210 yorum Sözde Hukuk Devletinde Adaleti Arıyoruz

2001 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile AİHM 4 nolu Protokolün 1. maddesi Anayasal kural olarak yazılıdır.. Bu madde 38/8 (Ek:3/10/2001-4709/15 md) Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz demektedir.

İnsan Haklarına İlişkin Amerikan Sözleşmesi 7. maddesinin 7. paragrafında borç nedeniyle kimsenin hapsedilmeyeceğini belirtmektedir. (nafaka borçları bunun dışındadır)
Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi, madde 11: Hiç kimse yalnız sözleşmeden doğan bir yükümü yerine getirememiş olması nedeniyle hapsedilemez demektedir.

AİHM 4 nolu Protokol:
ECHR Article 1 – Prohibition of imprisonment for debt: No one shall be deprived of his liberty merely on the ground of inability to fulfil a contractual obligation.
Birinci madde yerine getirememeden söz etmektedir, dolayısıyla borçlu ödeyebilecek durumda olup da ödemeyi reddediyorsa, borçlu hileyle yada kötü niyetle hareket etmişse koruma kapsamına girmez.
AİHM 4 Nolu Protokolün 1. maddesi için Uzmanlar Komitesince yapılan açıklamaya göre, Borçlunun hilesi, kötü niyeti, ödemeyi reddetmesi durumlarını kapsamaz ve borç sözleşmeden doğmuş olmalıdır. Borç için hapis yasağı kanundan doğan borçlar hakkında ise uygulanmaz.
Bir çok Avrupa ülkesinde borçlunun ödemeye zorlanması için hapsedilmesi kanundan doğan borçlarda veya kamu gücü iradesinden doğan borçlarda uygulanmaktadır.
Madde 5 1(b) hükmüne göre; bir mahkeme tarafından yasaya uygun olarak verilen bir karara itaat etmemekten dolayı veya yasanın koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak için bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulması söz konusudur.
4 nolu Protokol ile bağlı devletlerde mahkemeler sadece bir borcu ödeyemediği için veya sözleşmeden doğan diğer bir yükümlülüğü yerine getiremediği için bir kimsenin özgürlüğünden yoksun kılınması emri veremez.
Burada önemli olan konu, Borç için hapis yasağının kanundan doğan borçlar için uygulanıp uygulanmayacağıdır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hapsen tazyik niteliğindeki para cezalarını, ceza konusu saymakta, borçlunun özgürlüğü kısıtlamakk yoluyla ödemeye zorlanmasını denetim konusu yapmamaktadır.
3167 sayılı çek yasası “Kısmen veya tamamen karşılıksız çıkan her çek yaprağı ayrı bir suç oluşturur” tanımıyla bu fiili suç olarak tanımlamıştır, fakat yasada CMUK 195 hükümlerini uygulayarak gıyapta yargılama ile adil savunma hakkını kısıtlamıştır.

5941 sayılı çek kanunu ise suç tanımını getirmemiş, sebebiyet verme ibaresiyle, çek karşılığının bulunmaması halini suç olarak tanımlamamıştır, gün adli para cezasına ilişkin cezai yaptırımda ise kast unsurunu aranmamıştır, borç özel hukuk kaynaklı olsa bile "kötü niyetli" ödememe durumuna karşı bir cezai müeyyide veya ceza tedbiri olarak hapsen tazyik öngörülmüş ise bunun; borç için hapsedilmeme; kuralına aykırı olmaması için Kanunun öngördüğü, borçlu ödeyebileceği halde ödememekte, kısaca kasten ödememesi, suç işlemesi gerekmektedir.

AİHM 4 Nolu Protokol 1. maddesi sadece yasa ile "suç" sayılan fiilleri korumamaktadır, bu kural 5941 sayılı kanunu kapsamaktadır.

Hali hazırda 5941 Sayılı çek Kanunu'nun AİHM protokolleri gereği Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi kuvvetle muhtemeldir.
Devlet için en kazançlı ve kestirme yolda budur, Aksi durumda AİHM 4 nolu Protokol'ün ihlal edildiği 5941 sayılı çek kanunu nedeniyle hüküm giyenler 4 nolu Protokolün kanun hükmünde olduğundan bahisle adli hata nedeniyle Devletten tazminat talep edebilecektir.


anayasa mahkemesi


Bizler sözde Hukuk devletinde Adaleti Avrupa Delegasyonunda arıyoruz!
Yüksek Yargı Kurumlarının 15-17 Mart 2010 Tarihleri arasında yapacağı toplantıda bu konu ve yaşanılan sorun gündeme gelecek. Bu sorunun yoğunlukla tartışılmasını sağlamak bizim çabalarımıza bağlıdır.

Avrupa Delegasyonuna, yaşanılan insan hak ve hürriyetlerine, AİHM protokollerine aykırı olan ve yaşadığımız sorunlarla ilgili yazılarımızı;

MELLADO PASCUA Diego
E-mail: diego.mellado@ec.europa.eu

Didem Bulutlar Ulusoy
Political Officer- Legal Issues
Delegation of the European Union to Turkey
E-mail: Didem.BULUTLAR-ULUSOY@ec.europa.eu

Yüksek Yargı Kurumlarının toplantısı ile ilgili olarak toplantılarda bu konunun etkili olarak gündeme gelmesi için:

Nur Önsoy
Justice, Freedom and Security
Delegation of the European Union to Turkey
E-mail: Ayse-Nur.ONSOY@ec.europa.eu

Bu adreslere e-maillerimizi gönderiyoruz.

1 yorum Ticareti Terk Suçu Yargıtay içtihat

Ticaret şirketini temsile yetkili ortağın veya bu konuda yetki verilen şirket müdürünün İcra İflas Kanununun 44. ve 337/a maddelerinin uygulanması açısından tacir sayılıp sayılamayacağı.

Ticaret şirketleri açısından, bunların müdürleri veya yetkililerinin İcra İflas Kanununun 44. maddesi ile getirilen mal beyanında bulunma yükümlülüğü.

TTK'nun 136.maddesinde sayılan kolektif, komandit, anonim, limitet ve kooperatif şirketlerinin müdür ve yetkilileri yönünden İcra İflas Kanununun 337/a maddesinde yaptırıma bağlanan ticareti terk suçunu işlenmesi.

İcra İflas Kanunu Madde 44-(Değişik: 18/2/1965-538/22 madde)
Ticareti terk eden bir tacir 15 gün içinde keyfiyeti kayıtlı bulunduğu ticaret siciline bildirmeye ve bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren bir mal beyanında bulunmaya mecburdur.

İcra İflas Kanunu Madde 337/a- (Ek: 18/2/1965 - 538/133 md.)
44 üncü maddeye göre mal beyanında bulunmıyan veya beyanında mevcudunu eksik gösteren veya aktifinde yer almış malı veya yerine kaim olan değerini ha ciz veya iflas sırasında gösteremiyen veya beyanından sonra bu malları üzerinde tasarruf eden borçlu hakkında, bundan zarar gören alacaklının şikayeti üzerine, tetkik mercii tarafından 3 aydan 1 seneye kadar hafif hapis cezasına hükmolunur.

Türk Ticaret Kanunu Madde 136 -
Ticaret şirketleri; kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerinden ibarettir.

Daire:16
Tarih:2009
Esas No:2009/5504
Karar No:2009/9066
Kaynak:İlgili Mahkeme
İlgili Maddeler:İİK 337/a, İİK 44
İlgili Kavramlar:TİCARETİ TERK HÜKÜMLERİNE MUHALEFET
İcra İflas Kanunu 44. maddesindeki mükellefiyet münhasıran tacirler için öngörüldüğüne göre, uyuşmazlık,kimlerin tacir sayılacakları,bir başka anlatımla Ticaret şirketini temsile yetkili ortağın veya bu konuda yetki verilen şirket müdürünün İcra İflas Kanununun 44. ve 337/a maddelerinin uygulanması açısından tacir sayılıp sayılamayacağına ilişkindir.
Kimlerin tacir olduğu 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 14. maddesinde; Bir işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir. Bir işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo v.s ilan vasıtalarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline kaydettirerek keyfiyeti ilan etmiş olan kimse fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına,ister adi bir şirket veya her ne surette olursa olsun hukuken var sayılmayan,diğer bir şirket adına(ortak sıfatıyla) muamelelerde bulunan kimse hüsniniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı tacir gibi mesul olur. Biçiminde düzenlenmiş olup,bunun yanında ayrıca Yasanın 18.maddesinde-ki,'Ticaret şirketleriyle,gayesine varmak için ticari bir işletme işleten dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince hususi hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere devlet, vilayet,beledi-ye gibi amme hükmi şahısları tarafından kurulan teşekkül ve müesseseler dahi tacir sayılırlar.' Hükmü ile de diğer tacir sayılanlar gösterilmiştir. Diğer taraftan anılan Kanun'un 136.maddesinde de ticaret şirketlerinin nev'ilerinin;kollektif,komandit, anonim,limitet ve kooperatif şirketlerinden ibaret olduğu belirtilmiştir. Yukarıda sayılan ticaret şirketleri yönünden Türk Ticaret Kanunundaki düzenleme incelendiğinde, bunlar için ticareti terk hususu değil, bunun yerine infisah ve tasfiyeleri öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Eş anlatımla Türk Ticaret Kanunu 136. maddesinde sayılan şirketlerde ticareti terk değil, ortaklık ilişkisi sona erdirilmektedir.Anılan şirketlerin herbiri için infisah ve tasfiye yolu ayrı ayrı gösterilmiştir.
Tasfiye sırasında ticaret şirketinin alacak ve borçları belirlenir ve borçlar ödendikten sonra kalan mevcudu,esas mukavelede aksine hüküm olmadıkça, pay sahipleri arasında ödedikleri sermayeler ve paylara bağlı olan imtiyaz hakları nispetinde dağıtılır, tasfiyenin sona ermesi üzerine şirkete ait ticaret ünvanının sicilden terkini tasfiye memurları tarafından sicil memurluğundan talep olunur.
İş bu talep üzerine terkin keyfiyeti tescil ve ilan olunmakla ticaret şirketinin tüzel kişiliği sona ermiş olur. Tasfiye süreci ile tüzel kişilik sona erdirildiğinden terkin işlemi sırasında ticaret sicil memurluğuna İcra İflas Kanununun 44. maddesine göre bir mal beyanında bulunulması sözkonusu değildir. Terkin işleminden sonra ticaret şirketinden alacağı bulunduğunu iddia eden bir alacaklı bu alacağını ancak terkin edilen şirketin yasaya göre ihyasını sağlamak suretiyle tahsil edebilecektir.
Açıklamalar çerçevesinde somut olaya dönüldüğünde,ticaret şirketleri açısından, bunların müdürleri veya yetkililerinin, İcra İflas Kanununun 44. maddesi ile getirilen mal beyanında bulunma yükümlülüğü bulunduğunu söylemek kanunu zorlama olacaktır. Hal böyle olunca, Türk Ticaret Kanununun 136.maddesinde sayılan kolektif, komandit, anonim, limitet ve kooperatif şirketlerinin müdür ve yetkilileri yönünden İcra İflas Kanununun 337/a maddesinde yaptırıma bağlanan ticareti terk suçunu işlemesi mümkün olmadığı gözetilmeden sanıkların beraatleri yerine cezalandırılmalarına karar verilmesi isabetsiz olduğundan temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmekle hükmün isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 28.12.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.