İntihar Süsü Verilmiş Kravatlı Cinayetler

İntihar Süsü Verilmiş Kravatlı Cinayetler
İzmir'de 32 yaşındaki marangoz Yasin, Mersin'de 40 yaşında polis memuru Erol, Aydın'da 52 yaşındaki Hüseyin... Ve son olarak dün Antalya'da 68 yaşındaki işçi emeklisi Ali.

Liste gerçekten uzun, ve bu acı listenin ortak noktası, bir üçüncü sayfa klişesi; “borçları yüzünden bunalıma girip intihar etti...”

İşçi emeklisi Ali Bey Antalya'daki evinde sabah namazını kıldıktan sonra, balkonunda bir demire astı bedenini ve hayatına son verdi.

30 bin lira kredi borcunun taksitlerini ödemekte zorlandığı için bunalıma girdiği yazıldı...

Gerçekten böyle mi?

Gelin, bu intihar süsü verilmiş “kravatlı cinayeti” biraz deşelim...
İlk soru basit; maaşı bin 500 lira dolaylarında olan bir işçi emeklisine, bunun yirmi katını bulan krediyi hangi banka ne koşullarda veriyor?
Acaba borç üç beş bin liraydı da ödenmeyince arttı mı? Üç, beş bin liralık borç otuz bin lira olur mu? İnsanlara ödeyemeyeceği miktarlarda kredi vererek borçlandırmak, ya da ödenmeyen borçları katlayarak artırmak yasalara da, ahlaka da aykırı değil mi?

Evet, aykırı, yasalara da, ahlaka da, insanlığa da aykırı...

Çünkü kredi kartı ya da tüketici kredisi borcu yüzünden “bunalıma” girip intihar edenlerin öykülerinin ayrıntılarında vahşi bir hukuk mekanizması var.

Bu mekanizmanın ilk adımı sıradan insanlara “tüccar” muamelesi yapılması.
“Tüccar” tanımı önemli. Çünkü Türk Ticaret Kanunu, bankaların sıradan insanların borçlarında “faize faiz” uygulanmasını kesin bir dille yasaklıyor. Ancak “tüccarlar arasındaki sözleşmelerde” faize faiz
uygulanabiliyor.

Fakat yasalar, parası ve gücü olanları bağlamıyor. Bankalar da Ticaret Kanunu'nu takmıyor.

Yasayı dolanmanın yolu şu: Saygın hukuk fakültelerimizden birinin ünvanında “profesör” yazan elemanı bilirkişi olarak fetva veriyor; “Her ne kadar sıradan insan gibi gözükse de mevduat hesabı olduğu için faiz kazanıyor, dolayısıyla 'tüccar' sayılır. Borçlarında 'faize faiz' yürütmek mümkündür” Bankalar ellerinde bu fetvayla, sıradan insanların borçlarını yasalara açıkça aykırı biçimde “faize faiz” yürüterek katlıyor.

İcra dairelerinde sayıları 23 milyona ulaşan dosyalara bir bakın...
Yarısından fazlasında sıradan insanların borçlarının “faize faiz” yürütülerek katlandığını göreceksiniz.

Üç kuruş maaş alan insanlara cömertçe açılan krediler, adeta “ödeyemez hale getirme” üzerine işleyen bir mekanizma ve yerle bir olan hayatlar...
Sadece “faize faiz işletmek” değil mesele.

Borç intiharlarının öykülerinin bir yerinde “izinli çıktığı yarı açık cezaevinden” diye bir cümleye mutlaka rastlıyorsunuz.

Nedir bu “yarı açık cezaevi” meselesi?

Anlatalım; İcra ve İflas Kanunu'nda, 1930'lu yıllardan kalma küflü bir yasaya dayanan “tazyik hapsi!” var. Kanunun 340. maddesine göre “taahhüdü ihlal” suçu karşısında alacağı tahsil etmek için, alacaklının isteği üzerine verilen ve 90 güne kadar uzayabilen hapis söz konusu.

90 gün deyip geçmeyin, hemen her ihlal için bir 90 gün koyun... İki, üç yıla varan hapis cezaları, her biri tek tek yatılmak zorunda. Denetimli serbestlik yok, ceza indirimi yok.

Bankalar, avukatlar, kapıya icra memurlarıyla dayanıp, zor bela imzalattıkları “taahhüdleri” bunun için kullanıyorlar.

Yasaları, ayrıntılarını bilmeyen sıkışmış insanlar, birkaç gün süre kazanmak için bazen kendilerinin ölüm fermanına imza attıklarını bile fark etmiyor.
Adli istatistiklere göre geçen yıl taahhüdü ihlal yüzünden 223 bin kişiye “mahkumiyet” verilmiş. Türkiye'de cezaevlerinin kapasitesi 160 bin kişi, ve tamamen dolu.

Fakat önemi yok, çünkü en az 200 bin “gölge mahkum” bu hesapta yok. Bakanlar kurulu kararıyla adli istatistiklerde yer almıyorlar.

Avukatların, bankaların ve icra dairelerinin her borçluya “dolandırıcı” muamelesi yapıp, “sorumsuzca” kullandığı bu yasa yüzünden 200 bin kişi hapis tehdidi yaşıyor, ya da bizzat hapse giriyor.

Sonrası Geceyarısı Expresi...

Hayatında karakol yüzü görmemiş insanlar cezaevlerine, kuralları güçlü, zengin ve genellikle suç profesyonellerinin koyduğu bir dünyaya giriyor. Dayakla, tehditde, haraçla ve hayatlarında o güne kadar olmayan pek çok çirkin şeyle karşılaşıyorlar.

Ve sonra üçüncü sayfaya sıkışmış bir klişesi; borçları yüzünden “bunalıma” girdi...”

Gerçekten intihar mı etti?

Yoksa kravatlı faillerin işlediği cinayetlerden mi söz ediyoruz?

Cengiz Erdinç - YURT GAZETESİ
Benzer Sorunları Bildirmek İçin:
Yurt Gazetesi Cengiz Erdinç GSM: 0532 255 8120
--------------------------------------------------------------------------------

Hiç yorum yok: