. Dernek temsilcileri programlı iftar çadırlarına misafir olmalı. Yanlarında çocuklar götürmeli. İstanbul’lu aileler bu işe hazırlanmalı.
*Teşkilattan tüm mağdurların haberdar olması için; tv.lerin istek programlarına, FOX TV. ÇALAR SAAT programına, HABERTÜRK TV. TÜRKİYE KONUŞUYOR PROGRAMINA
BOL BOL MAİLLER GÖNDERİLİP DİKKAT ÇEKİLMELİ.
*HABER TÜRK ANKARA TV. Muhabir ve sunucuları MUHARREM SARIKAYA VE YİĞİT BULUT’A üç gün arayla çiçek ve mektup gönderilmeli.
*Teşkilat temsilcileri başka mağdurların eylemlerine pankartlı temsilciler göndermeli. Kamusenin grevi gibi. Bunun için çarpıcı sloganlara havi pankartlarımız olmalı. ÇEK mağdurları blogta yazan Sayın Murat YALÇIN mutlak kadroya dahil edilmeli.
* GÖRÜŞMELERDE EZBERLER KESİNLİKLE TERK EDİLMELİ. Gündem takip edilmeli. Ezberlerden sadece TCK 21 kast unsuru, BUNA GÖRE EKSİK YARGILAMA VE HAK İHLALİ, YARGITAY BAŞKANININ SUÇ TARİFİ SIKLIKLA ANILMALI. AİHM. BAŞVURULARIMIZ DİLE GELMELİ. Bağımsız ve tarafsız yargı sistemi istenmeli, bankalar ve finans sektörü konusunda bilgilenilmeli. Fazla hukuki konuya girilmemeli. Kısa ve öz mesajlar oluşturulmalı.
*YAPILACAK TÜM FİİLİ EYLEMLERE ONURSAL BAŞKAN SIFATIYLA İSTENDİĞİNDE KATILIRIM. GÜVENLİĞİ SAĞLAR EYLEMLERİ SORUNSUZ NETİCEYE ÇIKARTMAYA GAYRET EDERİM.

ÜZERİNDE HASSASİYETLE VE ÖNEMLE DURMAMIZ GEREKEN TEK HUSUS AİHM DİR. BUNDAN ASLA VAZGEÇİLEMEZ.
BU NEDENLE AVUKAT ARKADAŞLAR KENDİ SİTELERİNE VE SİTELERİMİZDE DERHAL BİR BÖLÜM OLUŞTURMALI BİLGİ YAZILARINA BU BÖLÜMDE SIKLIKLA YER VERİLMELİ VE MAĞDURLARIN SORULARINA CEVAPLAR VERİLMELİDİR.

GELDİK EN ÖNEMLİ HUSUSA.
BENİM ESKİ ORDUMA
YOKLAR.
KÜSTÜLER.
İSTİHBARATCIM GÜL HANIM VARDI. BURHAN HOCA VARDI. BAYRAKTARIM JENARDİ VARDI. YANDAŞIM HATİCE HANIM. İSTİHKAMCILAR ALİ, KADİR, ÖNDER VARDI.
İKMALCİLER VARDI DENİZ,MUSTAFA, HASAN, NEVZAT VARDI. DAHA İSİMLERİ SAYMAKLA BİTMEYEN KAHRAMANLAR VARDI.
ONLAR ALDILAR BALKANDAN SÖZÜ.
ONLAR KOŞTULAR MECLİS KORİDORLARINDA
METRİSTE, ÜMRANİYEDE HEP VARDILAR.

ONLARI TEKRAR KAZANALIM.
BANA DEĞİL ONLARA ÇAĞRI YAPIN UYGUNCA.
GELSİNLER GÖREVE.
BİRLİK OLMALIYIZ
DOSTA DÜŞMANA KARŞIN.
HAYDİ BİSMİLLAH
HAYDİ TEKRAR MARŞ MARŞ.
VİRA SAYGILARIMLA.
BURHAN İŞCAN
CAHİL VE FENOMEN AMA HAK VE ONUR SAVAŞCISI

SR GERAD dedi ki...

Xavi Gerad Jude Am. Aiicco Sigorta plc temsilcisi. Biz 3% geri ödeme oraninda kredi sunuyoruz. Bu (CEO) e-posta adresine bizimle irtibata ilgilenen varsa: xavigeradloanfirm@yahoo.com
Sadece Aiicco sigorta plc izin alir 20 yas üzeri edin.
Bireysel Krediler Yatirim.
Isletme Kredileri Yatirim.
Konsolidasyon Kredi.
Insaat Krediler.
Bir veya ödeme yasindaki seçin.
Plan kapsaminda aylik ve yillik ödemeler arasinda seçim yapin.
Esnek kredi kosullari.
Yil 5000 8000.000.00 Euro kadar kredi yok.
Firmamiz Güvenilir, Verimli, hizli ve dinamik bir islemdir. Bize bugün.SR GERAD JUDE Yatirim plc: Yanitlar Isim gönderilmesi gerekmektedir. E-posta: xavigeradloanfirm@yahoo.com