Uyarlama yargılaması talebi, dilekçe örneği

5941 SAYILI KANUNU UYARLAMA YARGILAMASI ÖRNEK DİLEKÇELER
1) ASLİYE CEZA MAHKEMESİNE VERİLECEK UYARLAMA DİLEKÇESİ
2)UYARLAMA RED OLDUĞUNDA VE İTİRAZ YOLU AÇIK DENDİĞİNDE AĞIR CEZA MAHKEMESİNE YAPILACAK İTİRAZ BU DİLEKÇEDE MAHKEME KARARININ TEMYİZE AÇIK OLMASI GEREKTİĞİNİDE BELİRTİLMİŞTİR
3) UYARLAMA RED OLSA DAHİ TEMYİZE AÇIK OLMA DURUMUNDA VE YARGITAY TEMYİZ DİLEKÇE ÖRNEĞİ
4. TAAHHÜDE UYLMADIĞI İÇİN İNFAZA DEVAM KARARINA YAPILACAK İTİRAZ DİLEKÇESİ

5. 1- UYARLAMA DİLEKÇESİ (VARSA SİZE ÖZEL BİLGİ DİLEKÇEYE EKLEYİN)EĞER UYARLAMA YARGILAMASI YAPILMIŞ VE İTİRAZ VEYA TEMYİZ YOLU AÇIK OLARAK KARAR VERİLMİŞSE, BANKANIN ÖDEMEKLE YÜKÜMLÜ OLDUĞU TUTARLAR DÜŞÜLMÜŞ VE LEHE DURUMLAR UYGULANIP YENİ HÜKÜM KURULMUŞSA SADECE 1 NUMARALI METNİ DİLEKÇE OLARAK YARGITAYA VEYA AĞIR CEZA MAHKEMESİNE SUNABİLİRSİNİZ.


...........ASLİYE CEZA MAHKEMESİ HAKİMLİĞİ’NE
DOSYA NO :20........
KARAR NO :20......
SANIK :
TALEP KONUSU: Uyarlama yargılaması yapılarak lehe kanunun uygulanarak durumumun yeniden değerlendirilerek bir karar verilmesidir.
İZAHI:

..../..../.20.. tarihinde yukarıda numarası belirtilen dosyaya konu “karşılıksız çek keşide etme” suçundan adli para cezasına mahkum edildim.

Bu ceza verildikten sonra 20.12.2009 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı “Çek Kanunu” ile 3167 sayılı “Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun” yürürlükten kaldırılmıştır. Dava konusu suçun unsurları ve yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2 ve 7.maddeleri de gözetilerek, hukuksal durumumun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesi gereklidir.

1- Hakkımda açılan dava 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkındaki Kanun hükmüne göre açılmıştır. Bu dönemde, TCK’nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un Geçici 1 inci maddesi, ilk halinde 5 inci maddenin yürürlüğünü 31.12.2006’ya, daha sonra ise 31.12.2008’e ertelemiştir. Bununla ilgili olarak, “diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2008 tarihine kadar uygulanır” hükmüne yer verilmiştir. Bu maddeden de anlaşıldığı üzere, TCK’nın genel hükümlerine aykırı olan özel ceza kanunlarının ilgili hükümleri, 31.12.2008’e kadar uyarlanmadıkları takdirde, kendiliğinden uygulanamaz hale gelecek, bunların yerine TCK’nın genel hükümleri (1 ilâ 75 inci maddeleri arasındaki Birinci Kitabında yer alan düzenlemeler) uygulanma alanı bulacaktır.

           TCK’nın 5 inci maddesinde bahsedilen ceza içeren özel kanunlara bir örnek teşkil eden 3167 sayılı Kanun’un 16 ncı maddesi karşılıksız çek başlığını taşımaktadır. Böylelikle, bu kanunla bir suç ve ceza yaratılmıştır. Bahsedilen bu suçun ve cezasının TCK’nın genel hükümlerine aykırı olduğu tespit edilirse uygulaması mümkün olmayacak, bunun yerine TCK hükümlerinin uygulanması gerekecektir.
765 sayılı (mülga) TCK döneminde rastlanan objektif sorumluluk hallerine TCK’da yer verilmemiştir. Objektif sorumluluk, kişinin esas itibariyle ortaya çıkmasında kusuru olmayan bir neticeden ötürü, çoğunlukla nedensellik bağının varlığına dayanarak sorumlu tutulması olarak tarif edilebilir. Diğer bir deyişle, objektif sorumluluk hallerinde, nedensellik bağı bakımından sadece objektif takdirle yetinilmektedir. Bunun anlamı, hareketin iradî olduğunun ve bu hareketin neticeyi meydana getirmeye elverişli ve uygun olduğunun tespit edilmesidir. Bunun ötesinde, kusurluluğun kast veya taksir şeklini alıp almadığı araştırılmamaktadır.

         TCK objektif sorumluluğu kabul etmemektedir. Kusur çeşitleri ise, kast, taksir ve netice sebebiyle ağırlaşmış suçtur. Ceza hukukunda temel kusurluluk şekli kasttır. Diğer bir deyişle, kanunda aksi belirtilmediği sürece suçlar ancak kasten işlenebilmektedir. Bu durum TCK’nın 21 inci maddesinde de, “suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır” denmek suretiyle açıklanmıştır.

          Netice itibariyle, objektif sorumluluğu öngören bir özel kanun, TCK’nın genel hükümlerine aykırılık teşkil edecektir. Karşılıksız çek keşide etme suçu bakımından ise objektif sorumluluk esası benimsenmiştir. Bu hem içtihat hem de doktrinde kabul edilmiştir. Nitekim 3167 sayılı Kanun’un 16 ncı maddesinin gerekçesinde de bu husus açıkça belirtilmiştir. Karşılıksız çek keşide etme suçunun failinin hareketi iradî olması gerekmekle birlikte, suçun oluşması için faildeki kastın, hesabında yeterli para bulunmamasını da kapsaması aranmamaktadır. Oysa ki, TCK’nın kusurluluk ile ilgili hükümlerine göre hareket edersek, ortada karşılıksız çek keşide etme suçunun var olduğunu söyleyebilmek için, failin kastının hesapta yeterli para bulunmamasını da kapsadığının ispat edilmesi gereklidir.

       3167 sayılı Kanun’un sistemi tamamıyla TCK’nın genel hükümler kısmında benimsemediği objektif sorumluluğa dayanmaktadır. Hal böyle olunca, 01.01.2009 tarihinden bu yana TCK’nın genel hükümlerine göre hareket etmek gerektiğinden, karşılıksız çek keşide etmek suçundan dolayı bir kimsenin cezalandırılabilmesi için, o kişinin kusur sorumluluğunun olması gereklidir. Eğer kişinin meydana gelen neticeden en azından taksir derecesinde bir sorumluluğu yoksa, kişinin o suçtan dolayı sorumlu tutulamaması gerekir. Netice olarak, TCK’nın genel hükümlerine göre hareket edildiği takdirde, failin kastının hesapta para olmamasını da kapsar nitelikte olduğu hallerde ancak ceza verilebilmesi, aksi durumda, sübjektif sorumluluk gereğince yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmadığının kabulü gerekir.
             Bu ise, CMK’nın 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince hakkımda beraat kararı verilmesini gerektirmektedir.

2- Yeni Çek Kanunu’na göre sanığın usulüne uygun olarak yeniden duruşmaya çağrılması gereklidir. Aksine yokluğunda yargılama yapılarak hüküm kurulması savunma hakkının kısıtlanmasıdır. Anayasada savunma hakkı tereddüde yer vermeyecek şekilde düzenlenmiştir. Savunma hakkı Anayasanın 36. maddesinde, “hak arama hürriyeti” içinde, “Temel Haklar ve Ödevler” arasında; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde düzenlenmiştir. Kişinin savunma hakkının kısıtlanması Anayasa’ya aykırıdır. Yeni Çek Kanunu’na göre sanığın sorgusunun yapılmasında zorunluluk bulunmaktadır.

3- Yargıtay 10.Ceza Dairesi’nin 2009/15031 E. 2009/19857 K. sayılı kararında
20.12.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı Çek Kanunu ile 3167 sayılı “Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun” yürürlükten kaldırılmış, dava konusu suçun yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, hukuksal durumumun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde ve 5941 sayılı Kanun’da, 3167 sayılı Kanun’un aksine, 5271 sayılı CMK’nın 195. maddesinde yazılı açıklamanın yer aldığı davetiyenin tebliğ edilerek sanığın yokluğunda hüküm kurulmasının öngörülmemiş olması nedeniyle, sanığın sorgusunun yapılmasından sonra bir karar verilmesinde zorunluluk bulunması gerekmektedir” denilmektedir.

4- Yargıtay 10.C.D. sinin 11.01.2011 Tarih 2010/5764 Esas 2011/235 Karar sayılı içtihatında "suç konusu çekin ibrazı anında çek hesabında bulunan ve muhatap bankanın o tarih itibarıyla ödemekle yükümlü bulunduğu miktarın düşüldükten sonra karşılıksız kalan miktar üzerinden hüküm kurulması Gerekirken, Yasaya aykırı şekilde hüküm kurulması nedeniyle mahkeme kararını bozma sebebi saymıştır. Mahkemenizce tarafıma verilen çek tutarı kadar Adli Para cezasının, çek ibraz tarihinde çek hesabımda bulunan miktar ve bankanın ödemekle yükümlü olduğu tutar düşülerek yeniden belirlenmesi gerekmektedir.

5- Yargıtay 10.C.D. sinin 11.01.2011 Tarih 2009/12640 Esas 2011/241 Karar sayılı içtihatında" şikayetçinin ibraz eden konumta olup olmadığının, buna bağlı olarak şikayet hakkının bulunup bulunmadığının saptanması sonuca göre sanığın hukuki durumunun saptanması gerekirken mahkumiyet hükmü kurulması gerekçesiyle sanığın temyiz itirazını yerinde görerek kararı bozmuştur. Bu gerekçeyle, şikayetçinin, çeki bankaya ibraz eden ve karşılıksızdır işlemine tabii tutan kişi olup olmadığının ve şikayetçi hakkının bulunup bulunmadığının saptanması gerekmektedir.

6- 594l sayılı yasada 3167 sayılı yasaya göre verilen hükümlerin uyarlamasıyla ilgili düzenleme bulunmaması nedeniyle CMK.da.yazılı yasa yollarının uygulanması gerektiği gözetilerek hükmün 5941 sayılı yasaya göre uyarlanması talebi sonucunda verilen kararın mahkeme kararı niteliğinde olması nedeniyle esas hükümle birlikte temyiz davasının konusunu oluşturduğunun dikkate alınması gerekmektedir

NETİCE VE TALEP:

Yukarıda arz olunan nedenlerle:
Uyarlama talebimizin kabulüyle dosyanın yeniden ele alınmasına ve 5941 sayılı Yeni Çek Kanunu’nun yukarıda açıklanan maddelerinin 5237 sayılı TCK 7. ve 5252 sayılı kanunun 9. maddeleri uyarınca lehime olan hükümlerinin uygulanarak, infaz durumumun yeniden değerlendirilip bir karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederim. .../../2011

Sanık.......

________________________________________________________________________________

2-5941 SAYILI YENİ ÇEK KANUNU'NA GÖRE MAHKEMECE RED EDİLEN UYARLAMA YARGILAMASI TALEBİNE KARŞI AĞIR CEZA MAHKEMESİNE YAPILACAK İTİRAZ DİLEKÇE ÖRNEĞİ (UYARLAMA YARGILAMA MAHKEME KARARININ TEMYİZE AÇIK OLMASI GEREKTİĞİNİ MUTLAKA BELİRTİN)

.....AĞIR CEZA MAHKEMESİ' NE
SUNULMAK ÜZERE
......ASLİYE CEZA MAHKEMESİNE

ESAS NO :
KARAR NO :
İTİRAZ EDEN (Sanık) :
KONUSU : Asliye Ceza Mahkemesi’nin …/…/… tarihli, …/… Esas ve …/… Karar sayılı kararının itiraz yoluyla kaldırılması ve düzeltilerek karar verilmesi istemini içerir, itiraz dilekçesinin sunumudur
İZAHI:
..../..../.20.. tarihinde yukarıda numarası belirtilen dosyaya konu “karşılıksız çek keşide etme” suçundan adli para cezasına mahkum edildim.

Bu ceza verildikten sonra 20.12.2009 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı “Çek Kanunu” ile 3167 sayılı “Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun” yürürlükten kaldırılmıştır. Dava konusu suçun unsurları ve yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2 ve 7.maddeleri de gözetilerek, hukuksal durumumun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesi gereklidir.

1- Hakkımda açılan dava 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkındaki Kanun hükmüne göre açılmıştır. Bu dönemde, TCK’nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un Geçici 1 inci maddesi, ilk halinde 5 inci maddenin yürürlüğünü 31.12.2006’ya, daha sonra ise 31.12.2008’e ertelemiştir. Bununla ilgili olarak, “diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2008 tarihine kadar uygulanır” hükmüne yer verilmiştir. Bu maddeden de anlaşıldığı üzere, TCK’nın genel hükümlerine aykırı olan özel ceza kanunlarının ilgili hükümleri, 31.12.2008’e kadar uyarlanmadıkları takdirde, kendiliğinden uygulanamaz hale gelecek, bunların yerine TCK’nın genel hükümleri (1 ilâ 75 inci maddeleri arasındaki Birinci Kitabında yer alan düzenlemeler) uygulanma alanı bulacaktır.
TCK’nın 5 inci maddesinde bahsedilen ceza içeren özel kanunlara bir örnek teşkil eden 3167 sayılı Kanun’un 16 ncı maddesi karşılıksız çek başlığını taşımaktadır. Böylelikle, bu kanunla bir suç ve ceza yaratılmıştır. Bahsedilen bu suçun ve cezasının TCK’nın genel hükümlerine aykırı olduğu tespit edilirse uygulaması mümkün olmayacak, bunun yerine TCK hükümlerinin uygulanması gerekecektir.
765 sayılı (mülga) TCK döneminde rastlanan objektif sorumluluk hallerine TCK’da yer verilmemiştir. Objektif sorumluluk, kişinin esas itibariyle ortaya çıkmasında kusuru olmayan bir neticeden ötürü, çoğunlukla nedensellik bağının varlığına dayanarak sorumlu tutulması olarak tarif edilebilir. Diğer bir deyişle, objektif sorumluluk hallerinde, nedensellik bağı bakımından sadece objektif takdirle yetinilmektedir. Bunun anlamı, hareketin iradî olduğunun ve bu hareketin neticeyi meydana getirmeye elverişli ve uygun olduğunun tespit edilmesidir. Bunun ötesinde, kusurluluğun kast veya taksir şeklini alıp almadığı araştırılmamaktadır.
TCK objektif sorumluluğu kabul etmemektedir. Kusur çeşitleri ise, kast, taksir ve netice sebebiyle ağırlaşmış suçtur. Ceza hukukunda temel kusurluluk şekli kasttır. Diğer bir deyişle, kanunda aksi belirtilmediği sürece suçlar ancak kasten işlenebilmektedir. Bu durum TCK’nın 21 inci maddesinde de, “suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır” denmek suretiyle açıklanmıştır.
Netice itibariyle, objektif sorumluluğu öngören bir özel kanun, TCK’nın genel hükümlerine aykırılık teşkil edecektir. Karşılıksız çek keşide etme suçu bakımından ise objektif sorumluluk esası benimsenmiştir. Bu hem içtihat hem de doktrinde kabul edilmiştir. Nitekim 3167 sayılı Kanun’un 16 ncı maddesinin gerekçesinde de bu husus açıkça belirtilmiştir. Karşılıksız çek keşide etme suçunun failinin hareketi iradî olması gerekmekle birlikte, suçun oluşması için faildeki kastın, hesabında yeterli para bulunmamasını da kapsaması aranmamaktadır. Oysa ki, TCK’nın kusurluluk ile ilgili hükümlerine göre hareket edersek, ortada karşılıksız çek keşide etme suçunun var olduğunu söyleyebilmek için, failin kastının hesapta yeterli para bulunmamasını da kapsadığının ispat edilmesi gereklidir.
3167 sayılı Kanun’un sistemi tamamıyla TCK’nın genel hükümler kısmında benimsemediği objektif sorumluluğa dayanmaktadır. Hal böyle olunca, 01.01.2009 tarihinden bu yana TCK’nın genel hükümlerine göre hareket etmek gerektiğinden, karşılıksız çek keşide etmek suçundan dolayı bir kimsenin cezalandırılabilmesi için, o kişinin kusur sorumluluğunun olması gereklidir. Eğer kişinin meydana gelen neticeden en azından taksir derecesinde bir sorumluluğu yoksa, kişinin o suçtan dolayı sorumlu tutulamaması gerekir. Netice olarak, TCK’nın genel hükümlerine göre hareket edildiği takdirde, failin kastının hesapta para olmamasını da kapsar nitelikte olduğu hallerde ancak ceza verilebilmesi, aksi durumda, sübjektif sorumluluk gereğince yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmadığının kabulü gerekir. Bu ise, CMK’nın 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince hakkımda beraat kararı verilmesini gerektirmektedir.

2- Yeni Çek Kanunu’na göre sanığın usulüne uygun olarak yeniden duruşmaya çağrılması gereklidir. Aksine yokluğunda yargılama yapılarak hüküm kurulması savunma hakkının kısıtlanmasıdır. Anayasada savunma hakkı tereddüde yer vermeyecek şekilde düzenlenmiştir. Savunma hakkı Anayasanın 36. maddesinde, “hak arama hürriyeti” içinde, “Temel Haklar ve Ödevler” arasında; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde düzenlenmiştir. Kişinin savunma hakkının kısıtlanması Anayasa’ya aykırıdır. Yeni Çek Kanunu’na göre sanığın sorgusunun yapılmasında zorunluluk bulunmaktadır.

3- Yargıtay 10.Ceza Dairesi’nin 2009/15031 E. 2009/19857 K. sayılı kararında
20.12.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı Çek Kanunu ile 3167 sayılı “Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun” yürürlükten kaldırılmış, dava konusu suçun yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, hukuksal durumumun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde ve 5941 sayılı Kanun’da, 3167 sayılı Kanun’un aksine, 5271 sayılı CMK’nın 195. maddesinde yazılı açıklamanın yer aldığı davetiyenin tebliğ edilerek sanığın yokluğunda hüküm kurulmasının öngörülmemiş olması nedeniyle, sanığın sorgusunun yapılmasından sonra bir karar verilmesinde zorunluluk bulunması gerekmektedir” denilmektedir.

4- Yargıtay 10.C.D. sinin 11.01.2011 Tarih 2010/5764 Esas 2011/235 Karar sayılı içtihatında "suç konusu çekin ibrazı anında çek hesabında bulunan ve muhatap bankanın o tarih itibarıyla ödemekle yükümlü bulunduğu miktarın düşüldükten sonra karşılıksız kalan miktar üzerinden hüküm kurulması Gerekirken, Yasaya aykırı şekilde hüküm kurulması nedeniyle mahkeme kararını bozma sebebi saymıştır. Mahkemenizce tarafıma verilen çek tutarı kadar Adli Para cezasının, çek ibraz tarihinde çek hesabımda bulunan miktar ve bankanın ödemekle yükümlü olduğu tutar düşülerek yeniden belirlenmesi gerekmektedir.

5-Yargıtay 10.C.D. sinin 11.01.2011 Tarih 2009/12640 Esas 2011/241 Karar sayılı içtihatında" şikayetçinin ibraz eden konumta olup olmadığının, buna bağlı olarak şikayet hakkının bulunup bulunmadığının saptanması sonuca göre sanığın hukuki durumunun saptanması gerekirken mahkumiyet hükmü kurulması gerekçesiyle sanığın temyiz itirazını yerinde görerek kararı bozmuştur. Bu gerekçeyle, şikayetçinin, çeki bankaya ibraz eden ve karşılıksızdır işlemine tabii tutan kişi olup olmadığının ve şikayetçi hakkının bulunup bulunmadığının saptanması gerekmektedir.

6- 594l sayılı yasada 3167 sayılı yasaya göre verilen hükümlerin uyarlamasıyla ilgili düzenleme bulunmaması nedeniyle CMK.da.yazılı yasa yollarının uygulanması gerektiği gözetilerek hükmün 5941 sayılı yasaya göre uyarlanması talebi sonucunda verilen kararın mahkeme kararı niteliğinde olması nedeniyle esas hükümle birlikte temyiz davasının konusunu oluşturduğunun dikkate alınması gerekmektedir

TALEP:
Yukarıda sunulan ve resen tespit edilecek sair nedenlerle dosya içeriğine, Usule, Yasa' ya aykırı anılan Mahkeme kararının itirazen kaldırılmasını ve düzeltilerek karar verilmesini, talep ederiz.
.../.../..
Sanık:......

_____________________________________________________________________________

MAHKEMECE UYARLAMA YARGILAMASI KABUL EDİLEN VE TEMYİZ YOLU AÇIK OLAN KARARLAR İÇİN GENEL YARGITAY TEMYİZ DİLEKÇE ÖRNEĞİ (Temyiz dilekçesi usulen hazırlanmıştır, bazı mahkemeler uyarlamayı red edip temyiz yolu açık olarak karar veriyor, Mahkeme uyarlamayı kabul edip ona göre bir karar verirse ona göre durumu anlatır bir dilekçe vermelisiniz)

YARGITAY İLGİLİ CEZA DAİRESİNE
Gönderilmek üzere
......... MAHKEMESİNE

DOSYA NO :
TEMYİZ EDEN:

KONU : ...Asliye Ceza Mahkemesinin ……../…. E ve ……/…. K numaralı …./…./….. tarihli kararının temyizen bozulması talebidir

TEMYİZ NEDENLERİ:

..../..../.20.. tarihinde yukarıda numarası belirtilen dosyaya konu “karşılıksız çek keşide etme” suçundan adli para cezasına mahkum edildim.

Bu ceza verildikten sonra 20.12.2009 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı “Çek Kanunu” ile 3167 sayılı “Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun” yürürlükten kaldırılmıştır. Dava konusu suçun unsurları ve yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2 ve 7.maddeleri de gözetilerek, hukuksal durumumun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesi gereklidir.

1- Hakkımda açılan dava 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkındaki Kanun hükmüne göre açılmıştır. Bu dönemde, TCK’nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un Geçici 1 inci maddesi, ilk halinde 5 inci maddenin yürürlüğünü 31.12.2006’ya, daha sonra ise 31.12.2008’e ertelemiştir. Bununla ilgili olarak, “diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2008 tarihine kadar uygulanır” hükmüne yer verilmiştir. Bu maddeden de anlaşıldığı üzere, TCK’nın genel hükümlerine aykırı olan özel ceza kanunlarının ilgili hükümleri, 31.12.2008’e kadar uyarlanmadıkları takdirde, kendiliğinden uygulanamaz hale gelecek, bunların yerine TCK’nın genel hükümleri (1 ilâ 75 inci maddeleri arasındaki Birinci Kitabında yer alan düzenlemeler) uygulanma alanı bulacaktır.
TCK’nın 5 inci maddesinde bahsedilen ceza içeren özel kanunlara bir örnek teşkil eden 3167 sayılı Kanun’un 16 ncı maddesi karşılıksız çek başlığını taşımaktadır. Böylelikle, bu kanunla bir suç ve ceza yaratılmıştır. Bahsedilen bu suçun ve cezasının TCK’nın genel hükümlerine aykırı olduğu tespit edilirse uygulaması mümkün olmayacak, bunun yerine TCK hükümlerinin uygulanması gerekecektir.
765 sayılı (mülga) TCK döneminde rastlanan objektif sorumluluk hallerine TCK’da yer verilmemiştir. Objektif sorumluluk, kişinin esas itibariyle ortaya çıkmasında kusuru olmayan bir neticeden ötürü, çoğunlukla nedensellik bağının varlığına dayanarak sorumlu tutulması olarak tarif edilebilir. Diğer bir deyişle, objektif sorumluluk hallerinde, nedensellik bağı bakımından sadece objektif takdirle yetinilmektedir. Bunun anlamı, hareketin iradî olduğunun ve bu hareketin neticeyi meydana getirmeye elverişli ve uygun olduğunun tespit edilmesidir. Bunun ötesinde, kusurluluğun kast veya taksir şeklini alıp almadığı araştırılmamaktadır.
TCK objektif sorumluluğu kabul etmemektedir. Kusur çeşitleri ise, kast, taksir ve netice sebebiyle ağırlaşmış suçtur. Ceza hukukunda temel kusurluluk şekli kasttır. Diğer bir deyişle, kanunda aksi belirtilmediği sürece suçlar ancak kasten işlenebilmektedir. Bu durum TCK’nın 21 inci maddesinde de, “suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır” denmek suretiyle açıklanmıştır.
Netice itibariyle, objektif sorumluluğu öngören bir özel kanun, TCK’nın genel hükümlerine aykırılık teşkil edecektir. Karşılıksız çek keşide etme suçu bakımından ise objektif sorumluluk esası benimsenmiştir. Bu hem içtihat hem de doktrinde kabul edilmiştir. Nitekim 3167 sayılı Kanun’un 16 ncı maddesinin gerekçesinde de bu husus açıkça belirtilmiştir. Karşılıksız çek keşide etme suçunun failinin hareketi iradî olması gerekmekle birlikte, suçun oluşması için faildeki kastın, hesabında yeterli para bulunmamasını da kapsaması aranmamaktadır. Oysa ki, TCK’nın kusurluluk ile ilgili hükümlerine göre hareket edersek, ortada karşılıksız çek keşide etme suçunun var olduğunu söyleyebilmek için, failin kastının hesapta yeterli para bulunmamasını da kapsadığının ispat edilmesi gereklidir.
3167 sayılı Kanun’un sistemi tamamıyla TCK’nın genel hükümler kısmında benimsemediği objektif sorumluluğa dayanmaktadır. Hal böyle olunca, 01.01.2009 tarihinden bu yana TCK’nın genel hükümlerine göre hareket etmek gerektiğinden, karşılıksız çek keşide etmek suçundan dolayı bir kimsenin cezalandırılabilmesi için, o kişinin kusur sorumluluğunun olması gereklidir. Eğer kişinin meydana gelen neticeden en azından taksir derecesinde bir sorumluluğu yoksa, kişinin o suçtan dolayı sorumlu tutulamaması gerekir. Netice olarak, TCK’nın genel hükümlerine göre hareket edildiği takdirde, failin kastının hesapta para olmamasını da kapsar nitelikte olduğu hallerde ancak ceza verilebilmesi, aksi durumda, sübjektif sorumluluk gereğince yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmadığının kabulü gerekir. Bu ise, CMK’nın 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince hakkımda beraat kararı verilmesini gerektirmektedir.

2- Yeni Çek Kanunu’na göre sanığın usulüne uygun olarak yeniden duruşmaya çağrılması gereklidir. Aksine yokluğunda yargılama yapılarak hüküm kurulması savunma hakkının kısıtlanmasıdır. Anayasada savunma hakkı tereddüde yer vermeyecek şekilde düzenlenmiştir. Savunma hakkı Anayasanın 36. maddesinde, “hak arama hürriyeti” içinde, “Temel Haklar ve Ödevler” arasında; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde düzenlenmiştir. Kişinin savunma hakkının kısıtlanması Anayasa’ya aykırıdır. Yeni Çek Kanunu’na göre sanığın sorgusunun yapılmasında zorunluluk bulunmaktadır.

3- Yargıtay 10.Ceza Dairesi’nin 2009/15031 E. 2009/19857 K. sayılı kararında
20.12.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı Çek Kanunu ile 3167 sayılı “Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun” yürürlükten kaldırılmış, dava konusu suçun yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, hukuksal durumumun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde ve 5941 sayılı Kanun’da, 3167 sayılı Kanun’un aksine, 5271 sayılı CMK’nın 195. maddesinde yazılı açıklamanın yer aldığı davetiyenin tebliğ edilerek sanığın yokluğunda hüküm kurulmasının öngörülmemiş olması nedeniyle, sanığın sorgusunun yapılmasından sonra bir karar verilmesinde zorunluluk bulunması gerekmektedir” denilmektedir.

4- Yargıtay 10.C.D. sinin 11.01.2011 Tarih 2010/5764 Esas 2011/235 Karar sayılı içtihatında "suç konusu çekin ibrazı anında çek hesabında bulunan ve muhatap bankanın o tarih itibarıyla ödemekle yükümlü bulunduğu miktarın düşüldükten sonra karşılıksız kalan miktar üzerinden hüküm kurulması Gerekirken, Yasaya aykırı şekilde hüküm kurulması nedeniyle mahkeme kararını bozma sebebi saymıştır. Mahkemenizce tarafıma verilen çek tutarı kadar Adli Para cezasının, çek ibraz tarihinde çek hesabımda bulunan miktar ve bankanın ödemekle yükümlü olduğu tutar düşülerek yeniden belirlenmesi gerekmektedir.

5- Yargıtay 10.C.D. sinin 11.01.2011 Tarih 2009/12640 Esas 2011/241 Karar sayılı içtihatında" şikayetçinin ibraz eden konumta olup olmadığının, buna bağlı olarak şikayet hakkının bulunup bulunmadığının saptanması sonuca göre sanığın hukuki durumunun saptanması gerekirken mahkumiyet hükmü kurulması gerekçesiyle sanığın temyiz itirazını yerinde görerek kararı bozmuştur. Bu gerekçeyle, şikayetçinin, çeki bankaya ibraz eden ve karşılıksızdır işlemine tabii tutan kişi olup olmadığının ve şikayetçi hakkının bulunup bulunmadığının saptanması gerekmektedir.

SONUÇ VE İSTEM :
Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkemenin verdiği kararın TEMYİZEN BOZULMASINA karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederim. …/…/…

Temyiz Eden.......

____________________________________________________________________________


4-TAAHHÜDE UYULMADIĞI İÇİN İNFAZIN DEVAMINA KARARI VEREN MAHKEME KARARI SİZE TEBLİĞ EDİLECEK VE VARSA BİLGİ BELGE 7 GÜN İÇİNDE MAHKEMEYE MÜRAACAT AKSİ DURUMDA KARARIN KESİNLEŞECEĞİ YAZAN TEBLİGAT GELECEK BU DURUMDA İTİRAZ DİLEKÇESİDİR.

NÖBETÇİ AĞIR CEZA MAHKEMESİ' NE GÖNDERİLMEK ÜZERE
... ASLİYE CEZA MAHKEMESİNE
ESAS NO :
KARAR NO :
İTİRAZ EDEN (Sanık) :
VEKİLLERİ :
KONUSU : Mahkeme kararının itiraz yoluyla kaldırılması ve düzeltilerek karar verilmesi istemini içerir, itiraz dilekçesinin sunumudur.
İTİRAZ NEDENLERİ:
Yürürlüğe giren 5941 sayılı yasanın geçici 2. maddesinin 1/b fıkrası uyarınca ödeme taahhüdünü içerir dilekçe vermiş ve mahkemece infazın durdurulmasına karar verilmiştir. Ödeme taahhüdüne uyulmadığından bahisle .../.../ 2011 tarihinde tekrar şikayet konusu olunmuş ve mahkemece ... Esas sayılı kararla infazın devamına karar verilmiştir.

5941 sayılı çek kanunu GEÇİCİ MADDE 2 – (1) 3167 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinde tanımlanan suçtan dolayı, 1/11/2009 tarihi itibarıyla, haklarında soruşturma veya kovuşturma başlatılmış ya da kesinleşmiş bir hükümle mahkûm olan kişilerin;
a) Şikâyetçi ile belirledikleri miktarın belirli vadelerde ödenmesi hususunda anlaşmaya varmaları ve anlaşmanın bir nüshasının şikâyetçi veya yasal temsilcisi tarafından Cumhuriyet başsavcılığına veya mahkemeye verilmesi hâlinde, anlaşmada öngörülen süre kadar soruşturma veya kovuşturmanın durmasına, hükmün infazının ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilir. Anlaşmaya varılmış olması, şikâyetçi bakımından şikâyetin geri alınması sonucunu doğurmaz.

b) Bu Kanunun 6 ncı maddesi hükmüne göre ödenmesi gereken miktarı belirli vadelerde ödeyeceğini taahhüt etmesi ve taahhütnamenin, kendisi veya yasal temsilcisi tarafından Cumhuriyet başsavcılığına veya mahkemeye verilmesi hâlinde, anlaşma aranmaksızın, taahhütnamede belirtilen süre kadar, soruşturma veya kovuşturmanın durmasına, hükmün infazının ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilir. Bu durumda, ödeme süresi, taahhütnamenin yapıldığı tarihten itibaren iki yılı geçemez. Taahhütnamede yer alacak birinci yıl taksidi, borcun üçte birinden az olamaz. Taahhütnamenin bir örneği alacaklıya gönderilir.

GEÇİCİ MADDE 2-(1)b- Kanun madde metninde infazın iki sene olarak durdulacağı çok açıktır Taahhütnamede yer alacak birinci yıl taksidi, borcun üçte birinden az olamaz ifadesi TBMM Genel kurulunda sonradan madde metnine eklenmiş, fakat bu miktarın ödenmemesi durumunda infazın kaldığı yerden başlayacağı konusunda her hangi ifade yoktur.

Kanun maddesinde "ödenmesi gereken miktarı belirli vadelerde ödeyeceğini taahhüt etmesi" şartı 5941 sayılı Çek Kanunu'nun geçici 2(a) Maddesinde yer alan " Şikâyetçi ile belirledikleri miktarın belirli vadelerde ödenmesi hususunda anlaşmaya varmaları ve anlaşmanın bir nüshasının şikâyetçi veya yasal temsilcisi tarafından Cumhuriyet başsavcılığına veya mahkemeye verilmesi hâlinde" yer alan geçici madde (a)fıkrasına atıf yaptığı ve buradaki belirli vadelere uyulmaması halindeki yaptırım olduğu çok açıktır.

Geçici 2(b) maddesi hükmünce verilen taahhütlerin "Alacaklıyla anlaşma aranmaksızın" şartı koştuğu ve "Taahhüde uyulmadığının tespiti halinde infaz/dava kaldığı yerden devam eder hükmünün "taahhütnamede belirtilen sürenin bitimi" olduğu ve bununda iki yıl olarak düzenlediği çok açıktır.

Mahkeme ek kararı kanuna ve yorum ilkelerine açık aykırılık taşımaktadır. Yargısal yorum yetkisinin sınırları, yasa maddesinin lafız ve ruhunun çizdiği çerçevenin dışında, “başka bir şeyin” uygulanması biçiminde tezahür edemez. Bu zorunluluk ve ödev, bariz surette ihlal edilmiştir.
Yasa maddeleri ve tanımları karşısında tek geçerli ve “yasaya uygun” yorum ve uygulama bu iken, pozitif hukuk metinlerinin yorum ve tatbikinde açık hataya düşülerek tesisi edilen Ek Kararın itirazımız vechile düzeltilmesini veya kaldırılmasına karar verilmesini talep etmek zarureti hasıl olmuştur.

SONUÇ :
Yukarıda sunulan ve resen tespit edilecek sair nedenlerle dosya içeriğine, Usule, Yasa' ya aykırı anılan Mahkeme kararının itirazen kaldırılmasını ve düzeltilerek karar verilmesini talep ederiz. .../.../..
-------------------------------------------------------------------------------------------------------


YASA YOLU BOZMA İÇİN ADALET BAKANLIĞINA GÖNDERİLMESİ ÖRNEK DİLEKÇE (BAŞSAVCILIĞA VERİLECEK)

...... CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA

DOSYA NO :
İTİRAZ EDEN
VEKİLİ:
DAVACI:
K.H.
SUÇ:Karşılıksız çek keşide etme
EK KARAR TARİHİ:..
TALEP KONUSU
:Sayın Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararının kaldırılması için uyarlama talebi sonucunda verilen karar temyize tabi bulunduğundan dosyanın kanun yararına bozma amaçlı Adalet bakanlığı'na gönderilmesine karar verilmesi talebidir.

İZAHI :Müvekkil, yukarıda numarası belirtilen dosyaya konu “karşılıksız çek keşide etme” suçundan adli para cezasına mahkum edilmiştir. Bu ceza verildikten sonra 20.12.2009 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı “Çek Kanunu” ile 3167 sayılı “Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun” yürürlükten kaldırılmıştır. Dava konusu suçun unsurları ve yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2 ve 7.maddeleri de gözetilerek, müvekkilin hukuksal durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesi gerektiği için tarafımızca tekrar uyarlama talebiyle sayın . Asliye Ceza Mahkemesi’ne başvurulmuştur. Ancak sayın Mahkeme uyarlama talebimizi reddetmiş ve temyiz yolu açık olarak karar vermesi gerekirken itiraz yolunun açık olduğunu kararında belirtmiştir. Yapılan itiraz başvurumuz ise .. Ağır Ceza Mahkemesince red edilmiştir.

1.Yeni Çek Kanunu’na göre sanığın usulüne uygun olarak yeniden duruşmaya çağrılması gereklidir. Aksine yokluğunda yargılama yapılarak hüküm kurulması savunma hakkının kısıtlanmasıdır. Savunma hakkı Anayasanın 36. maddesinde, “hak arama hürriyeti” içinde, “Temel Haklar ve Ödevler” arasında; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde düzenlenmiştir. Kişinin savunma hakkının kısıtlanması Anayasa’ya aykırı olup 5941 sayılı Çek Kanunu’na göre sanığın sorgusunun yapılmasında zorunluluk bulunmaktadır. Nitekim Yargıtay 3.Ceza Dairesi’nin 2007/10866 E. 2008/1498 K. Sayılı kararında ’’5252 sayılı kanunun 9/3. maddesine göre, önceki yasa ile sonraki yasanın tüm hükümlerinin somut olaya uygulamasının ayrı ayrı yapılması ve oluşacak sonuca göre lehe yasanın belirlenmesi gerekir’’ denilmektedir.

2,5941 sayılı Çek Kanunu ile 3167 sayılı “Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun” yürürlükten kaldırılmış, dava konusu suçun yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, sanığın hukuksal durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde ve sanığın yokluğunda hüküm kurulmasının öngörülmemiş olması nedeniyle, sanığın sorgusunun yapılmasından sonra bir karar verilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.

3,Hangi kararların hangi yasa yoluna tabi olduğunun CMK’da ve özel kanunlarda tespit edildiği, CMK’nın 267/1 maddesi gereğince hakim kararı ile kanunun gösterdiği hallerde mahkeme kararları aleyhine karşı itiraz yoluna gidilebileceği, bir cezanın infazı sırasında infaz hukuku ile ilgili kararlarında itiraz yasa yoluna tabidir.

5941 sayılı yasada 3167 sayılı yasaya göre verilen hükümlerin uyarlanmasıyla ilgili düzenleme bulunmaması nedeniyle bu tür talepler nedeniyle yapılacak başvurular için genel kanun olan CMK’da yazılı yasa yollarının uygulanması gerektiği, bu nedenle hükmün 5941 sayılı yasaya göre uyarlanması talebi sonucunda verilen kararın, infaza ilişkin olmaması ve mahkeme kararı niteliğinde olması nedeniyle itiraz yasa yolu ile denetlenemez. Kovuşturma sırasındaki usul kurallarına aykırılık esas hükümle birlikte temyiz davasının konusunu oluşturur. Bu nedenle sayın Asliye Ceza Mahkemesinin kararı hatalı olup kaldırılması gereklidir. Ayrıca sayın Mahkeme temyiz yolu değil itiraz yolu açık olarak karar verdiği için tarafımızca sayın Mahkemenize müracaat edilmiştir. Ancak hatalı yasa yolu başvurusunun başvuranın hakkını ortadan kaldırmayacağı kuralı nazara alınarak bu başvurumuzun kanun yararına bozma amaçlı Adalet Bakanlığına gönderilip değerlendirilmesini talep etmekteyiz.

NETİCE VE TALEP :Yukarıda arz olunan nedenlerle:

Hatalı yasa yolu başvurusunun başvuranın hakkını ortadan kaldırmayacağı kuralı nazara alınarak Mahkeme kararının kanun yararına bozma Talebi ile Adalet Bakanlığına gönderilmesini saygıyla, bilvekale arz ve talep ederim.

13 yorum:

yasar dedi ki...

arakadaşlar bu uyarlama dilekcesi hakkında bilgisi olan aydınlatırmı lütfen,

Safeviturkdevleti dedi ki...

Arkadaşlar merhaba, vekaletname vermem gerekiyor. acaba noterlerde gbt yapılıyor mu? Bilginiz var mı? Yardımcı olabilir misiniz. Teşekkür ederim.

Paradoks006 dedi ki...

Noterde her hangibir GBT işlemi yapılmıyor. Sizi bir kolluk gücünden yada askeri birlikten başkası tutuklayamaz. Güvenlik görevlilerininde herhangibi bir alıkoyma-tutuklama yetkisi yoktur.

Adsız dedi ki...

alah aşkına çekten yatanlar çıksın artık çocuklarımın pisikoljisi bozuldu çok zor durumdayız evim kira düşenin dostu olmuyor devlet büyüklerimiz bari anlasın bizi yalvarıyorum

Quite_scream__@hotmail.com dedi ki...

bu ınsanlar suçlu degıl borclu neden her zaman gundemı kurcalayan bos seylere oncelık verılıor ınsanlar evlerınden aılelerınden uzak hayatlarına dewam etmek zorundalar cevap veren yokmu neden ınternet sayfalarından takıp edıyoruz ve takıp etmek zorundayız kımse basın acıklaması gıbı herkesın kolaylıkla anlayabılecegı seylerı tercıh etmıyorda ınternet gıbı yollarla zaten kafası karısık ınsanlara bılgı verıyor bu soruların cevabını kım verecek benım amcamda bu sanssız kısılerın arasında artık cevap verme zamanı _?????? kım cevap verecekm _???

Schatsze dedi ki...

arkadaşlar benim cezam kesildi parayı taksitlendirebir veya ödesm cezam kalkarmı

Nihatgungor dedi ki...

Allah ödeme niyetli bütün çek borçlularına önce sabır sonra da ödeme kolaylığı için özgürlük versin.özgürlüğünde ödeme sıkıntısı çekenbir insan nasıl olurda ceza evindeyken bu borcunuöder aklım almıyor. BÜTÜN ÇEKBORÇLULARI ARKADAŞLARIMA SABIR DİLİYORUM. ayrıca bir sorum da var benimde çek borcumdan dolayı cezam kesinleşti.temyiz süremde geçti temyizden dilekçem geri döndü. borcumu da ödemek istiyorum ancak zamanaihtiyacım var ve taahütile taksitle bu borcu nasıl öteleyebilirim saygılarımla.

Ustaoglu1973 dedi ki...

merhabalar abim şirket müdürlüğü yaptığı şirketin çeklerinden ceza evinde yatıyor toplam altı dosyası vardı 5941 nci maddeden 4 ünden cezası durduruldu 2 dosyasının hakimleri cezasını devamına karar verdi abim 2 dosyaya tebligattan faydalanmak için dilekçe gönderdi mahkeme ağır cezaya gönderdi neyapmalıyız anlamıyorum .bu hakimler kanunlara göre karar vermiyolar galiba yardımcı olursanız sevinirim.

Leylagokce dedi ki...

GOKCE79

MERHABA BENDE İÇERİĞİNİ KESİNLİĞİNİ BİLMEDEN ÇEK KULLANAN ARKADAŞLARDANIM.
KULLANDIĞIM İİN OKADAR PİŞMANIMKİ ANLATAMAM.ÇEKLERMİN BAZILARINI ÖDEDİM 2 TANE DAHA VAR YALNI MEBLALARI BÜYÜK OLDUĞU İÇİN ÖDEME GÜÇÜM DÜŞÜK BEN DEVLET BÜYÜKLERİMDEN YENİ YAPILAN ÇEK YASASINDAN İSTEDİĞİM SONUCU ALAMADIM.AF GELSİN DEMİYORUZ AMA ÖDEME SEÇENEKLERİ VE KOLAYLIKLAR CEK MADURLARI İÇİN DÜZGÜN BİÇİMDE YAPILANDIRILMASI LAZIM.KİMSE CEZA EVİNDE YATMAK İSTEMEZ İNSAN PİSİKOLOJİSİ BOZULUYOR HAYATA UMUTSUZ BAKIŞLAR SERGİLİYOR.YAPILANDIRILMA OLURSA OLANAKLARIMIZLA BERABER ÖDERİZ.CEZAEVİNDE KİMSE BUNU ÖDEME YAPAMAZ.ÇEK YASASI YENİDEN YAPILANDIRILSA ÇOK İYİ OLUR.DEVLET BÜYÜKLERİMİZDEN BU KONUNUN ÜZERİNDE LÜTFEN EN KISA SÜREDE ÇALIŞMALARINI VE YAPILANDIILMASIN BEKLİYORUZ.

Sebnemasigi dedi ki...

arkadaşlar babamın 14 adet çek dosyası vardı mahkemeye gönderdiği ve sayesinde çıkdığı dilekçe örneğini buraya yazmak istiyorum diğer arkadaşlarda faydalanabilsin diye



T.C.
ADALET BAKALIĞI
E TİPİ KAPALI CEZA EVİ İNFAZ KURUMU MÜDÜRLÜĞÜ KANALI İLE ÜMRANİYE İST. ……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………….
KONU : İnfazın durdurulması, tahliyenin sağlanması, temyizin dışarıdan verilmesi
Dosya No : …………………………………………………..

Sayın Başkanım ;
Yukarıda dosya numaralarını verdiğim davamla ilgili ;
1- Yargıtay ceza genel kurulunun 07/11/2006 tarihli ve 2006/6-123 Esas, 2006/229 sayılı ilamı ile Yargıtay 8’inci dairesinin 13/07/2009 gün 2009/8068 E, 2009/10789 sayılı ilamı ve Yargıtay 2’nci ceza dairesinin 2009/48834 E , 2010/930K. Sayılı ilanları dikkate alındığında Anayasanın 40/2 C.M.K’nın 34/2 , 231/2 , 232/6 ve 291/1-2 maddeleri uyarınca karar ve hükümlerde başvurulabilecek kanun yolu, süresinin ne zaman başlayacağı, mercii, başvuru şekli ve kanuna başvurulmadığında hükmün kesinleşeceğinin tereddüte yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesinin gerekmesi. karşısında sanığın yokluğunda verilen kararda sürenin ne zaman başlayacağı , başvuru şekli ve kanun yollarına başvurulmadığı taktirde hükmün kesinleşeceğinin açıkça gösterilmediği bu sebeple kararın kesinleşmediği.
A) İzmir 13’ncü Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/976E, 2010/482K 17/1/2011 ek karar.
B) Bursa 12’nci Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/259E, 2009/560K 25/1/2011 ek karar.
2- Gıyapta verilen kararın sanığa 7201 sayılı Tebligat. Kanun 35. Maddeye göre tebliğ edilerek kesinleştirildiği anlaşılmış isede, anılan maddein uygulanabilmesi için gerekli ön şarttan veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre daha önce bulunması veya tebliğ yapılmamış ise söz konusu kanun 35. Maddenin son fıkrasında gösterilen istisnai durumlardan birinin oluşmasının gerekli olmasının gerekli olması karşısında, gerekçeli kararın tebliğ için sanığın bilinen son adresine çıkartılmıştebligat bulunmaması sebebi ile anılan kanun maddesi uyarınca doğrudan yapılan tebligatın geçerli sayılmayacağı. Bu hususun tebligat tüzüğünün 55/2 maddesi . Yollamasıyla 28. Maddesinde de adres araştırmasına yönelik olmak üzere belirtilen şartları yerine getirilmeden yapılan tebligatın geçerli sayılmayacağı bu hususun Yargıtay 10. Dairesinin 01.12.2004 tarih 2004/20415-12070 sayılı ilanındada kabul edildiğini, Kartal 2. Asliye ceza mahkemesi 2008/1112E, 2009/525K. 28.01.2011 ek karar.
3- Anayasa 40. Maddesine göre Anayasada tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanı isteme hakkına sahiptir.
4- C.M.K. ‘nın 34/2-40147-176-177, 223/2-A 231/2 232/6 276 275 291/1-2 , 309
5- C.M.K. ‘nın 268 maddesinden yararlanmak. İleride telafisi mümkün olmayan zararlara Sebebiyet verilememesi açısından Marmaris İcra mahkemesi 2009/54E , 2010/137K. Nolu dosyada 04/04/2011 tarihli ek karar.
6- Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü 25/3/2011 gün 2011/3180/15876 sayılı yazısı dikkate alındığında 1412 sayılı Ceza Mahkemeleri Usulü Kanun 311/1 maddesi. Yine Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 12.04.2011 gün ve 2011 4118/19083 sayılı ilamında 5271 sayılı kanunun 42. Maddesi uyarınca temyiz taleplerinin inceleme görevleri yargıtay’a ait olduğu, infazın durdurularak gönderilmesi gerektiğini açıkça belirtilmiştir.

NETİCE ve TALEP : Yukarıda belirttiğim kanun maddeleri, Yargıtay ilamları Tebligat kanunu ve tüzüğü emsal kararlar göz önüne alınarak dosyanın eski haline getirilmesine, infazın durdurulmasını, tahliyemin sağlanmasının ve Beraatimin ve temyiz. Hakkımın dışarıdan verilmesinin gereğini yüce yargı ve makamınızdan saygılarımla arz ve talep ederim


Hükümlü
Tc kimlik numarası
İsim
İmza.


el yazısından bilgisayara dökdüğüm için bazı hatalar olabilir kusura bakmayın elimizde emsal teşkil edicek mahkeme kararları mevcut mail adresimi bırakıyorum mail adresimden bana ulaşacak kişilere taratıp mail olarak atabilirim emsal kararları. sebnemasigi@gmail.com

hakan dedi ki...

arkadaşlar merhaba. bir şirketin ortağı değil resmi şirket müdürüydüm. çeklerden dolayı davalar açıldı. takip edemedim ve kesinleşti. buna göre yenıden yargılama talep edeceğim. ortak olmayıp şirket müdürü olan kişiler için yenıden yargılama dilekçe örneği olan varsa lütfen bana e-mail göndersin. teşekkürler.
hx_savas@hotmail.com

Cüneyt dedi ki...

Hakan bey
dilekçe örneğini mail adresinize gönderdim

hakan dedi ki...

teşekkür ederim aldım e-mailinizi. cok sağolun doldurup buna göre kendım takıp edecğim. saygılar.